Sanat eseri, sanatçının kendisidir ama yaratma anında, geçici olan insancıl tutkuların tutsağı olmamalıdır, çok şey yitirir benliğinden.
Sanatçı, bilinçaltını bile bilinçle kullanabilen tek garip yaratıktır sanıyorum.
Aşk, bunca çağların bitiremediği bir ulu ağaçtır. Onsuz, çiğ kalan, kuru kalan, piç kalan bir yanımız vardır. Ne var ki aşk da tek başına sanatın amacı, ülküsü değildir, bir ulu, bir tükenmez konusudur; o kadar.
....
Sanatçı, aşk içindeyken de, aşkın, yani boğulan kendisinin de dışına çıkarak yazabilen kişi olmalıdır.
-Öte yandan bir tartışma sırasında ön plana çıkan insanlar sakince karar alanlar değil, bu konularda çabuk ve kolay bir şekilde başarıya ulaşanlardır. Zaten daha çok böyle insanlar beğenilmezler mi?
-Haklısın.
-Kharmides! Bu durumda gerek ruh gerekse de beden için hızlı hareket etmek, yavaş ve sakin hareket etmekten iyidir.
Trajediden kaçan, sıradan ve sadece görünürde var olan o kişi, benim için. Pindaros'un insanı tanımlarken söylediği gibi, bir gölgenin düşü değildir. Olsa olsa bir düşün gölgesi olur demişti Tasso. Çünkü bir gölgenin düşü an ve öyle olduğunum bilincinde olarak acı çeken, o kişi olmak ya da o kişi olmamak isteyen kişi, trajik bir kahraman olacak ve kendi ruhunun içinde trajik -ya da komik- kahramanlar yaratabilecek ve sonra onları yeniden yaratabilecek, böylelikle bir romancı olabilecektir; yani bir şair olacak ve bir öyküden, yani bir şiirden keyif alabilecek yeteneğe sahip olacaktır.