Bir kere şu hakikati iyice kavrayalım: Varlığı, bugün okullarda öğretildiği gibi ikiye ayırıp canlı-cansız diye isimlendirmek İslâm'ın anlayışına uymamaktadır. Varlık, İslâm'da da ikiye ayrılır; ama şuurlu ve şuursuz diye ayrılır. Kâinatta hiçbir varlık yoktur ki canı olmasın. Bizim, varlığı böyle anlamamız gerekir. Bunu anladığımızda etrafımızdaki her şeyin bize şahitlik ettiğinin bilincinde oluruz. Çünkü her şey bir can taşımakta, can taşıyan her şey ise şahitlik yapmaktadır. Bu hakikati kavradığımızda Allah Resulü'nün (s.a.v.) bazı tavirlarını daha iyi anlayabiliriz.
Allah Resûlü (s.a.v.) dedi ki "Emirlerin yani idare sahiplerinin, güç sahiplerinin, bir yerlerde görevli olanların, kadıların, hâkimlerin hediye alması rüşvettir."
“Harp hiledir!” sözünü ilk kez Efendimiz (s.a.v.) burada söylüyor. Ancak biz bu hadisi biraz yanlış anlıyoruz. "Harp hiledir" demek, Islâm'ın ruhuna uymayan işleri yapabilirsin demek değildir. Düşman karşısında her şey mübahtir demek hiç değildir. Kastedilen, düşmanı mağlup etmek için strateji üretmek, doğru adımları atmak, onların zafiyetlerini kullanarak Müslümanların faydasına olacak işler yapmak demektir.
Efendimiz (s.a.v.) çok iyi biliyor ki hedefler büyürse himmet de büyür; hedefler büyürse adımlar da büyür. Hedefler büyürse ve onun altı doldurulursa, Allah'ın yardımı da gelir. Buna inandığı ve bunu bildiği için mü'minlerin gönül dünyasında, yüreklerinde, zihinlerinde he defleri büyütebildiği kadar büyütüyor.