• 112 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Bu kitabı büyük bir hevesle okumaya başlamıştım fakat kitap-merak duygumu tatmin etmediği için olacak ki- beklentimi karşılamadı.

    Kitap bir cinayetle başlıyor ve cinayetin kimler tarafından işlendiği daha kitabın en başında belli. Buna rağmen kitap akıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Santiago Nasar -cinayete kurban giden kişi- tecavüz ettiği iddia edilen kızın ağabeyleri tarafından öldürülüyor. Herkesin bu cinayetin işleneceğini duyuyor fakat kimse böyle bir durumun olacağına ihtimal vermiyor. Cinayeti iki kişi işliyor ama kimsenin bu duruma müdahale etmemesi, olayı şakaya almaları insanı katilin iki kişi mi yoksa tüm toplum mu diye düşündürmeden ettirmiyor. Kitap, insanı toplumun sorunlarını düşündürmeye yönlendiriyor. Okunmasi gereken tavsiye ettiğim kitaplardan.
  • 224 syf.
    ·9/10
    On küçük zenci
    (Bazı yazılarım ego kokabilir,ama bu anlatım olarak mizahi bir tarzı seçmemin sonucudur.Okurken bunu dikkate alın lütfen)
    Bu türle ilk ilişkim.
    Ufkumu genişletmek ve kitap dünyasının tüm çeşitliliğine ve cazibesine kapılmak için okuma alışkanlığımda bir değişiklik etmem gerekiyordu.Bu kitabı okuduktan sonra diye bilirim ki,artık bu zengin ortamı daha büyük pencereden gözlemleyebiliyorum.Umud ediyorum ki, bununla kitap seçme kararsızlığımı bir şekilde engelleyebileceğim.
    Her neyse anlayacağınız bu benim adamakıllı okuduğum ilk polisiye kitap.
    Polisiye türünde çığır açmış yazarlar kimlerdir diye sorsanız ben sadece Arthur Conan Doyle ve Agatha Christie’yi söylerim.Çünkü her yerde onların adına rastlıyorum.Ben de bir deneyeyim dedim.Robert Downer Jr’un baş rolünü oynadığı
    Sherlock Holmes filmini izlemeye karar verdim.Ne diyebilirim ki,taş gibi film.Bu tamamen farklı aynı zamanda heyecan verici bir deneyimdi benim için.Sonra ekran başına kitlendim.Başladım araştırmaya.Kitap okumadan önce film ve dizi izleyecek,kitap okumak için beklentimi ona göre ayarlayacaktım,yani basitçe planım buydu.Sonra "kimler?", "hangi kitapları var?","beyaz perdeye uyarlanmış olan kitapları hangisi?" sorularına cevap bulmaktı amacım.Daha sonra da tüm bir haftayı netflix’de dizi ve film izleyerek geçirdim.Ama bunlar başka konular.Polisiye kitaplarına olan ilk normal yaklaşım yolumu bu vasıtayla sağladıktan sonra(buna evin ilk tuğlasını dikmek olarak düşünebilirsiniz)geriye uygun kitabı seçmek kalıyordu.Bu noktada baya dikkatli olmalıydım.Bu konuda birikimi olan insanların birikimi olmayanlarla aynı yanılgıya sebep olabileceklerini tam dikkate almalıydım.Başarılı olan bir kurgu aynı oranda zenginliğe sahip olduğundan bazı betimleme ve anlatıma yabacı olma olasılığım hayli yüksekdi.Bu konuda övgüyle bahseden biri sayesinde de birikiminizi zorlayacak bir kitabın havasına kapıldığını farzedin.Gidip alıyorsunuz o kitabı,sonra okuyamıyorsunuz.
    Neyse anladınız zaten.
    (O zaman buna hazırlıklı olduğum için "kendi kitabını kendin seç" mantığıma bir puan daha ekliyorum.)
    Daha önceki tecrübelerimden biliyorum ki çok okunma=iyi eser mantığı tamamen saçmalıktan ibaret.Fakat arkadaşım On küçük zenci kitabının tam bana uygun uygun olduğunu ve 80 mln rakamını hakeden bir kitap olduğunu söyledi.Nihayetinde ikna oldum.Bu kitabı okudum.Sonuç mükemmel."Vampir edebiyatına olan ilk giriş" hüsranlığım burada yaşanmadı.(Ki o zaman alacakaranlık kitabını okumuştum.).
    Nihayet gelelim kitabın asıl incelemesine.
    İsim itibariyle bir az önyargım vardı.Çünki genelde mantıklı olarak kitabın kapak fotoğrafının ve isminin içeriği yansıtması gerekir.Bazı polisiye kitaplarında isim kitapla ilgili anlaşılmaz bir önyargıya sebep olabiliyor ki, tavsiyem ilk adımda ya bunu ya bir metafor olarak kabul etmeniz ya da hikayede karşınıza çıkmasını beklemeniz gerekir.Bu iki ihtimali her zaman göz önünde bulundurun.Yani ben bunu yapmayı düşünüyorum.Bu kitapta işe yaradı.
    Hikayemiz 10 kişinin birbirinden farklı sebeplerle Zenci adasına davet edilmesi minvalinde başlar.Baş karekter denilen bir şey yok ve biz her karakteri ayrı ayrı tanıyor ve yaşayacakları durumda nasıl tepki vereceklerini ve düşünce değişimlerinin hepsini okuyoruz.İşin güzel tarafı bu karakterlerin hiçbiri birbirinin karbon kopyası deyil ve hikayenin hiç bir yerinde de sırıtmıyor.Günümüz acemi yazarları farklı karakterlerin konuşma tarzını
    bile doğru düzgün yansıtamazken Agatha ablamız hikayedeki karekterlerin düşüncelerini anbean ustalıkla ortama,duruma göre ilerletiyor ve bu da gerçekçiliğin tavan yapmasına sebep oluyor.Bu gerçekten de böyle.Bu karakterlerin başta olan masum ve kendi hallerinde görünüşleri fazla yanıltıcı olabilir.Çünkü gerçekler ortaya çıkarken karektere iç dünyası yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve hikayenin sonu vurucu bir hal alıyor.
    Bir spoiler vermem gerekirse bu karakterler hepsi suçlu ve adaya davet edilme sebepleri psikopat birinin bunları öldürme derdinde olduğu mu?Sherlock tarzına benzer olarak burada karakter okuyucuya bildirilen bir eylem yapıyor hikayede bu şey bizi sırra yakınlaştıran şey oluyor.Mesela klişe bir örnekle pekiştirmek gerekirse örneğin

    Bu kitabı daha heyecanla okumak istiyorsanız tüm karakter eylemlerine bir anlam yükleyin ve kendi polisiye kurgunuzu hayalinizde canlandırın.Hikayenin sonunda etkilenmiyorsanız "bunu ben de tahmin etmiştim zaten" diyorsanız tebrikler.Dedektif filmi için senaryo seçmelerine katılmanızı tavsiye ederim.(Öyle bir şey varmı ya)
    Teknik konulardan devam edelim.
    Hikayenin baymak süreci hangi sayfalarda?
    Hikaye sıkıyor mu?
    Cevap:Hayır,hiç bir sayfa sıkmıyor.
    Tamamen gerçekçi bir hikayeye sahip.Uçuk kaçık hiper zekalı varlıkların dolaştığı karmakarışık ve içinden çıkılmaz bir olay örgüsü olanı hiç değil.Bu özetliyor zaten.
    Karekterlerin olaya yaklaşımları farklı dedim ya bu hikayede şekillenen olaylara farklı gözlerle bakmamız işini kolaylaştırıyor.Bunu da bizim için karakterler yapıyor.Zeki olanı da var doktor olanı ve diğerleri.Bundan sonrasını da kendiniz okursunuz artık.
    Ben olabilecek en az tanıtımla bu kitabı ilk elden(ikinci elden de olur.Sadece okuyun)deneyim etmenizi tavsiye ediyorum.
    Beğenmediğim nokta:
    Yok.Sadece finali böyle böyle daha vurucu olsaydı 9 verirdim.Ama vermiyorum.
    Puan 8.8
    İncelemenin sonu.
    Bu arada bazen bir kitabın incelemesini düzenleyebiliyorum.Çünki okuduktan sonra kitapla ilişkili kesmiyor bazen tekrar okuyor yeni detaylar keşfediyorum.
  • 240 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Okudum bitti. @arif.cansin bu güzel hediyesi için teşekkür ederim.
    Bir erkeğin kadın gözünden bakarak yazmaya çalışması çok hoşuma gitti.
    Benim beğendiğim yer de oldu beğenmediğim. Aslında güzel mesajlar verilmek istenmiş ama bana o duygu geçmedi.
    Bunun sebebi sanırım çok fazla diyalog olması aslında az olunca da sevmem. Lakin bunda aşırı fazla vardı. Beni en çok etkileyen günlük yazması oldu. Günlüklerinde o duyguyu hissettim ama oda çok kısa olmuş. Sevmediğim bir özellik daha anne olan birinin, kusura bakmasın da kızı için çok çaba sarf etmedi.
    Songül gibi olan bir çok insan var. Tecavüze uğrayıp susan, susmasa da kızının yanında olmayan o kadar aile var ki. Her şey namus değildir. Zaten her şeyi namus gözüyle bakan insanı iki kere sorgularım o insanlarda sevgi beklemek doğru gelmiyor. İlk düştüğünde senin yanında değil karşında olurlar. Songül 'ün ailesine bu yüzden çok kızdım. Elinden tutması gerekirken kızını ateşe attılar. Böyle aile olmasa da olur. Bir insanın önce kendine inanması lazım. Neler yaşarsa yaşasın tek başına mücadele etmesi lazım. Birinin bizim yanımızda olmasını elbette isteriz ama unutmamak lazım. Bir insanı güçlü yapan yanındaki kişiler değil kişinin kendisidir. Songül bir çok zorluk yaşamasına rağmen hayatta kalmak için çok çaba harcadı. Hayatta kalmak için uğraşan birinin de kızına çaba harcaması oda ayrı bir şeydi ya. Zaten sonuna kadar bu böyle devam etti. Son ters köşe olmuş. Çok şaşırdın mı diye sorarsanız hayır şaşırmadım çünkü belliydi biraz. Yazar ipucu vermişti. Kitabın devamı da varmış. Bakalım bir devam olacak.
    Evet kimler okudu?
  • Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde
    Bir türlü kendimi avutamadım
    Kaç gece ağladım böyle gizlice
    Ne yaptımsa seni unutamadım

    Kim bilir kimler var şimdi kalbinde
    Sen beni unuttun çoktan belki de
    Ben hâlâ yaşadığım eski günlerde
    Her şeyde sen varsın unutamadım
  • Ali Ulvi Kurucu rahmetli bir hatırasında kıble ve Kâbe ile ilgili şöyle bir olay anlatır:
    "Afganistan'ın Suudi Arabistan sefiri, şair bir dostumuz vardı. Cidde'de ikamet eder fakat onbeş yirmi günde bir mutlaka Medine-i Münevvere'ye gelirdi. Kütüphaneye uğrardı, görüşürdük. Bir defasında, Farsça bir şiir yazmış getirdi, okuduk.
    " Bu kasidenin şah beyti, taç beyti, en güzel beyti sizce hangisidir?" diye sordu... Gösterdim.
    "Aferin, dedi. Ben de öyle düşünüyordum. Bu beyit beni ağlattı ve hep ağlatacak."
    Beyitte şair Kâbe-i Muazzama'ya bir sual soruyor ve cevabını alıyordu. Mealen şöyle idi:
    "Ey Kâbe, niçin senin elbisen siyahtır, niye siyahlar giydin? Böyle niye karalara büründün?"
    Kâbe cevap veriyor:
    "Ey şair, benim hâlimi anlayan şair, derdimi soran şair, ben karalar giymeyeyim de kimler giysin? Mekke ahâlisi, sevgilim Muhammed Mustafa(sav)nın kadr ü kıymetini bilemediler. Onu gücendirdiler. O da gidip Medine'ye yerleşti. İştebe bunun için sevgilimden ayrı düştüğüm içine karalar giyiniyorum, matem tutuyorum."
  • 78 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Okudum bitti. Sabahattin Ali kalemini seviyorum ama bu kitabı diğer kitaplarına göre daha geride kalmış. İyilerini okudugum için bana basit geldi. Güzel konulara değinmiş. 5 hikayeden oluşuyor. Ben en çok sıcak su beğendim. Beni çok etkiledi hikaye. Üzüldüm. Kadınlara yapılan şeylere dayanmak zor. Diğer sevdiğim köpek hikayesi oldu. Hiç zararı olmayan bir canlıya zarar vermek çok kolay. Her zaman böyle insanlar var. Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara zarar vermeyi bir zevk haline getiren o kadar insan varki. Gerçi onlara insan bile denmez insan dışı bir varlıklar.
    Neyse kimler okudu bakalım?
  • İlk kez 1883 yılında yayınlanan Collodi’nin Pinokyo'su çok yönlü motifleri ve gelenekleri, gerçekle gerçek dışı arasında gidip gelen bir biçimde tek bir kapta birleştirilmiş bir kitaptır. Bu şekilde masalın temel elemanları olan iyi yürekli bir peri, dönüşümler, harika ülkeler ve fablın elemanları olan insan gibi davranan hayvanlar bu kitapta yer almıştır. Aynı zamanda çağını eleştiren bölümlere de rastlanır. Masalsı elemanların kullanılmasına karşın, halk masallarına karşı bir muhalefet göze çarpar. Bir zamanlar diye başlamasına rağmen, masallara alışkın olan çocukları uyarır ve içinde kral, kraliçe, prens ve prenses olmayan, tersine ateş yakmakta kullanılan tahtadan yapılmış bir kuklanın olduğu gerçeğe götürür (Krş. Doderer 1969).
    Evvel zaman içinde.
    Küçük okuyucularım bir ağızdan, “bir kral vardı!” diye bağıracaklar. Hayır, çocuklar bir yanlışlık yapıyorsunuz, vaktiyle bir tahta parçası vardı. Üstelik en iyi türden değildi, yalnızca rasgele bir tahta parçasıydı. Hani kışları sobalar ve şöminelerdeki ateşi yakıp odaları ısıtmak için kullanılan türden yani.
    Yazar bu şekilde masal ögelerinin cazibesiyle çocukları kitaba çekerken, onların gerçeklerden kopmamasını sağlamak için epik bir yöntemle anlatıcı olarak devreye girmiş ve gerçek dünyayla bağlantılarını sağlamıştır.
    Collodi Pinokyo'yu anlatırken 8 yaşlarındaki bir erkek çocuğun tanımlamasını yapar. On dört yaşına kadar sürecek bir eğitim sürecinin güçlüklerini hem çocuk, hem eğitimci, hem anne-baba, hem de toplum açısından vurgulamaya çalışır.
    Oyun ülkesinde çocukların en büyüğü on dört yaşındaydı, en küçüğü ise henüz sekizine basmamıştı.
    Collodi çocuğa belli ahlaki değerleri ve idealize özellikleri vermeye çalışırken ona aynı zamanda süre de tanır. Yaptığı tüm hatalara karşın pişmanlık noktasında anne figürü yüklenen iyi kalpli perinin ortaya çıkması, yazarın bu noktadaki hoşgörüsünü de vurgulamaktadır. Yazar ahlaki vicdanı bazı hayvanları konuşturarak seslendirir. Ve bu hayvanlara bilgelik de yükler. Konuşan çekirge, evden kaçıp gitmeye kalkan Pinokyo'ya yüzyıldan fazla yaşamışlığın getirdiği bilgelikle şöyle seslenir:
    Anne ve babalarına karşı gelen ve evden kaçan çocuklara yazıklar olsun. Onlar bu dünyada hiçbir işe yaramazlar. Hem eninde sonunda çok pişman olurlar.
    Buna karşılık Pinokyo şöyle karşılık verir:
    Burada kalacak olursam beni okula yollayacaklar. Bir yolunu bulacaklar ve sevgi ya da şiddetten yararlanarak bana ders çalıştıracaklar.
    Burada çocuğa eğitimde uygulanan sevgi ya da şiddet kozunun çocuk tarafından alımlanması vurgulanır. Aslında çocuk o dönemde en çok oyuna eğilimlidir. Çocuğun böyle bir isteği kendi ağzından farklı söylettirilerek eleştirilir.
    Dünyadaki bütün sanatlar içinde bana en ilginç gelen sadece biri var. Yiyip içmek, uyumak, kendimi eğlendirmek ve sabahtan akşama dek başıboş bir yaşam sürmek.
    Başıboş sözcüğünde eleştiri gizlidir. Buna karşılık yazar çekirgeyi konuşturarak, eleştirisini güçlendirir.
    “Sözünü ettiğin sanatı izleyenlerin hepsi de genellikle sonunda kendilerini ya hastane, ya da hapishanede bulur,” der.
    Ama çocuğun oyun tutkusu daha baskındır. Bu tutku ahlaki vicdanı bastıracak denli yoğun olduğu için Pinokyo çekirgeyi öldürür. Ancak bu davranışı açlıkla karşı kaşıya bırakılarak cezalandırılır. Bu cezayla Pinokyo bir süreliğine iyiye yönlendirilir. Ancak bu iyiye yönleniş, gerçek hayatın içerisinde onu yoldan çıkartacak birçok engelle doludur. Tiyatro oyununa gitmek için alfabesini satan Pinokyo'nun duyduğu azaba acıyan oyuncunun kendisine verdiği beş altını babasına götürürken karşısına çıkan Topal Tilki ve Kör Kedi bu engellerden ilkidir. Tilkiyle kedi herkese güvenilmeyeceğini gösteren iki semboldür, kitapta. Pinokyo'ya “Biz kandırmaca ülkesine gidiyoruz,” derken dolandırıcılıkları sembolize edilir. Pinokyo onların peşine takılarak yine hata yapmıştır. Ve bunun cezasını bir ağaca asılı kalarak öder. Ama iyi kalpli peri gelir, onu kurtarır. Çünkü Pinokyo çok pişmandır.
    Yazar kötülerin yanında toplum içerisinde belli bir konuma gelmiş kişileri de eleştirir. Hasta yatan Pinokyo'yu tedaviye gelen doktorlar görevlerini yapacak yerde sadece konuşurlar. Kendini dolandıran tilkiyle kediyi şikâyet eden Pinokyo'yu hapse atan yargıç da bunun bir başka örneğidir. Bir başka kentin imparatoru o ülkeyi fethedip, bütün suçluların özgürlüğe kavuşturulması emrini verdiğinde, Pinokyo'yla gardiyan arasında geçen konuşma çok ilginçtir.
    Böylece hapishane boşaldı. Pinokyo gardiyana, “Diğerleri çıkıp gittiğine göre,” dedi. “Ben de giderim. Buradan çıkmak istiyorum.”
    Gardiyan dudak büktü. “Oh, yok. Olamaz! Çünkü sen onların sınıfından değilsin.”
    “Anlayamadım.”
    Gardiyan, “Sen onlar gibi suçlu değilsin,” diye karşılık verdi. “Onun için seni salıveremem.”
    Pinokyo dayanamadı. “Özür dilerim ama ben de onlar gibi suçluyum.”
    Gardiyan, “Öyleyse,” dedi, “Buradan çıkmak istemekte çok haklısın.” Başından kasketini çıkararak saygıyla eğilip Pinokyo'yu selamladı ve sonra hapishane kapısını açarak onu salıverdi.
    Yaşadığı dönemde ünlü bir politikacı ve gazeteci olan yazarın, dönemine ve toplumun ahlakına dönük eleştiri saklıdır, bu konuşmada. Suçluların ödüllendirildiği, ama günlük hayatın sorunlarıyla uğraşan güçsüz, küçük adamın ezildiği bir toplum yapısına dönük eleştiri vardır, bu cümlelerde (Krş. Doderer 1969).
    Yazar kısa yoldan köşeyi dönme tutkusunu, emeği ön plana alarak eleştirir. Altınlarını ekerek altın ağacı çıkacağına inanan ve elindekilerden de olan papağan yapar bu eleştiriyi. İşte bunlara papağan güler ve şöyle der:
    Çünkü sen paranın fasulye ya da kabak gibi ekilip büyüyeceğine ve toplanacağına inanacak kadar aptalsın. Ya ellerinle, ya da kafanla çalışıp para kazanabilirsin ancak.
    Yazar toplum içinde kötülerle yapılan işbirlikçiliğinden de söz eder. Çiftçinin köpeği Melampo'nun tavukları çalmak için sansarla yaptığı işbirliği bunun en güzel örneğidir. Sansarlar kümesten tavuk ve yumurta çalmaya geldiklerinde, köpeğin ses çıkarmaması karşılığı, ona soyulmuş piliç verirler. Kılıfına uydurulmuş rüşvetin en güzel örneği de budur.
    Collodi, şımarık bir tüketicilik ve burnu büyüklüğün cezasını açlıkla verir. O güne dek yemek seçen ve her şeyi yemeyen Pinokyo, güvercinin sırtında babasını aramak üzere uzun bir yolculuğa çıkar ve bir süre sonra acıkır. Önünde yiyebileceği sadece kuşyemi vardır. Çok aç olduğu için kuşyemini yer bitirir.
    “Yeşil kuşyeminin bu kadar lezzetli olduğunu hiç bilmiyordum,” dedi Pinokyo. Güvercin gülümsedi. “Dünyayı öğreniyorsun oğlum. Gerçekten açsan ve yiyecek bir şey de yoksa yeşil kuşyemi bile sana lezzetli gelir. Dünyada açlık kadar iyi bir aşçı daha bulunamaz.”
    Pinokyo (aslında) yetişkinler dünyasına girme korkusunu da içinde taşıyan bir çocuktur. Tanımadığı bir adaya çıktığında kendi kendine söyledikleri bunu anlatır.
    Pinokyo kendi kendine, “keşke bu adanın adını bilseydim,” dedi. “Burada doğru dürüst insanların yaşadıklarından emin olsaydım. Yani küçük erkek çocukları, boynundan ağaca asmayan iyi insanlar! Fakat ortada böyle şeyleri sorabileceğim kimse yok. Acaba burada kimler yaşıyor? Belki de burası boş bir yerdir. Belki hiç kimse yok.”
    Dilenmenin ve yardım istemenin utandırıcı bir şey olduğunu bilen Pinokyo, yine de bunu yapar, ama geldiği arılar köyünde kimse ona emeksiz bir şey vermez. Arılar emeğin sembolüdür ve emeksiz kazancın olmayacağı düşüncesinin en büyük savunucusudurlar. Çalışmayı onursuzluk sayan Pinokyo'ya bir arı “Çok açsan kendi gururundan bir kaç dilim kesip yersin oğlum,” der.
    Çalışmaktan kaçışın çelişkisini yaşayan çocuğu bu dünyanın içine çekebilmenin yöntemini de verir, yazar. Burada iyi kalpli periyi devreye sokar ve iyi kalpli peri, çocuğu cezbedecek ödüller koyarak onu çalışmanın içine çeker. Ve ardından onu yetişkinler dünyasının içine götürecek, yani çocukluktan çıkartacak bir hedef koyar.
    “Hep bir kukla olmaktan bezdim! Diğer insanlar gibi benim de bir erkek olma zamanım geldi artık!” dedi Pinokyo.
    Peri sakindi. “Bu olanaksız değil. Eğer bunu hakedersen sen de bir insan olabilirsin.”
    Pinokyo çoşkuyla, “Gerçek mi?” diye sordu. “İnsanlığı hakedebilmek için ne yapmalıyım?”
    “Çok kolay!”
    “Kolay mı?”
    “Tabii. İşe iyi bir çocuk olmakla başlayabilirsin.”
    Hedefle birlikte yöntem de belirlenmiştir. İyi bir çocuk olmak, büyüklerin sözünü dinlemek, çalışkan olmak, doğru söylemek ve okula gitmek. Ardından bir meslek, sanat ya da iş seçmek. Seçme özgürlüğü çocuğa verilmiştir. Yetişkinler dünyasına girebilmek için çocuğa yüklenen ödevlerdir bunlar. Böylece idealize figür çizilmiş olmaktadır.
    Ama çocukluktan çıkış henüz gerçekleşmeyecektir. İç dünyasında onu cezbeden oyun oynama tutkusu onu oyun ülkesine götürür. Ama Aydınlanma anlayışı oyuna karşıdır. Pinokyo oyun ülkesinden bir eşek kılığında çıkar. Acılar çeker. Çalışmak istemeyen çocuk, zorla çalıştırılan bir eşek kılığındadır artık. Üstelik istemediği bir işte. Böylece sonunun ne olacağı da vurgulanır. Yine de yazar burada toplumsal hoşgörünün var olmasını vurgulayarak, yine periyi devreye sokar ve onu eşeklikten kurtarır.
    Yazar kitapta kaderciliğe karşı çıkmakta ve aklı vurgulamaktadır. Toplumdaki kaderciliğe ve onları buna yönlendiren politikacılara eleştiri de saklıdır. Pinokyo'nun, köpekbalığı tarafından birlikte yutulduğu orkinosla olan konuşması bunu anlatır.
    “Kaderimize razı olacağız. Köpekbalığının bizi sindirmesini bekleyeceğiz,” dedi orkinos.
    Pinokyo, “Ben sindirilmeyi istemiyorum!” diye bağırdıktan sonra ağlamaya başladı.
    Orkinos içini çekti. “Sindirilmeyi ben de istemiyorum tabii. Fakat kendimi teselli edecek kadar akıllıyım. Orkinos olarak doğduğuma göre, diyorum. Zeytinyağında ölmektense suda ölmek daha onurludur! İşte bu şekilde duruma dayanabiliyorum.”
    Pinokyo haykırdı. “Ne saçma söz!”
    Orkinos balığı, “bu benim fikrim,” diye karşılık verdi. “Bizim politikacı orkinosların da söylediği gibi düşüncelere saygı göstermek gerekir.”
    Kitap iyilerin ödüllendirildiği, kötülerin ise cezalandırıldığı masalsı bir haktanırlıkla sona erer. Topal numarası yapan tilki ve kör numarası yapan kedi, gerçekten kör ve topal olurlar. Pinokyo da bir sabah uyandığında kendini gerçek bir erkek çocuk olarak bulur. Ama kukla ortadan yok olmamıştır. Bir iskemlenin üzerinde durur. Kuklayla sembolize edilen çocuğun iç dünyasıdır. Böylece yazar aslında kuklayla çocuğun iç dünyasını tanımlamış ve eğitim sürecinden geçirerek yetişkinler dünyasına girmesini sağlamıştır.
    (Necdet Neydim)