"İnsanın iyi olmak için akla ihtiyacı yoktur. Hatta bana zaman zaman bunun tam tersi olmalı gibi gelir. Çok zeki birini ele al, hemen hiçbir zaman iyi biri olmadığını görürsün."
Başlıktaki tavsiye ile başladım kitaba ve gerçekten de öyle oldu. Anlatımı yoğun ve uzun kitaplar arasında çerez niyetine okunabilecek bir kitap diye düşünüyordum. Hikayemsi anlatımı, muhteşem betimlemeleri, yalın dili ve gerçek hayattan yansıttıklarıyla aslında birçok türden etkiler taşıdığını ve düşündürdüğünü fark ettim.
Aslında her insanın kendi içinde kurduğu basit ama mutluluk veren hayalleri varmış. Kitaptaki ana karakterlerin de vardı.
"Arazi kırk dönüm. Küçük bir yeldeğirmeni var. Ufak bir kulübe, bir de tavuk kümesi. Kulübesinde mutfağı, meyve bahçesinde kirazları, elmaları, şeftalileri, kayısıları, cevizleri, biraz da böğürtleni var. Yoncalığı sulayacak kadar bol su da var." (s. 59)
Fakat ne yazık ki kitabın ismine ilham veren Rubert Burns şiirindeki gibi; "En iyi planları farelerin ve insanların/ Sıkça ters gider..."