AhirZaman

AhirZaman
@kingmehdi
"Mehdi benim neslimdendir, Fatıma’nın evlatlarındandır." (Ebu Davud, Mehdi, 1; İbn Mace, Fiten, 34)
İslam olmadan Adalet Olmaz!
Müslüman düşünürler, fıkıh alimleri ve İslam siyaset teorisyenleri, İslam’ın yönetimde şart olmasını temelde şu ana gerekçelere dayandırırlar: 1. Hakimiyetin Allah’a Ait Olması (Tevhid İnancı) İslam inancına göre mutlak egemenlik, yaratıcı olan Allah’a aittir. Kur'an-ı Kerim'de yer alan "Hüküm ancak Allah'ındır" (Yusuf Suresi, 40) gibi ayetler, meşruiyetin kaynağının beşeri (insani) iradeler değil, ilahi irade olduğunu savunur. Bu görüşe göre: İnsanlar kanun koyucu değil, Allah’ın koyduğu adalet ilkelerini uygulayıcıdırlar. Yöneticiler halkın üzerinde mutlak bir güce sahip değil, Allah’ın mülkünde birer emanetçidir. 2. Adalet ve Liyakat Esası İslam siyaset düşüncesinin merkezinde adalet kavramı yer alır. Beşeri sistemlerin (kapitalizm, sosyalizm vb.) zamana, güce veya gücü elinde bulunduran sınıfların çıkarlarına göre şekillenebileceği ve bu yüzden zulme açık olduğu savunulur. İslam’ın getirdiği hukuk (Şeriat), zengin-fakir, güçlü-zayıf, yöneten-yönetilen ayrımı yapmaksızın herkesi eşit kabul eder. Yönetimin, kişisel hırslardan uzak, ilahi bir denetim bilinciyle (taktir, ahiret inancı) yürütülmesi gerektiği için İslam'ın şart olduğu ifade edilir. 3. İnsanın Kendi Kendine Yetersizliği İslam felsefesine göre insan, aklı ve iradesiyle muazzam işler başarabilse de, bencillik, öfke, hırs ve sınırlı öngörü gibi zaaflara sahiptir. İnsanların kendi koydukları kanunlar zamanla kendi çıkarlarına hizmet edebilir. Bu nedenle, toplumsal düzeni, insanı en iyi tanıyan "Yaratıcı"nın kuralları (vahiy) çerçevesinde yönetmek, toplumsal huzurun ve fıtratın (insan doğasının) korunması için bir zorunluluk olarak görülür. 4. Kamu Yararı ve Ahlaki Düzen (Maslahat) İslam hukuku, toplumun genel yararını (maslahat) ve beş temel esasın korunmasını amaçlar: Can, mal,
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyayı Ayakta Tutan Gayb Erenleri (Kutublar)
Tasavvuf Kültüründe "Ricalullah" (Gayb Erenleri) İslam tasavvufunda (sufizm), kâinatın manevi bir hiyerarşiyle yönetildiğine ve dünyadaki nizamın, huzurun bu gizli veliler sayesinde korunduğuna inanılır. Bu hiyerarşinin en tepesindeki kişiye Kutub (veya Kutbu'l-Aktab / Kutup Yıldızı) denir. Kutub (Aktab): Manevi alemin başkanıdır. Dünyanın ekseni gibidir; her dönemde sadece bir tane ana kutup bulunur. Dünyadaki manevi enerjinin ve ilahi rahmetin dağıtım merkezi olarak kabul edilir. Üçler, Yediler, Kırklar, Üç Yüzler: Kutba bağlı olarak çalışan, halkın arasında gizlenen, kimliklerini kimsenin bilmediği manevi görevlilerdir. Kırklar (Ebdal/Budala): Bir yer mekan değiştirdiğinde veya vefat ettiğinde yerine hemen bir başkasının atandığı, dünyanın dengesini korumakla görevli olduğuna inanılan gruptur. Hızır (a.s.): Bu görünmeyen hiyerarşinin ve darda kalanların imdadına yetişen "görünmez kutupların" en bilinen sembolüdür. 1. Kutub Çok İbadet Ederse Ne Olur? Sıradan bir insan için çok ibadet etmek sevap kazanmak, cennete yakınlaşmak veya manevi derecesini artırmak içindir. Ancak Kutub zaten manevi hiyerarşinin en üst basamağındadır (zirvededir). Onun ibadeti kendi şahsi yükselişi için değil, kâinatın dengesi ve insanlığın selameti içindir. Evrensel Rahmetin Vesilesi Olur: Tasavvuf inancına göre Kutub, ilahi feyzin ve rahmetin yeryüzüne dağıldığı "merkez akstır". Onun yaptığı fazladan ibadetler, dualar ve zikirler; yeryüzündeki belaların defedilmesine, berekete ve insanların kalplerinin yumuşamasına vesile olur. "Kulluk" Bilincinin Zirvesidir: Kutub, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) manevi varisidir. Peygamber Efendimiz’in ayakları şişene kadar ibadet edip, "Şükreden bir kul olmayayım mı?" demesi gibi, Kutub da ibadeti bir ödül beklentisiyle değil,
Din
İstanbul mutlaka fethedilecektir!
**"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur." **(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buhari, et-Tarihu'l-Kebir, IV, 258) İslam fıkhı ve hadis literatüründeki bazı rivayetlere göre, ahir zamanda İstanbul'un (Konstantiniyye) manevi veya yeniden bir fethi Hz. Mehdi tarafından gerçekleştirilecektir. Konunun detaylarını, kafa karışıklıklarını gidermek adına iki ana başlıkta inceleyebiliriz: 1. Fatih Sultan Mehmed ile Hz. Mehdi'nin Fethi Arasındaki Fark İslam alimleri, hadislerde geçen İstanbul fethini genellikle iki farklı olay olarak değerlendirirler: Maddi Fetih (1453): Fatih Sultan Mehmed’in gerçekleştirdiği fetihtir. Şehir kılıçla, toplarla, askeri deha ve stratejiyle (maddi güçle) fethedilmiştir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Onu fetheden komutan ne güzel komutan..." hadisi genel olarak bu fetihle bağdaştırılır. Manevi/Ahir Zaman Fethi: Kıyamete yakın bir dönemde, Hz. Mehdi'nin yapacağı fetih olarak rivayet edilir. Hadislerde bu fethin askeri güçten ziyade tesbih, tekbir ve tevhidle (yani manevi bir güçle, inançla) olacağı belirtilir. 2. Hadis Kaynaklarında "Mehdi ve İstanbul" Sahih-i Müslim gibi güçlü hadis kaynaklarında ahir zamanda İstanbul'un fethini anlatan rivayetler mevcuttur. Bu rivayetlerin öne çıkan özellikleri şunlardır: Savaşsız, Tekbirlerle Fetih: Hadislerde, Beni İshak’tan (veya Müslümanlardan) oluşan bir ordunun İstanbul'a geleceği, silah patlatmadan ve ok atmadan, sadece "La ilahe illallahü vallahü ekber" diyerek şehrin surlarının yıkılacağı (yani manevi olarak teslim alınacağı) anlatılır. İstanbul, 1453'te topraksal ve siyasi olarak fethedilmiştir. Ancak ahir zamanda, şehrin dejenere olması, manevi değerlerden uzaklaşması veya küresel güçlerin kültürel/siyasi etkisi altına girmesi
Din
Mehdi(a.s) geldiğinde Hurafe ve Bidatler Kalkacaktır!
Hz. Mehdi’nin gelişiyle ilgili en önemli vurgulardan biri, onun yeni bir din getirmeyeceği, aksine unutulmuş, tahrif edilmiş veya üzeri bidatlerle örtülmüş olan asıl İslam’ı (Asr-ı Saadet dönemindeki saf haliyle) yeniden ihya edeceği yönündendir. Dini yanlış anlatan, bidatler çıkaran ve insanları ibadetten soğutan kişi ve yapılara karşı Mehdi’nin nasıl bir tavır alacağına dair dini kaynaklarda ve İslam alimlerinin yorumlarında öne çıkan maddeler şunlardır: 1. Bidatleri Tamamen Ortadan Kaldıracak Mehdi’nin en büyük mücadelesi, dine sonradan eklenmiş hurafeler ve bidatlerle olacaktır. Kaynaklarda onun, Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnetini yeniden canlandıracağı ve sünnete aykırı olan tüm uygulamaları yok edeceği belirtilir. "O, hiçbir bidati bırakmayacak, hepsini ortadan kaldıracak; hiçbir sünneti de terk etmeyecek, hepsini ihya edecek." (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) 2. Dini Özüne Döndürerek Sevdirecek İnsanları ibadetten soğutan, dini zorlaştıran ve kendi çıkarlarına göre yorumlayan anlayışları yıkacaktır. İslam'ın kolaylık, müjdeleme ve sevdirme ilkelerini yeniden hakim kılacağı için, onun döneminde ibadetlere ve dine karşı muazzam bir yöneliş olacağı rivayet edilir. 3. "Ulema-i Sû" (Kötü Alimler) ve Din İstismarcıları ile Mücadele Edecek Geleneksel bazı yorumlara ve özellikle sufi/tasavvufi kaynaklara (örneğin Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye eserindeki yorumlara) göre; Mehdi çıktığında, dini kendi tekellerine almış, kalıplaşmış ve menfaate dayalı yanlış fetvalar veren bazı sözde alimler ve din adamları ona ilk karşı çıkanlar arasında olacaktır. Mehdi, bu statükocu ve dini tahrif eden yapıların nüfuzunu kıracak, onların yanlış fetvalarını hükümsüz kılacaktır. 4. Gerçek Adaleti ve Hükmü Uygulayacak Mehdi,
Din
Mehdi geldiğinde Tüm Borçlar Bitecek İnşaAllah !
Hz. Mehdi geldiğinde malı hesapsızca dağıtacak ve toplumda muazzam bir ekonomik refah yaşanacaktır. Hatta öyle ki, zekat ve sadaka verecek fakir insan bulunamayacaktır. Bu dönemin ekonomik ve sosyal yapısı hadislerde şu şekilde tasvir edilir: 1. Malın Sayılmadan, Avuç Avuç Dağıtılması Hadis rivayetlerinde Mehdi’nin cömertliği ve malın bolluğu şu ifadelerle anlatılır: "Onun döneminde mal o kadar çoğalacaktır ki, bir adam Mehdi’ye gelip 'Ey Mehdi, bana ver!' dediğinde, Mehdi onun eteğini taşıyabileceği kadar malla dolduracaktır." Mal artık bir güç veya sömürü aracı olarak istiflenmeyecek, ihtiyaç sahiplerine ve halka sayılmadan, ölçülmeden dağıtılacaktır. 2. Herkesin "Zengin" Olması (Gönül Zenginliği ve Maddi Refah) Hadislerde bu dönemde insanların sadece maddi olarak değil, manevi olarak da bir doyuma ulaşacağı belirtilir: "Allah insanların kalplerine bir zenginlik (kanaat) verecektir." Bu durum iki anlama gelir: Maddi Refah: Faizin kalkması, zulmün bitmesi ve bereketin artmasıyla (toprağın ürününü, göğün yağmurunu esirgememesiyle) temel geçim dertleri tamamen ortadan kalkacaktır. Gönül Zenginliği: İnsanlardaki hırs, tamah ve başkasının malına göz dikme duygusu yok olacaktır. Herkes elindekiyle mutlu ve tatmin olmuş hissedecektir. 3. Zekat Verecek Fakir Bulunamaması Mehdi dönemindeki adil paylaşım ve ekonomik adalet o noktaya gelecektir ki, insanlar zekat ve sadaka vermek için mallarını sokaklara çıkaracak, ancak "Benim buna ihtiyacım yok" diyerek bu yardımı kabul edecek tek bir fakir bile bulamayacaklardır.
Din