Ne Saray'ın hikâyesini ne de o kadınların hayatını değiştirebilirlerdi belki, ama tıpkı Salma'nın anlattığı o Pierre Rabhi masalındaki sinek kuşu gibi, kendilerince bir katkıda bulunurlardı. Bir gün ormanda korkunç bir yangın çıkmış ve bütün hayvanlar çaresizlik içinde felakete bakıyormuş. Bir tek, küçük bir sinek kuşu, gagasıyla taşıdığı suyu alevlerin üzerine dökerek yangını söndürmeye çabalıyormuş. "Zavallı kaçık," demiş armadillo, "yangını böyle söndüremezsin ki." "Biliyorum," demiş sinek kuşu.
"Ama en azından payıma düşenı
yapmış olurum."
"Avaz avaz bağırarak istediği şey başka bir oda değil, başka bir hayat aslında. Çocukluğunuzda eksikliğini çektiğiniz şey sonsuza dek eksik kalır: Babasının masasında karnı doymayan bir kişi ömür boyu aç kalır."
Anne babası hastanede onu ziyarete geldiklerinde neden kendini bu duruma soktuğunu anlamadıklarını söylemişlerdi. "Her şeyin var," demişlerdi. "Ünlü bir avukatlık bürosunda bir işin, güzel bir dairen...” Peki, başka? diye düşünmüştü Solène acıyla. Hayatı başkalarına gösterilen bir örnek daireye benziyordu. Fotoğraf çok güzel görünse de en önemli şeyden yoksundu; içinde kimse yaşamıyordu. Aklına Marilyn Monroe'nun onu çok etkileyen sözü geldi: "Kariyer sahibi olmak iyi bir şeydir, ancak geceleri ayaklarınızı ısıtan kariyeriniz değildir." Solène'in ayakları buz gibi soğuktu. Kalbi de.
Jeremy’nin çok sevdiği ve Solène'in nedenini bilmeden satın almaya devam ettiği yapay aromalı Amerikan cipsleri de vardı. Solène cips yemiyordu. Bir film veya televizyon seyrederken cips paketinin sesini duymaya tahammül edemiyordu. Oysa bugün o sesi bir kez daha duyabilmek için neler vermezdi. Kanepede yanında oturan Jeremy’nin cips paketinin sesini.
“O işin başarılmasının imkânsız olduğunu bilmedikleri için başardılar."
Giulia henüz küçük bir çocukken okuyup sevdiği Mark Twain'in bu cümlesini hiç unutmamıştı.