No Name

No Name
@kfy2147
Öğretmen
Lisans
Diyarbakır
71 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Bakara Suresi
29 O ki, yeryüzünde bulunan bütün varlıkları sizin için yarattı. Sonra da göklere yönelerek onları yedi gök olarak düzenledi. O her şeyi bilir. Bu "yedi sema"nın tefsir ve yorumunda başlıca iki düşünce vardır: Birisi yerden Venüs'e kadar bir; Venüs'ten Merkür'e kadar iki; Merkür'den Güneş'e üç; Güneş'ten Merih'e yahut yine yerden Merih'e dört; Merih'ten Jüpiter'e beş; Jüpiter'den Satürn'e altı; Satürn'den daha ilerisine kadar yedidir ki, sonradan keşfedilmiş olan Üranüs ve Neptün gezegenleri ve daha keşfedilmesi mümkün olanlar hep bu yedinci hudud içinde demektir. Yedi semâ"daki diğer düşünceye gelince: Dünyanın üstünde bütün yıldızların süslediği maddî âlemin hepsi bir semadır. Yedi semanın birincisidir. Ve bunun ötesinde bundan başka altı sema daha vardır. Bunlar ruhanî ve akla uygun olarak düşünüldükleri zaman fezanın cisimlere uygunluğu gibi aralarında uyma ve uygunluk kavramı daha açıktır. "Biz dünya semasını yıldızların zinetiyle süsledik." (Saffât, 37/6) ifadesi de bunda açıktır. Ve İslâm'da tefsir âlimlerinin en büyüklerinin kanaatları budur. Sonra mi'rac hadiselerinde de semaların böyle ruhanî mânâlarına işaret vardır. Cenab-ı Hak her an bunların çeşitli durumlarını tesviye etmektedir. Ve bu tesviye maddî şeylere bağlı değildir ve hiç şüphesiz yeri yaratması üzerine de bunlara bir özel tesviye vermiş ve arz üzerinde yaratacağı insanların yaratılması ve sonra onların faydalanmaları için meleklerine emirler vermiş, tesirler yaptırmış, âlemin fezasında cereyan eden yeni bir sünnet açmıştır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bakara Suresi
29.ayet Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O’dur. Sora göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenleyen de O'dur. O, herşeyi çok iyi bilendir. Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas ve bir kısım sahabiler özetle şunları söylemiş, kâinatın yaratılması safhalarını şöyle zikretmişlerdir: "Allah'ın arşı suyun üzerinde bulunmakta kli. Suyu yaratmadan önce, yaratıldığı beyan edilenlerden başka birşey yaratmamıştı. Yaratıklan var etmeyi dileyince sudan duman (buhar) çıkarttı. Buhar suyun üzerine yükseldi. Allah ona "Yükselen" anlamına gelen "Sema" ismini verdi. Sonra suyu kuruttu. Onu bir tek kütle haline getirdi. Sonra onu parçaladı. Onu, pazar ve pazartesi günlerinde yedi yer haline getirdi. Yeryüzü sarsıldı. Bunun üzerine dağlan var ederek sarsıntıyı durdurdu. Yeryüzünün dağlarını ve orada yaşayacak olanların rızıklarını, salı ve Çarşamba olmak üzere iki günde yarattı. Böylece yeryüzünün yaratılması dört günde tamamlanmış oldu. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Bu duman, suyun buharlaşmasından meydana gelmişti. Allah onu bir tek sema yapmıştı. Sonra onu yayarak Perşembe ve Cuma günlerinde yedi gök haline getirdi. "Birleştirme" anlamına gelen Cuma gününe bu ismin verilmesi: O günde göklerle yerin yaratılmasının birleştirilmesinden ve dumanlanmasındandır. Allah, her göğe emrini vahyetti. Yani her gökte Melekler ve diğer yaratıktan var etti. Sonra yeryüzü semasını yıldızlarla süsledi. Yıldızlan hem bir süs aracı hem de gökyüzünü şeytanlardan koruyucular olarak var etti. Allah, dilediği şeyleri yarattıktan sonra, arşına yükseldi. Bu görüşü zikreden sahabiler şu âyetleri okumuşlardır: "Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sahif dağlar yerleştirdi. Orada ırmaklar ve istediğiniz yere şaşırmadan gidebilmeniz için yollar yarattı. Nahl sûresi, 16/15 "Ey
Bakara Suresi
23 Kulumuz (Muhammed'e) indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir Sûre meydana getirin. Eğer iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın. Ey müşrikler, eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz nurdan, apaçık delilden ve hakkı batıldan ayırdeden Kur’an’ın âyetlerinden şüphe ediyorsanız, bu Kur'an'ın surelerinden brine benzer bir Sûre meydana getirin. Çünkü sizler, belagat ve fesahat sahibi, edebiyatta ilerlemiş insanlarsınız. Allah’tan başka size yardım edecek kimseleri ve size yön verenleri de yardıma çağırın da bu Kur’an’ın surelerine benzer bir Sûre meydana getirin görelim. Taberi diyor ki: "Allahü teâlâ bu âyet-i kerime’yi, kavminin müşrik ve münafıktan ve ehl-i kitabın kâfir ve sapıklarına karşı Resûlüllah'a bir delil ve bir hüccet olarak zikretmiştir. Bunlara demiştir ki: "Ey Arap müşrikleri ve kitap kâfirleri, eğer sizler, kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an âyetleri, aydınlatan nurlar ve ikna eden delillerin benim tarafımdan gönderildiği hakkında şüphe ediyor da Muhammed'e iman etmiyorsanız ve söylediklerinde ona iman etmiyorsanız, onun delilini çürütecek başka bir delil getirin de görelim. Çünkü sizler biliyorsunuz ki her Peygamberin, doğruluğunu ortaya koyan delili, bütün yaratıkların, benzerini getirmekten âciz oldukları bir delili getirmesidir. Muhammed'in doğru söylediğini ve Peygamberliğinin hak olduğunu ortaya koyan delil de, sizlerin ve yardimlaşacağınız herkesin, benzerini getirmekten âciz olduğunuz bu Kur'andır. Sizler, belagat, fesahat ve diyanet ehli olduğunuz halde bunun benzerini getirmekten âciz olduğunuza göre sizin dışınızdaki insanların, bunun benzerini getirmekten daha âciz olduklarını çok iyi bilmiş oldunuz. Böylece sizin için kesin oldu ki Muhammed'in bu Kur’an’ı getirmeye gücü yetmez. O bunu uydurmuş da
Uhud Savaşı
Sahih Rivayetlere Göre Hz. Peygamber’in Hayatı Okçular, müşriklerin yenildiğini görünce Abdullah b. Cübeyr’e “Ganimet, ganimet, arkadaşlarınız üstün geldi, daha ne bekliyorsunuz” dediler. Abdullah ise, “Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in size söylediklerini unuttunuz mu?” deyince “Vallahi, kesinlikle insanların yanına varıp ganimetten pay alacağız” cevabını verdiler. Sonra da ganimet toplamaya gittiler. Süddî’nin mürsel bir rivayeti, okçuların tepeden inmesinden sonra olan olayları anlatıyor. Müşriklerin süvari birliğinin komutanı olan Hâlid b. Velîd, Müslümanları arkadan sarmak için uygun fırsatı yakaladığını görmüştü. Müşrikler de bu kuşatma... Müslümanları iki yönden de kuşattılar. Bu nedenle Müslümanlar, ilk pozisyonlarını kaybedip plansız bir şekilde savaşmaya başladılar ve birbirlerini bile ayıramaz duruma geldiler. Bu yüzden Huzeyfe b. el-Yemân’ın hatta birbirlerini bile ayıramaz duruma geldiler. Bu yüzden Huzeyfe b. el-Yemân’ın yaşlı babası el-Yemân’ı aralarındaki oğlu “Baba” diye bağırırken üzerine atılıp öldürdüler. Peşinden oğlu Huzeyfe şöyle demiştir: “Allah sizi affetsin. O merhametlilerin en merhametlisidir.” Müslümanların yiğitliği ve ateşli savaşmaları, organize bir plana göre olmadığı sürece fayda getirmiyordu. Bu yüzden meydanda teker teker şehit düşmeye başladılar. Artık Müslümanlar Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’le iletişimlerini kaybetmişlerdi. Ayrıca onun öldürüldüğü söylentisi de yayılmıştı. Bunun üzerine Müslümanlar dehşete düşüp şaşkına döndüler. Birçoğu savaş alanından kaçtı. Bazıları Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem’i kaybettikten sonra ölümü yaşamaya tercih ederek savaşırken, bir kısmı da savaşı bırakarak bir kenara çekilip oturdu. Bedir’e katılamadığına çok üzülen Enes b. Nadr, bu savaşanlardan biri olup şöyle diyordu: “Allah Teâlâ bana Resûlü’yle
Al-imran suresi
165- (Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir. 166-167- İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir. 168- Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler. Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız". 179- Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır. Allah'ın izniyle beraber, bir de müminleri bilmesi, (yani halk arasında ayırıp ortaya çıkarması), ve münafık olanları bilmesi, ayırt etmesi ve her ikisinin ona göre ecir ve cezalarını vermesi içindir. Bunda, böyle müminleri seçmek ve münafıkları ayırmak hikmetleri de vardır. O münafıklar ki, kendilerine geliniz Allah yolunda çarpışınız veya kendinizi ve vatanınızı müdafaa ediniz, yahut bizzat savaşmazsanız, bari çok kalabalık görünerek düşmana göz dağı veriniz de koğulmasına hizmet ediniz, denildi de. İbnü Abbas (r.a.) demiştir ki: "Bunlar Abdullah b. Übeyy ve arkadaşlarıdır."