Hayat hep bağ kurmak ve ayrılmak üzerinde kuruludur diyor Tuba Karacan Başlamak sonlandırmak ve tekrar başlamak. Adeta bir sarmal gibi…
Her insanın hayatında mutlaka yaşadığı ayrılıklar vardır, örneğin; sevgiliden ayrılma, doğumla beraber anne rahminden, o güvenli yerden ayrılma, bir çocuğun mezun olduğu okuldan ayrılması, bir şehirden ayrılıp başka bir şehre, doğduğumuz o evden ayrılıp yeni bir eve taşınma, ölüm ile gelen ayrılıklar…
Bu kitabı okuyanlar sadece biten sevgili ilişkisini okumayacak, aynı zamanda biten ilişkilerin yada başlayan ilişkilerin, bugün olan her kopuşun yada bütünleşmenin temellerinin atılan yegane yerin doğduğu ev olduğunu ve atılan o temellerin kırılganlığının yada gücünün de etkisinin aslında oradan geldiğini fark edecek.
Bu kitabı okuyanların yine fark edeceği başka bir konu; bulunduğumuz yeri terk etme cesaretini gösteremezsek yeni bir başlangıcın olmayacağını, hayata dair güçlenmenin yegane şeyin acı da olsa yaşanan ayrılıkların acısını tatmak zorunluluğunu, bazen tamamlanmak için eksilmemizin gerekli olduğunu fark etmemizi, hayatımızda yeni yollara çıkmak için ayrılıkların olmazsa olmazın gerçekleriyle yüzleşerek.
25. Sayfada:
“Ebeveynleriyle kurduğu ilişkide en alacaklı hissedenimiz en kusursuz ilişkiyi arayacaktır.” diyor.
Yani sevilmesi, kabul görmesi, onaylanması gereken yerde sevilmemiş, kabul görmemiş ve onaylanmamışsa insan ruhunda bitimsiz bir boşluk ve yoksunlukla hep kusursuzluğun peşinden koşacaktır diyor Tuba Karacan Ama ne nafile ki kusursuzluk diye bir şey yok bunu fark etmek var.
Kitap imkansız aşklara dair, veda etmeden sessiz sedasız biten ilişkilere, dijital ayrılıklara, aniden ortadan kaybolan sevgililere, kavuşmadan ayrılan ilişkilere, ideal partner arayan kişilerin aslında öyle birinin olmadığının gerçekliğiyle