Trajediden kaçan, sıradan ve sadece görünürde var olan o kişi, benim için. Pindaros'un insanı tanımlarken söylediği gibi, bir gölgenin düşü değildir. Olsa olsa bir düşün gölgesi olur demişti Tasso. Çünkü bir gölgenin düşü an ve öyle olduğunum bilincinde olarak acı çeken, o kişi olmak ya da o kişi olmamak isteyen kişi, trajik bir kahraman olacak ve kendi ruhunun içinde trajik -ya da komik- kahramanlar yaratabilecek ve sonra onları yeniden yaratabilecek, böylelikle bir romancı olabilecektir; yani bir şair olacak ve bir öyküden, yani bir şiirden keyif alabilecek yeteneğe sahip olacaktır.
Özetleyecek olursak, her insan, yedi temel erdemi ve onların karşıtı olan yedi temel günahı kendi içinde barındırır ve onları kullanarak her türlü roman karakterini yaratabilir.
Balzac hayatını insanların arasında geçiren, vaktini başkalarında gördüğü ya da onlardan duyduğu şeyleri not ederek dolduran biri değildi. İnsanları kendi içinde yaşatıyordu o.
Eğer sanat yoluyla kahramanlar, yani acı çeken -trajik, dramatik ya da romanlara layık kişiler yaratmak istiyorsan, ey okur, çevrende yaşayanların dış görünümlerini gözlemlemeye kalkacağın yerde onlarla temas kur, elinden gelirse onları coştur, en önemlisi de onları sev ve bekle ki bir gün -belki de o gün hiç gelmeyecektir- ruhlarının en derin köşelerini gün yüzüne çıkarıp kendilerini çırılçıplak gözler önüne sersinler, bir çığlıkta, bir harekette, bir cümlede kim olmak istediklerini ortaya koysunlar ve sen işte o anı yakalayıp onu kendi içine sok ve bırak tıpkı bir tohum gibi filizlenip gerçek kişiliğine bürünsün, sahiden gerçek olan o kişiye dönüşsün.
Gerçek bir insan, bir anda, bir cümleyle, bir çığlıkla keşfedilir, yaratılır. Tıpkı Shakespeare'de olduğu gibi. Ve onu böylelikle bir kez keşfettiniz, bir kez yarattınız mı, onun kendisini tanıdığından çok daha iyi tanırsınız onu.