| İşte şimdi gelecek soru çok önemli. Namazla hâlâ arası olmayan kardeşlerimiz ve sevgili okurlarımız, bu diyaloğu ne olur dikkatle okuyalım.
Enes b. Malik (r.a.) anlatmaya devam ediyor: "İçimizden biri sordu: 'Ya Resulallah! Veda Hacci'nda bile sana inananların sayısı yüz binleri aşmıştı. Kıyamete kadar gelecek olan Müslümanların sayısı çok çok daha fazla olacak... Peki, sen onların hepsini nasıl tanıyacaksın?' Allah Resûlü (s.a.v.) bir benzetme yaptı ve dedi ki: 'Sizin bir sürü atınız olsa, at larınızın alınlarında ve ayaklarında nişan gibi beyazlık yani sekilik bulunsa, siz kendi atlarınızı başka at sürülerinin içerisine salıverseniz, kendi atlarınızı o nişanlarından dolayı tanır mısınız tanımaz mısınız?' Sahâbe, "Tanırız ya Resûlallah!' dediler. Efendimiz (s.a.v.) bunun üze rine, 'Ben de bana iman eden kardeşlerimi, alınlarındaki ve ayaklarındaki abdest izlerinden tanıyacağım, dedi. Daha sonra Efendimiz (s.a.v.) ellerini açtı ve şöyle bir dua etti: 'Allah'ım! Beni görmedikleri hâlde bana iman eden iman kardeşlerimin yaptıkları bir iyiliği on katıyla sevaplandır.' Biz de hep bir ağızdan bu duaya âmin dedik."
Gün olur bir olay gelirse başa,
Kesip ümidi düşme telaşa...
Kereminden mahrum eder mi haşa...
Resûl'ün yaktığı meşale sönmez,
O kapıyı çalan eli boş dönmez.
Hırs, genel itibarıyla kötü bir haslettir. Türkçe karşılığı açgözlülük, doymak bilmeyen nefis, kanaatsizlik anlamlarına gelir. Fakat iki alandaki hırs caizdir; hatta bu iki alanda hırs olmazsa tam anlamıyla başarı elde edilemez. O alanlardan biri ilim, diğeri ise davettir.
Bir talebe ilme doyduğunu söylerse, orada hırs göstermezse, yani daha ötesini daha ötesini istemezse, ilimden nasibi fazlalaşmaz. Çünkü ilim bir okyanustur, derya gibidir; biz o deryadan ancak katreler alabiliyoruz. Nasibimizin artması için daha fazlasını istemeli, daha fazlasına erişmek için gayret sarf etmeliyiz. Davet sahası da böyledir. Davet, İslâm'dan mahrum olan yüreklere o dirilten mesajları duyurmaktır. Bu alan hırs isteyen bir alandır. Hırsı olmayan çabuk yorulur, erken bikar, karşılık lara takılır kalır, heyecanını yitirir. Ama davet meselesinin en iyi örnekleri olan sahâbeye baktığımızda, onlarda inanılmaz bir hırs görürüz. Eğer Ebû Eyyûb el-Ensârî'de davet hırsı olmasaydı, 93 yaşında ta Medine'den kalkıp İstanbul'a kadar gelmezdi . Eğer Ebu Talha'da bu hırs olmasaydı, 80 küsur yaşlarında cihaddan cihada koşmazdı..
Cihadın fikhını bilmeyen, mücadelenin farkını bilmeyen, imani anlamda sorunlarını çözmemiş biri aslında Müslümanların başının belasıdır. Bunu çok iyi anlayalım.
Mekke'nin fethi dediğimizde beş şeyin yok, beş şeyin var olduğu bir fetihten bahsediyoruz demektir.
| Beş şey yok, beş şey var. Nedir onlar?
Yoklar; ganimet yok, esir alma yok, intikam yok, saygınlığı zedeleme yok, büyüklenme yok.
Varlar; tevazu var,izzet var , adalet var, ikram var, tebliğ var .