Çamurun içinde debelenmeye mahkumken gözlerini yıldızlara doğru açacak bir kızın yolunda, o yıldızlara yaklaştığında ise sadece kendi içinde kavrulup yanan kürelerden başka bir şey olmadıklarını, ışıltılarının gözlerini nasıl da boyadığını anlayınca, geridönüşü olmayan bu yolda daha yol kat ederek onlardan uzaklaşdı ve bir daha onlara, çamurun içindeyken kalbini hızlandıran, onlardan biri olmak için her şeyini en ufak bir tereddüt bile etmeden vermesinin dahi mümkün ola bileceyini hiss etdiren bir hayranlıkla bakmadı. İstese bile bunu yapamayacağının farkına vardığında artık sonun başlangıcında gününü sadece ve sadece uyuyarak geçiriyordu bir zamanlar 5 saat uykunun bile kabul edilemeyecek bir zaman kaybı olduğunu düşünen Martin Eden.
Jack London'un da dediyi gibi saldırdığı stoik, üstinsan benzeri anlayışın belki de en iyi yansımalarından birine evrilen bu karakterin en yakın kara parçasına bin kilometre uzaklıkta bir okyanusun dibinde, yalnızlığın en derin noktasında ölmesi beklenirdi zaten.