İstanbul’da halk arasında "günahkar", "sarhoş" ve "kumarbaz" olarak bilinen, adı Nalıncı Mimî Dede (yahut benzer menkıbelerde farklı isimlerle anılan bir derviş) olan bir adam yaşardı. Bu zat, her akşam meyhaneleri gezer, içki satın alır ve "Bu gece bir adam az içecek" diyerek içkileri eve getirip helaya dökerdi. Aynı şekilde genelevleri dolaşır, buralardaki kadınların zamanını parayla satın alıp "Bu gece günah işlemenize engel oldum" diyerek evine dönerdi.
Halk ise onun dışarıdan görünen bu haline bakarak arkasından gıybet eder, onu dışlardı. Karısı bir gün ona:
"Efendi, sen böyle yapıyorsun ama öldüğünde cenazeni kimse yıkamayacak, namazını kılmayacak. Adın kötüye çıktı," der.
Nalıncı Mimî Dede ise tebessüm ederek karısına şu meşhur cevabı verir:
"Hatun, sen tasalanma! Benim cenazemi Sultan gelir kaldırır, namazımı da zamanın en büyük şeyhi kıldırır."
Padişahın Rüyası ve Keşfi
Gün gelir, Nalıncı Mimî Dede vefat eder. Mahalleli "Bir sarhoştan kurtulduk" diyerek cenazesine el sürmez, ortada bırakır. Kadıncağız çaresizce evde ağlarken, o gece dönemin Sultanı (Sultan I. Ahmed) rüyasında nur yüzlü bir zat görür ve birisinin cenazesinin ortada kaldığına dair bir işaret alır.
Sultan, sabah uyanır uyanmaz yanına vezirini (veya mürşidi Aziz Mahmûd Hüdâyî'yi) alarak tebdil-i kıyafet (kıyafet değiştirerek) İstanbul sokaklarına çıkar. Sorup soruşturarak cenazenin sahipsiz kaldığı eve ulaşırlar.
Hakikatin Ortaya Çıkışı
Sultan, kapıyı çalıp kadına durumu sorar. Kadın gözyaşları içinde kocasının aslında gizli bir Allah dostu (veli) olduğunu, parasıyla günahları engellemeye çalıştığını ama halkın onu yanlış anladığını anlatır. En sonunda da kocasının vefat etmeden önceki o sözünü nakleder: "Benim cenazemi Sultan gelir kaldırır demişti..."
Bunun üzerine Sultan I.