• 266 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "İnsanlığın, söylencelere gereksinimi var."
    Bildiğinin doğruluğunu sınamaya ve tokat gibi çarpmaya yanılgısını. Bunu görmek zor olsa da reddetsek de kuvvetle hataları kabul etmeyi. İlerlemek, önce dinlemekten, sonra anlamaktan ve sorgulamaktan geçerek gerçekleşebiliyor.

    Her ülkede budalalık ölçüleri farklılık gösterir diyor yazar.
    Okudukça sorgulamalar hızla tıkırdıyor çarklarınızda. Kendi ülkenizin sınırlarını karşılaştırıyorsunuz. Hesaplaşmalara yöneltiyor elbet.
    Tehlikeli bir noktada kitap dolayısıyla. Toplatılması yasaklanması da bundan. Polonya'da hem Nazilerin hem de Kominist Dönemin yasaklarında kalmış kitap,taa ki Gombrowicz Arjantinde özgürce yaşamaya başlayana kadar. Bundan sonra günyüzüne çıkabilmiş ve hakettiği değeri de alabilmiş hızla. Çünkü modern klasik bir başyapıt. Böyle eserlerin önünde hiçbir baskı duramıyor. Günü gelince parlıyor ve okuyucunun önce gözünü kamaştırıyor ve nihayet de beynini...

    Kimler nasibini almıyor ki durumdan?
    Başta sistem, sınıfsal ayrıma sebep olanlar tabii. Ama bununla sınırlı kalmıyor. Dönemin büyük yazarlarının eserlerine de göndermeler var. Kendi itarafını kitabın içinde de yapıyor zaten;

    "Ama belki bu yapıt büyük başyapıtlara öykünmeden doğdu?"diyerek. Kafka, Canetti, Musil izlerini, göndermelerini hissettiriyor.
    İnsanlardaki ikiyüzlülüğe fazlasıyla takılmış durumda ayrıca, haksız mı diye de sorduruyor okurken size de...

    Ah, keşke biçimi bozulmamış bir tek yüz görebilseydim!

    Bu saçmalık içlerine işlemişti; heyecanlarında yapmacıklı, lirizmlerinde korkunç, duygusallıklarında çekilmez, alaylarında, şakalarında beceriksiz, atılımlarında iddialı, zayıflıklarında çok kötü görünüyorlardı. İşte böyleydi bunların halleri. Böyleydi halleri. Kendilerine yapmacıklı biçimde davranıldığına göre, yapmacıklı olmayabilirler miydi?"


    Eser zor, özellikle ilk 2 bölüm iflahımı kesti desem yanlış olmaz fakat yarım bırakamazdım inat ettim. İyi ki de öyle olmuş çünkü bu arada şifreleri yavaş yavaş çözülmüştü bende ve sonrası hem daha kolay, hem daha keyifli ilerledi.

    Bu büyülü eser daha bilinmeli daha çok okunmalı...


    Vakti gelmiştir, saati çalmıştır; biçimi aşmaya, biçimden kurtulmaya çabalayın!
  • Sen öğretme o keşfetsin seni.Jeopolitik konumunun önemini kendisi anlasın.Haksız mıyım ? Başından ne geçti,böyle bakma sebebin ne , kimler,neler güldürdü seni ? Boynundan hiç çıkarmadıgın o kolye neden bu kadar değerli ? Bırak, sen anlatma .Senin anlattıgınla beslenmesin.O anlasın seni .Parfüm şişesinin üzerindede yazıyor hangi çiçek özü oldugu ama yinede kokluyor insan anlamak için.Bekle ! Keşfedilmenin tadı hiç birşeyde yok.
  • 240 syf.
    Öncelikle kitaba yapılan eleştirilere saygı duymakla birlikte katılmıyorum.

    NİYE Mİ ?

    Kitabın adı; kadınlar güldür ma çiçektir, melektir, baş tacıdır değil ki! İçeriğinden farklı birşey beklemek yersiz.

    Kitap beni yer yer sinirlendirmekle birlikte midemi bulandırdı, yer yer de haklı buldum ve tebessüm ettim.
    Sinirlenmemin sebebi yazılan sözler değildi aslında , baş tacı ettiğimiz , ne kadar romantik adam dediğimiz, raflarımızda eserlerini bulundurduğumuz yazarlaraydı.
    Kimler vardı söyleyeyim ; Turgenyev, Hugo, Dumas, Zola, Çehov, Flaubert, Aristophanes...
    En ağır cümleleri sarf eden ve en sık göreceğiniz isim Jules Renard'tı neyin öfkesi böyle anlayamadım. Kadının adetinden, belden aşağısından vurmak, aklıyla dalga geçecek kadar ne yaşamış merak ettim doğrusu.

    Alıntıları yapılan yazarların eserleri ve eserdeki sayfa karşılıkları kitabın sonunda verilebilirdi. Yani dizin olsaydı fena olmazdı.

    Okunulabilir bir eser mi ? -Tabiki , farklı görüşlere açık olmak lazım , çok yönlü düşünmek için ve bu görüşlere karşı kendimizi savunmak adına kafamızda idealar oluşması için.

    Keyifli Okumalar,
  • Kendini felsefeye verenler, onu gençliklerinde bir eğitim olarak gördükten sonra bırakmayıp da fazla üstünde duranlar, kaçık diyemesek bile, bir tuhaf adam oluyorlar. En aklı başında olanları bile senin bu kadar övdüğün felsefe yüzünden devlete hizmet edemeyecek hale geliyorlar.

    En aklı başında insanları devletler o kadar kötü kullanıyorlar ki, böyle bir insanın ne hale düştüğünü anlatabilmem için ressamların cinsleri birbirine karıştırıp, yarı geyik, yarı teke birtakım acayip varlıklar çizmesi gerekiyor. Bir filoda ya da bir gemide şöyle bir şey düşün: Bütün gemicilerden daha güçlü kuvvetli bir gemi sahibi var, ama kulağı iyi işitmiyor, gözü iyi görmüyor, denizcilikten de pek o kadar anlamıyor. Gemicilere gelince, onlar da gemiyi sen daha iyi kullanırsın, ben daha iyi kullanırım diye birbirine girmişler, ama hiçbiri kaptanlığın ne olduğunu bilmez, bu sanatı ne zaman, kimden öğrendiğini söyleyemez. Üstelik bu sanatın öğrenilecek bir yanı olmadığını, vardır diyen olursa, ağzını, burnunu dağıtacağını söyleyecek kadar ileri gider. Bu gemiciler donatanın etrafını alıyorlar, yalvarıp yakarıyorlar, dümeni bana ver diye… Her biri bir başka ağızdan sıkıştırıyor onu. Donatan, geminin kumandasını kime verecek olsa, ötekiler onu öldürmeye ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Adamotuyla, içkiyle, daha başka şeylerle zavallı donatanı uyuşturup gemiyi ellerine geçiriyorlar, ne var ne yok aşırıyorlar, bol bol yiyip, kafaları çekiyorlar; gemiyi de böylesi gemiciler nasıl yürütürse öyle yürütüyorlar. Kimler donatanı sıkıştırır ya da kandırır, kendilerine kumandayı verdirirse, onları övgülere boğuyor, büyük denizci, eşsiz kaptan, usta gemici sayıyorlar. Kimlerin yardımı dokunmazsa, onları da bir işe yaramaz diye kötülüyorlar. Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki, gerçek kaptan havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgârları, daha birçok şeyleri bilen, gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Gemicilerin kimini razı ederek, kimini ezerek başa geçen bu adamlar, ne gemiyi yürütme ne de baş olma sanatının öğretimle, görgüyle edinilebileceğine inanırlar bir türlü. Gemilerde böyle kargaşalıklar olunca, gerçek kaptanın başına gelecek nedir? Başa geçen tayfalar ona dalgacı, geveze, işe yaramaz, kaçık demezler mi?

    Şimdi sen, devletlerin filozoflara neden değer vermediklerine şaşan adama bu benzetmeyi anlat ve asıl şaşılacak şeyin onlara değer vermeleri olacağını kafasına sokmaya çalış.
    Platon
    Sayfa 198 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • "'Biricik çocuğumun böyle olacağı hiç aklıma gelmezdi. Bilmiyorum, kimler sevgili çocuğumu yoldan çıkardı?'
    Küçük Kara Balık, 'Kimse beni yoldan çıkarmadı,' diye cevap vermiş, 'benim aklım var, kendim anlıyorum, gözüm var görüyorum.'"
    Samed Behrengi
    Sayfa 15 - Can yayınları
  • Ben ölürsem ölürüm bir şey değil;
    Ne olursa garip eşyama olur.
    Bir hayır sahibi çıkar mı dersin,
    Mektuplarımı iade edecek?
    Ya kitaplarım, ya şiir defterim?
    Yanarım bakkal eline düşerse,
    Kim bilir bu döşekte kimler yatar,
    Hangi rüyaları örter bu yorgan!
    El sırtında böyle zarif duramaz,
    Ismarlamadır elbisem, pardesüm;
    Her ayağa göre değil kunduram;
    Bu kravat ben bağladıkça güzeldir;
    Bu şapkayı kimse böyle giyemez.
  • 254 syf.
    ·7 günde·2/10
    Ve nihayet.
    Tek olumlu yorumumu başta yapacağım: Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler bölümü güzeldi. 70'li yıllarda yazdığı şiirlerle diğerleri arasında çok büyük fark vardı. Ben Ece Ayhan'ın 70'li yıllarını sevdim.

    Ece Ayhan'ı sadece lisede biraz tanımıştım sonra geçen aya kadar adını sanını duymamıştım ve geçenlerde duyunca merak ettim ve kitabını okuyayım dedim.
    Serbest şiir severim, okuduklarım, anlamadıklarım da oldu. Bence şiir öznel olmalı zaten. Kişi kendini, kendi için yazmalı. Zor olmasına da varım. Anlamaya çalışmak güzel oluyor. (Bu konuda Cahit Zarifoğlu çok iyi bir deneyimdi. Bulmaca gibi okuyordum. Ama onda bir düzen, bir ahenk, bir güzellik vardı, sevmiştim.) Ece Ayhan ne anlatmış, neden bahsediyor hiç anlamadım. Ve hiç hoşuma gitmedi. Bana hitap etmedi bence. Yoksa böyle ünlü birine laf etmek bana düşmez zaten. Ben anlayamadım, sevemedim, hayalkırıklığı yaşadım.
    Sakın siyasi görüşü nedeniyle olumsuz yorum yaptığım sanılmasın. Kitapları, şiirleri asla böyle yorumlamıyorum. En sevdiğim şairler Ece Ayhan'ın görüşünde.
    Olmadı ama tanıştığıma memnun oldum.
    Bu senenin ilk şiir kitabı oldu. Hadi bakalım daha kimler gelecek?..