XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu için en büyük sorunun, daha çok Orta-Avrupa olduğunu unutmamak gerekir. 1526'dan 1699'a kadar Osmanlı siyasî tarihi Orta-Avrupa sorunu etrafında dönmüştür. Kırımlılar coğrafî konumları sonucu, bütün kuvvetlerini kuzeyden gelen tehlike önünde toplamak istedikleri halde, Osmanlı hükümeti onları daima Orta-Avrupa savaş meydanlarına getirmek isteyecektir. Tatar süvari ordusu akınlarla düşmanın geri hatlarını bozma görevini üstlenirdi. Osmanlı Devleti'nin, Kuzey işlerini ertelemek zorunda kalması, ilkin Kazakların Karadeniz kuzeyindeki stepleri gittikçe daha yoğun Slavlaştırmalarına meydan vermiş ve nihayet burada onları egemenliği altına almak isteyen üç devlet -Türkiye, Polonya, Rusya- arasındaki mücadele, XVII. yüzyılı dolduran uğraşı sonunda Rusların yararına sonuçlanmıştır. Son olarak Kara Mustafa, Ruslarla mücadeleye bir an önce kesin bir çözüm bulmak için bütün kuvvetleriyle, Rusya üzerine yüklendi (Çihrin Seferi); imparatorluk için en önemli sorun olan Orta-Avrupa sorununu kökünden çözmek istedi (1683 Viyana Seferi) ve devleti Orta-Avrupa'da uzun bir savaşa sürükledi. Bu durum, devleti, Kuzey işlerinde ister istemez hareketsiz bırakacak, buradaki uğraşı yalnız Kırım Hanlığı'nın omuzları üzerine yüklenecek, Hanlık kuvvetlerinin Orta-Avrupa'daki ölüm kalım uğraşısı için harcanmasına neden olacaktır. 1683-1699 savaşı sonunda imparatorluğun ve hanlığın bir daha belini doğrultamayacak bir şekilde çöküşü, Habsburgları Balkanlar'a, Rusları Kırım'a, Karadeniz'e kadar getirecektir. XVIII. yüzyılda imparatorluk için Kırım ve Karadeniz'in savunması, başlıca sorun olacak ve Kırım Hanlığı düşünce (1783), ölçüsüz büyüyen Rus tehlikesi doğrudan doğruya İstanbul'u tehdit edecektir. Görülüyor ki, yüzyıl süren bir mücadelenin son kanlı dönemi olan