• Rusların eliyle Kırım Hanlığına getirilen Şahin Giray, azledilmemek şartıyla hanlıkta kalmış ve Rusların himayesiyle çıkan isyanları bastırmış ve nihayet takip etmekte olunan planın sonuna kadar Rus hükümeti Kırım'ı kendi ülkesine ilhak etmiştir. Kırım'ın ilhakıyla hanlıktan uzaklaştırılan Şahin Giray bir müddet maaş ile avutulmuş ve iki bin kadar maiyetiyle Voronej'de iskan edilmiştir. Bir müddet sonra maiyeti azaltılarak tahsisatı kısıtlan Şahin Giray, daha sonra tahsisatı kesilerek kötü müamele görmüştür. Bunun üzerine Şahin Giray Osmanlı Devleti topraklarında oturmak üzere Katerina'dan izin istemiş ve derhal kendisine müsade edilmiştir. Osmanlı Devletine sığınan Rodos Adasında idam edilmiştir
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı
    Sayfa 494 - Türk Tarih Kurumu Yayınları
  • Büyük Petro'nun siyasetini takip ile İstanbul'u almak emelini besleyen II.Katerina, Türkiye'deki Rumları kendisine celb için ortanca torununun adını Kostantin koyup ona Kırım Krallığı tacını giydirmek istemişti.
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı
    Sayfa 469 - Türk Tarih Kurumu Yayınları
  • Osmanlılarla Rusya arasındaki asıl ihtilaf Kırım meselesi idi. Rusya bu hususta adım adım ilerleyerek bu yarımadayı elde etmek üzere bulunuyordu. Evvelce Kırım işinde Osmanlı hükümetini Ruslarla harbe teşvik eden Avusturya şimdi ise Ruslarla, Osmanlı arazisinin taksimi için birleşmişlerdi.
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı
    Sayfa 468 - Türk Tarih Kurumu Yayınları
  • 208 syf.
    ·3 günde
    Yazarlık ve yazarlar kıymetlidir gönlümde. Karşılıklı takipleştiğim Mehmet Bey'in yazar olduğunu ve kitaplarının olduğunu öğrenince mutlu oldum, gururlandım beni bir yazar takip ediyor diye. Elbetteki kitabını okuyacaktım ve temin ettim. Bir kapakta birleşmiş iki romandı aldığım; "Tuna'nın Türküsü" ve "Bir Gün".

    Tuna'nın Türküsü bir aile romanıydı. Soyismini Balkanların Deliorman bölgesinden, adını Tuna Nehrinden alan Tunahan adlı bir gencin üzerinden muhacir bir ailenin romanı. Kökleri hem Balkanlara hem Kırım'a dayanan ailedeki bireylerin hikayelerini kendi ağızlarından okuyordunuz ve sonuçta Tunahan'ın anlatımıyla bütünlük oluşuyordu. Tunahan'ın büyük dedesi 1917'de Romanya Cephesinde şehit düşmüştü ve dedesi onu hiç görmemişti. Mustafa Dedenin ricasıyla büyük dedesinin mezarını bulmak için Bükreş'teki şehitliğe giden Tunahan'ın gezisi oldukça güzeldi. Cengiz Dağcı esintileri olan romanı keyifle okudum. Yazarımız Mehmet Bey'in Balkanları da Kırım'ı da gezdiğini biliyorum, bu gezilerinin romanına katkısı güzel olmuş.

    Belki kendinizden belki dedelerinizden bir şeyler bulabileceğiniz tamamen bizden bir romandı. Memleket özlemi, aynı dili konuşanların, aynı inancı paylaşanların gönül bağı. Yurtlarından zorla çıkarılanların dramı...

    Annemin babasının dedesi de muhacirdir, vaktiyle Trakya'ya yerleşmişler. Devletin çıkarttığı şecerede Bulgaristan doğumlu görünüyor, eşi de Silistre doğumlu görünüyor. Romanda geçen bölgeye çok yakın. Dedem sağ olsaydı soracak çok sorularım olurdu. Bugüne kadar hiç merak etmemiştim.

    İkinci romanımız 'Bir Gün', bir aşk romanıydı. Üniversite öğrencileri Yavuz ve Tuğçe'nin aşkı. Samsun'da yaşanan bu aşkı okurken, bir yandan şehri de gezdiriyordu size yazar. Bu romanı okurken insan kendi üniversite yıllarını, arkadaşlarını anımsıyor. Tuğçe gibi İzmit'li olduğum için kendimden de bir şeyler bulduğum bazı yerler vardı. Bir çırpıda biten sürükleyici bir romandı.

    Bir romanın içinde hüzün veya mutluluktan gözyaşı döküyorsam, roman beni içine almayı başarmış demektir. Bu kitapta her iki romanda da gözlerim doldu. Duygulandım, ailemi ve köklerimi düşündüm. Güzel bir kitap yolculuğuydu, umarım sizler de seversiniz.

    Yolunuz açık, okurunuz bol olsun Mehmet Yılmaz...
  • 240 syf.
    İlk kitabı bulamamıştım alışveriş yaparken elimdeki kitap eski, Ötüken/90 basımı. Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm; Yansılar 2’nin yazılma süresinde Dağcı ve eşinin yaşadıkları, hisleri, yazma sancıları... İnanılmaz samimi yazmış bu kısımları. İkincisinde ise yine yürek dağlayan bir Kırım hikâyesi. Bir parça umutla beraber bizi o sürgün trenine, eski Kızıltaş’a, Kırım toprağına serpilen Türk çiçeklerine götürüyor.
  • 221 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Hazır bu ara hızını almış bir okuma ve inceleme enerjisine sahipken Cengiz Dağcı ve "ihtiyar savaşçı " üzerine iki kelam etmeden geçmek istemedim ..
    #SPOİLER
    Eğer Cengiz Dağcının toprak özlemini ve ne olursa olsun o toprağa dönmek hasretini bilmiyorsanız bu roman size boş gelecektir ..
    Kırım ve kırım Türkleri "tatarları" hakkında bir bilginiz yoksa ..
    Sürgün kelimesinin anlamını bilmiyorsanız zaten __okumayın _

    Dağcı ihtiyar bir savaşçı olarak köyüne döner .. bizde ay ışığı altında yaprakların arasından köy ışıklarına bakarız ..özlem vardır ,hasret vardır kavuşmak heyecanı vardır içimizde ..
    Ama kader kuralları yazılmamış bir oyundur ki ..köy kurşuna dizilmiş ,insanlar ağaçlara asılmış ..bir yıkım senaryosu oynanmış ve bitmiştir ...

    Sovyet devleti ve Kırım sürgünü yıllarında sağ kalan çocuklar ve Melek hanım ile tren vagonlarından , ölülerinizi eksilte eksilte sürgün bölgesine gönderirler sizi ..

    Kitap bu sürgün bölgesinde yeniden bir hayat bulma ve 45 yıl gibi uzun bir süre sonra tekrar toprağına yüz sürebilmek hatta toprağında ölmek adına bir yaşam hikayesi barındırıyor. .
    "Orada ölüleriniz bile bize lazım " denir neden ?? Çünkü siz bu toprağın gerçek sahiplerisiniz. ..
    Dedelerin bu mirasını değişen sovyet toplumunda torunlar ele alır ..çünkü onlara hiç bir zaman "unutma" alternatifi sunulmaz. .. bir toprak ve vatandaşlık davası vardır .. çadırlar kurularak pankartlar asılarak bu genç nesil öz vatanına sahip çıkacaktır ..
    "Sovyet vatandaşı "olduk dedikleri gün acaba iyi bir gün müydü? ..diye düşünüyorum hâlâ. . Sürgünden önce ne vatandaşıydılar ki ..bu acılara maruz kaldılar .
    Politikanın ve savaşın laneti vatandaşları mı ?

    Cengiz Dağcı Gurfuz doğumludur ve hikaye de burada geçer. .ne yazikki ihtiyar savaşçı gibi gurfuzda değil Londrada ölür. .son hasret yazılarını burada mutsuz yazar ,yalnız yazar,yazmaktan tükendiği anlarda bile "yansılar" yazar ..

    Tek sevindirici olan yaşarken değilse bile öldükten sonra Çok sevdiği toprağı Kırım 'a Kızıltaş köyüne defnedilmesidir ..

    Keşke ölmeden son bir kez daha görebilseydi ,son nefesini Londra pusunda değil de Gurzuf'un deniz kenarında alabilseydi ...

    Sevgi ve saygıyla andım ..
    Iyi okumalar ..
  • 320 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Tarihe meraklı biriyseniz eğer mutlaka okuyup faydalanmanız gereken bir eser. Kitap, soru cevap şeklinde ilerliyor. Ancak bir noktaya değinmem gerekiyor. Kitaptan tam anlamıyla bir şeyler öğrenebilmek için genel bir tarih bilginizin olması gerekiyor. Tabi ki bu “genel tarih bilgisi” kavramı da kişiden kişiye değişebilir. Kitaba dönecek olursak genel anlamda Türk tarihinin yanı sıra Avrupa, Mısır, Irak, Suriye, İran ve Kırım bölgelerinin genel durumuyla ilgili de pek çok şey öğreniyorsunuz. Bu bize Türklerin adı göçen bu bölgelere nasıl yerleştiğini ve ne şekilde örgütlendiğini görme açısından da bir fırsat veriyor. Bunların yanı sıra Asyadan Balkanlara kadar geçen süre zarfında Türklerin özellikle Fars kültürü olmakla birlikte diğer kültürlerle de nasıl bir etkileşim içerisinde olduğunu görüyoruz. İçerikle ilgili sözü çok fazla uzatmayım. Lütfen okuyun. Millet olarak sağlıklı bir tarih bilincine fazlasıyla ihtiyacımızın olduğu su götürmez bir gerçek.