Halil İnalcık

Halil İnalcık

YazarÇevirmen
8.8/10
1.592 Kişi
·
5.046
Okunma
·
1.411
Beğeni
·
23454
Gösterim
Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminerler verdi.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.
Osmanlılar gâzilerdir ve galiplerdir. Fisebilillâh Hak yoluna durmuşlardır, gazâ malını cem' edip hakka harc edicilerdir ve Hak'tan yana gidicilerdir. Din yoluna gayretludurlar, dünyaya mağrur degullerdir ve şarktan garba İslam dininin açıcılarıdırlar.
Osmanlı Devleti bir gazî devleti olarak doğmuş ve bu geleneği sürdürmüştür. Fâtih Sultan Mehmed, 1461'de Trabzon dağlarına yaya tırmanırken şöyle demiştir:
“Bu zahmetler Allah içindir. Elimizde İslâm kılıcı vardır.”
Bazı tarihçiler, Barthold, Köprülü ve Wittek'in araştırmalarını görmezden gelip gazâ ideolojisi ve örgütlenmelerini tarihi bir faktör olarak hesaba katmazlar, bu ileri tarihçilik gibi algılanmaktadır. Aslında mitoloji, efsane, tarihi yürüten realitelerdir. İdeolojileri hesaba katmayan tarihçi, tarihi açıklamada yaya kalır.
Türk geleneğine göre, bir hükümdarın çocuklarından her birinin babasının yerine geçme hakkı vardır ve veraseti düzenleyen bir kanun olmadığı için onun meşruiyeti tartışılamaz.
Dilde, yer ve kişi adlarında "temizleme", Osmanlı dönemi külliyelerinden kalma mimarî eserlerin sistemli tahribi, bir kültür savaşı niteliğini almıştır. Yalnızca bu olay, Osmanlı yüksek kültürünün kitleler üzerinde nasıl derinliğine bir kültürleşmeye yol açtığını göstermesi bakımından kayda değerdir.
453 syf.
·Beğendi·6/10
Selam ola size akşamdan kalma ay haleleri ve dışarda ayaza gark olan kar taneleri .. İşte bir incelemeyle daha sizlerle beraberiz .. Bugün işe gitmediğim için kaleme alayım dedim bu incelemeyi .. Çok uzatmak niyetinde değilim .. Niçin bu kitaba inceleme yazıyorum önce onu bir açıklayayım .. Arkadaşım bu kitap "AZMANİSTAN" tarihi okuyacaksan çok güzel ama YETERSİZ bir kaynak .. Yani şu açıdan yetersiz ; tarih anlatımında unutulan pek çok nokta var ..Kısmi olarak yanlı bir anlatım söz konusu .. Ben bunlar unutulmasın diyerek vurdum sazın bağrına tezeneyi .. Üstünkörü bir araştırma yapıp- pekte araştırma yapmadım ama- sizler için derledim gerekenleri.. O yüzden şimdi şurda anlatacaklarımın kitapla HİÇ AMA HİÇ İLGİSİ YOK ! Dolayısıyla spoiler da yok ! Bununla beraber kitabın da nesnel ve TARAFSIZ bir Amerika tarihi ile alakası yok ..

Hiç tarih sevmeyenler için kısa ve uygulamalı bir drama sahnesinden sizlere kitabın konusunu açmam gerekirse .. Sayın cevizkabuğu, bu insanlığa illallah dedirten , orayı burayı sömürüp bir zaman sonra gözünü anavatana çeviren ingilizler kendi aralarında da didişip düzen -nizam - dirlik komayınca kendi memleketlerinde ,napalım napalım diyorlar .. Biniyorlar gemilere alıyorlar soluğu Amerika'da .. Pek tabii sadece onlar değil .. Sadece onlar olur mu ? Çinlinin, Caponun , Fransızın falan başı kabak değil ya ! Onlar da parsayı bölüşelim diyerekten atlayıp geliyorlar kıtaya .. İlk zamanlar herşey çok güzel tabii.. Tüm kaynaklar bakir .. Bolluk bereket topraktan fışkırıyor falan fistan gülistan .. Sonra sonra aslen doğalarında olan aç gözlülükten dolayı bu milletler topluluğu ikiye ayrılıp vuruşmaya başlıyorlar kendi aralarında .. Senin anlayacağın Kuzey Tellioğulları , Güney ise Seferoğulları .. Amerika YEŞİL VADİ .. Al sana Amerikan iç savaşı cicim=)) Burdan start alan macera ile kıta içinde önce kendilerinin sonrada yerlilerin çanına ot tıkıyorlar .. İşte burda devreye ben giriyorum işi gücü OLMAYAN bir kardeşiniz olarak.. Şu anlatacaklarımın kitapta esamesi dahi yok .. Yahu arkadaş bu kadar yamukluk yapmışsın tarih boyunca, kanunsuzluğun , eşkiyalığın ve dünyanın jandarmasıyım diyip her türlü haksızlığın sözlük karşılığı olmuşsun , katliam denince adı seninle beraber anılır olmuş ; hadi bir, üç, beş olsa diyeceğim ki tamam .. Kaç üç kaç beş ?!?! Sadece yerlilere yapılanları LÜTFEN anlatıp geçmiş kitap ..

Bakın bu kitabı okurken bilip de aklınızın bir köşesinde olması gereken bir kaç tarihi olayı YER isimleri ile ben iliştireyim şuraya ...

TEXAS , ARIZONA, NEW MEXICO , KALİFORNİYA , NEVADA , UTAH, WYOMING 1848' de Meksikadan ZORLA ALINDI ! (dedelerimin kanını yerde kor muyum ulan ben !! ) Hawai de sonradan topraklara katılan zorla alınmış bir bölge..

ŞİLİ : "ULUSAL KAYNAKLARI MİLLİLEŞTİRME" politikası yürüten Salvador Allende' nin katli .. Seçimle başa gelen Allende'yi içerdeki işbirlikçilerinin yarattığı kaosla yıldırmaya çalışan CIA' in faşist diktatör Pinochet 'ye el vermesi sonucu 30 bin muhalif stadyumlarda infaz edilerek öldürüldü ..

FİLİPİNLER : 1890 larda İspanya'yla savaşan Filipinler'e , AZMANİSTAN sözde yardım ederek , kendilerine bağımlı hale getirip sömürgeleştirmeye kalktı .. Filipinlilerin ulusal kahramanı Emilio Aguinaldo olayın iç yüzünü anladı ve direndi.. Sonuç : Tuzağa düşürülen 15bin Filipinli öldürüldü .. Bugün AZMANİSTAN' ın bölgede pek çok askeri üssü var ..

KÜBA ,: İspanya ile Küba'nın savaştığı bir dönemde AZMANİSTAN benim gemimi batırdın diyip İspanya' ya savaş ilan etti.. Sonrasında İspanya'yı yenip her ne akla hizmet ise Küba'yı işgal etti?!?!? Faşist ve AZMANİSTAN yanlısı generaller sultasında idare edilen Küba 'da bu devir Castro gelene dek devam etti .. Baktılar ki baş edemiyorlar bu kez ambargo yoluyla yola getirmeye çalıştılar .. Che'nin falan öldürülmesini bilmem anlatmaya gerek var mı ?!? Domuzlar Körfezi harekatı falan ..

PANAMA : Kolombiya'dan kopardıkları Panama topraklarında kukla ve AZMANİSTAN yanlısı bir devlet kurdurdular .. Bu devlet de Panama Kanalı'nın işletilmesini AZMANİSTAN'a verdi .. Ülkedeki gençler ayaklandı .. İsyanlar kanla bastırıldı .. Daha sonra tekrarı yaşanmasın diyerek AZMANİSTAN tarafından bölgeye paralı asker yetiştirilmek üzere bir okul açıldı .. Mezunları bu ve benzeri olayları bastırmak üzere bolca kullanıldı .. 1989' da CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışıp uyuşturucu ticaretinin kantarının topuzunu tam ayarlayamayınca ülkesi AZMANİSTAN tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

NİKARAGUA 'nın ulusal servetleri yani madenleri ve ormanları AZMANİSTAN tarafından sömürülmekteydi .. Bu işe bir dur diyen çıktı .. İsmi Augusto Cesar Sandino idi .. Küçük çaplı başlattığı gerilla hareketi çok etkili oldu .. Hareketin hem kendisi , hem de harekete gelen yardımlar çığ gibi büyüdü. Halk tarafından benimsendi .. Buna müteakip AZMANİSTAN bölgeden çekilmek zorunda kaldı ama kahpeliğin bini bir para ..Sonrasında evinde pusu kurdukları Sandino'yu öldürdüler.. Kim ya da niye diye sorma caniko ! Sonuç : Nikaragualılar bugün halen daha mücadeleye devam ediyorlar ..

SALVADOR ve HONDURAS da üç aşağı beş yukarı aynı senaryolar.. Diktatörlere karşı ayaklananların üzerine ,hakimiyet sözü verilen diktatörlerce hep ordu sürüldü .. Bu arada 1977' de El Salvador’daki askeri yönetime yeşil ışık yakan AZMANİSTAN 70 bin Salvadorlu'nun ölümüne sebep oldu..

VENEZUELA : Sömürü düzeninden hakkını almış ve almaya devam etmiş bir başka latin Amerika ülkesi .. İsmi , Maracaibo Gölü civarında selden korunmak amacıyla sütunlar üzerine ve dolayısıyla su üstünde inşa edilmiş evleri Venedik'e benzeten ve zamanında ülkeye gelen conquistadorlar tarafından verilmiş.. Küçük Venedik demek .. Conquistadorlar kim dersen , onlar da eski zamanın AZMANİSTAN halkını sömüren İspanyol fetihciler .. İşbu ülkede de AZMANİSTAN rahat durmamış Chavez' i devirmeye kalkmıştır ..

İRAN : Esasen bu leş kargalarına ve kurdukları "Yağma Hasan böreklerinin" ikram edildiği talan düzenine en iyi ve istikrarlı bir şekilde direnen ülkelerden biriydi .. 1950 lerde petrolü MİLLİLEŞTİRMEK isteyen Musaddık darbe ile indirildi..Yerine arabacı Pehlevi geldi .. AZMANİSTAN kısa periyotta kazanır gibi görünse de Pehlevi'nin yerine darbe sonucu gelen mollalar ile ölümcül bir düşman yaratmış oldu .. Ha yalnız AZMANİSTAN' ı arkasına alan Pehlevi , ingiltere , fransa ve AZMANİSTAN ile petrol antlaşmaları yapıp MİLLİLEŞTİRİLMESİNE müsade edilmemiş zenginlikleri satıp savarak AZMANİSTAN'a borcunu ödedi ..

KONGO : Öncesini Karanlığın Yüreği kitabına yaptığım incelemede ( #28491745 ) zaten anlatmıştım .. 1960 ' da demokratik bir seçimle başkan seçildiğinde Patrice Lumumba, AZMANİSTAN ile ilişkileri gözden geçirmeye karar verdi.. AZMANİSTAN şirketlerinin ülkeyi sömürmesine razı olmadı .. Bilin bakalım ne oldu ? Yine kiralık ve satılık yerli işbirlikçiler vasıtası ile ülkede karışıklık çıkarıldı .. Sonrasında General Mobutu'nun darbesi ile alaşağı edilip öldürüldü ..

JAPONYA : ATOM BOMBASI ATTILAR GARDAAAŞ !! Daha nossun ?

GUEATEMALA : 1950'de milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company’yi MİLLİLEŞTİRMİŞTİ. Akçeli işler sakata binmişti sizin anlayacağınız .. Ne oldu diye sorma .. Diktatörün ismi Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas.. Ölü sayısı : 200 BİN sivil Guatemalalı..

VİETNAM : Çekik gözlü bu kahraman insanlar tokatı bastı AZMANİSTAN 'ın yüzüne ama bilanço çok ağırdı : 4 MİLYON ÖLÜ .. Ayrıca AZMANİSTAN, My Lai köyünde mart 68' de gerçekleştirdiği katliamda silahsız 400 sivili çoluk , çocuk , kadın demeksizin katletti .. Cesetlerini dahi parcaladılar ..

Afganistan : USAME BİN LADİN ve saz arkadaşlarını Sovyetler'e karşı savaşsın diye eğittiler .. 3 - 4 MİLYAR DOLAR yardım yaptılar .. Sonra kendi elleriyle düzenledikleri 11 Eylül olaylarını bu herifin üzerine yıkıp Afganistan'ı işgal ettiler .. Yine kendi elleriyle şimdiki İŞİD denen maymunlar sürüsünün ataları olan Taliban denilen tiplemeleri yarattılar ..

Daha tonla var da , son bir tane daha yazayım haydi .. Bunlar övünmeyi çok seven insanlar biliyorsunuz .. sentrıl intelicıns ejınsi dedikleri , güneş gözlüklü zibidi ajanların olduğu bir istihbarat birimleri var .. Sözde uçan kuştan haberleri var bunların ..İşte , sözde bu zırtoların raporları doğrultusunda AZMANİSTAN ,1998' de Sudan'da bir silah fabrikası bombaladığını açıkladı .. Bombardıman sonrasında fabrikanın bir ASPİRİN FABRİKASI olduğu ortaya çıktı ..

Bizim liberal bülbüllerin anlata anlata bitiremediği özgürlükler ülkesi AZMANİSTAN işte budur esasen .. Bu saydıklarım işin siyasi kısmının sadece küçük bir bölümü.. IMF , Dünya Bankası gibi kurumları , küreselleşme diye yutturulan azgın kapitalizmi , doymak bilmez kürsel şirketleri , GDO lu gıdaları falan başımıza musallat eden hep bu manyaklar .. Kitabın kapağında kızılderili emmiyi gördüğümde ben bunları da okucam diyerek sevinip almıştım .. Ben yandım sen yanma caniko !

Ha bu arada bu AZMANİSTAN' ın yaptığı hiç mi iyi birşey yok ? Oktay Sinanoğlu cevap versin ..

"Dünyaya demokrasi , insan hakları , hoşgörü diyen batının kendisi bu kelimelerin baş harfini dahi bilmez .BATININ TARİHİ KATLİAMLARLA DOLUDUR . AMERİKA İKİ ÖNEMLİ ŞEY ÜRETİR : FİLMLER VE SİLAH! İkisi de dünyayı fethetmek için kullanılır ...

- ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM !
- Efendim Tuco Herrera ?
- Bir üçüncüsü daha var örtmenim !
- Neymiş o ?
- DEATH METAL !!


Eh tatlı ekşi bizim bağın KORUĞU , YAVUZ HIRSIZ AZMANİSTAN' a da TOKATI , AZMANİSTAN'ın bağrından kopan , sizin bitli deyip burun kıvırdığınız bizim tayfa atar ancak!!

AL SANA AMERİKA !!!
LONG LIVE DEATH METAL !! FORZA İŞSİZLİK !!

https://www.youtube.com/watch?v=WAjiigDftE8

Haaa bir de bunların YANLIŞ BİLİNEN bir Boston çay partisi olayı var .. Onu da yeterince alkol aldığım bir gün buraya ekleyip ,sizlere anlatıcam KİKİRİKLER ..
453 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Kitap, 1607 yılının Kasım ayında, bugünkü ABD topraklarındaki bir limana yanaşan ve içinde sadece erkeklerin bulunduğu üç gemiden inen insanların bu topraklara ayak basmasıyla başlıyor. Ve bugün tüm dünyayı etkisine almış bir süper güç olan ABD'nin 1607 yılından başlayıp, 1950 'li yıllara kadar olan yaklaşık 350 yıllık tarihini anlatıyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap, sanki tarih kitabı değil de, bir hikaye veya bir masal kitabı gibi müthiş bir akıcılıkla yazılmış. Olayları derinlemesine ve çok kapsamlı bir şekilde anlatmasına rağmen kesinlikle sıkılmadan ve müthiş bir merak içerisinde okunuyor.

Bu geçen 350 yılda, bu topraklarda yaşanan olumlu ve olumsuz tüm olaylar sırasıyla aktarılıyor. Toprakların fethi, katliamlar, kölelik, demokrasinin tüm aşamaları, savaşlar, siyasi , sosyal , dini değişimler, sanayii ,endüstri, tarım ve ekonomi alanlarındaki tüm gelişmeler, teknolojik icadlar ve bunların günlük hayattaki kullanıma geçirilme aşamaları...kısaca söylemek gerekirse, sadece ABD'nin değil neredeyse tüm insanlığın bu süredeki her yönden ilerleme ve gelişmesi de anlatılıyor.

Peki bütün bunlar nasıl başlıyor derseniz, maalesef ki bütün bunlar, katliamlarla başlıyor. Üç türlü katliamla. İnsanların ( yerliler dediğimiz Kızılderililer), hayvanların (kürk ticareti için) ve ormanların (kereste ticareti için) katledilmeleri her şeyin başlangıcı oluyor bence.

Koloni dönemi, bağımsızlığın sağlanması ve arkasından birliğin oluşturulması, demokrasi, siyasi ve sosyal kişi halk ve özgürlükleri, ekonominin temel yapısının kurulması, insanların refah düzeyini artıran sanayii , zirai ve endüstriyel gelişmeler ve bu konulardaki sayısız yeni icadlar, İç savaş dönemi, nihayetinde dünyaya son şeklini veren iki büyük savaş ve dünyadaki en büyük güç olmanın hikayesi. Ve daha ne ayrıntılar. Çoğunu aylar boyu araştırmaya kalksak bile bulamayacağımız müthiş bilgiler.

Genelde incelemelerimin mümkün olduğu kadar spoiler içermemesine dikkat ederim. Ama burada herkesin affına sığınarak üzerinde çok düşündüğüm iki bilgiden bahsedeceğim. Bunlar kitaptaki bilgilerin belkide sadece on binde biri bile değildir ama ben burada paylaşmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, başkanlık seçimlerinde bir kişinin iki dönemden fazla seçilmeme meselesi. Çok ilginçtir ki biz bunun yasak veya yasaya aykırı olmasından dolayı olduğunu biliyorduk. Oysa bu durumun, ikinci dünya savaşı yıllarında başkanlık yapan Franklin D. Roosvelt'e kadar geçen yaklaşık 150 yılı aşkın bir sürede sadece ilk başkan George Washington'dan kalma bir geleneğin eseri olduğunu kitaptan öğrendim. Düşünebiliyor musunuz bu süre zarfında hiç bir başkan, yasal hakkı olduğu halde , gerek kendi isteğiyle gerekse de partisinin isteğiyle bu geleneğe bağlı kalarak üçüncü defa başkan olmak istemiyor. Bu durum, ülkemizdeki, ölene kadar siyasi parti başkanı olarak kalmak veya ölene kadar iktidarda kalma hırsı içindeki siyasileri düşününce insana çok ilginç geliyor değil mi?

İkinci bahsedeceğim bilgi ise, ABD nin bağımsızlık mücadelesine başlamasına esas olan çaya konulan vergi konusu. Eğer İngiltere kralı 1770'lerde çaya o vergiyi koymasaydı veya koyduğu vergiden vazgeçseydi, bugün dünya üzerinde ABD isminde bir devlet olur muydu ? veya o durumda, bugünkü dünya düzeni nasıl olurdu acaba ? sorusudur. İnanın bana kitabı okurken bu konu sık sık aklıma geldi. Buradan şunu anladım ki tarih bazen çok basit olaylarla değişiyor.

Kitap hakkında çok daha fazla yazmanın gereği olduğunu sanmıyorum. Yazdıklarım kitap hakkında yeteri kadar bilgi veriyor sanırım.
Ben, özellikle tarihe meraklı olanların, ayrıca da bugünkü dünya düzenine nasıl gelindiğini merak edenlerin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ve herkesin de bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
512 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Tarihçilerin kutbu Halil Inalcık'dan kutup bir eser. Kafanızdaki padisah algısını yıkacağından eminim eğer kitabı okursanız.
“Has-bağçe” veya “has bahçe” saraylarda hükümdara ait olan, sadece hükümdarın ve maiyetindekilerin girebildikleri mekândır; “ayş ü tarab” da müzikli eğlence ve ziyafet demektir. Halil Hoca’nın kitabına isim olarak seçtiği “Has-bağçede ‘ayş u tarab” ise, has bahçede hükümdarların huzurunda yapılan müzikli ve içkili âlemlerdir. Hemen her şark milletinde görülen “ya ifrat, ya tefrit” âdeti gereği, saray hayatı konusunda bizde de hep uçlarda dolaşma merakı vardır. Bir kesim Osmanlı zaptiyeliğine ve din polisliğine soyunup imparatorluk zamanını dualarla ve şerbetlerle donanmış gibi göstermeye çalışır, diğer kesim ise bilgi yokluğu ve okuyup öğrenmeyi zahmet sayan bir tenbellik içerisinde saray hayatının “aşırılıklarla dolu olduğu” iddiasında bulunur. Dolayısı ile, “Saraylarda yaşayanlar da hepimiz gibi etten-kemikten insanlardı. Onların da zaafları vardı. Dinin yasakladığı keyif verici maddeleri kullandı iseler dinden çıkmamış, sadece günah işlemişlerdir. Özel hayatları ile devlet adamlıklarını karıştırmak hatâdır” diye pek düşünmezler. Halil Hoca, eserinde Türk devletlerinde, dolayısı ile de Osmanlılar zamanında hükümdarların tertip ettikleri eğlence meclislerini ayrıntıları ile anlatıyor. Kaynak olarak “sâkînâme” ve “işretnâme” gibi içkiyi konu alan kitapları, “tezkîre”leri, tarihleri ve divanları kullanıyor. Bazı padişahların, meselâ İkinci Murad’ın içki merakını o zamanın kaynaklarından aktarıyor ve hükümdarın hayata, oğlu Mehmed’in, yani sonraki senelerin Fatih’inin düğününden sonra “aşırı yiyip içme” yüzünden veda ettiğini yazıyor.
Fatih Sultan Mehmed’den bahsederken de “...Fatih’in saray bahçelerinde yaptırdığı kasırlarda işret meclisleri düzenlediğine kuşku yok” diyor. Sonra, “Dünyanın dağdağasından kurtulmak için nedîmler ve servi boylularla işret meclisine yöneldiğini gösteren beyitleri, sadece bir edebî mecâzdan ibaret değildir. Avnî (Fatih’in mahlâsı), güzellikler karşısında “dîn ü îmânın zabtedemez” diye yazıyor ve Fatih’in şiirlerinde geçen eğlence, içki ve hattâ esrar ile ilgili beyitleri nakledip diğer hükümdarlarla ilgili daha yüzlerce örnek veriyor. Osmanlı sarayını ya “ibadethâne” yahut “sefahat mekânı” şeklinde görenlerin üstâd Halil İnalcık’ın “Has-Bağçede ‘Ayş u Tarab”ından öğrenecekleri çok şeyler vardır. Böyle daha nice eserler vermesini temennî ettiğim Halil Hoca, bu kitabı ile tarihçiliği kadar büyük bir edebiyatçı olduğunu tekrar göstermiş ve edebiyatçılarımızın şimdiye kadar ihmal ettikleri “patrimonyal sistem” yani “sanatta himaye” meselesinin önemini ayrıntıları ile yeniden gözler önüne sermiştir.
Bilenler bilir; eskiler önemli bir hadise olduğunda yahut mühim bir eser verildiğinde “ebced” ile tarih düşürürlermiş...
320 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Tarihi bilmek şuan içerisinde bulunduğumuz konumu tanıma açısından mühimdir. Özellikle de biz Müslüman Türkler açısından Osmanlı tarihini öğrenmek, üzerinde müreffeh olduğumuz, ecdad yadigarı bulunduğumuz toprakların hakkını bilebilmek lâzımdır. Halil Hoca, bu eserinde 3 temel bölüm ve altındaki çeşitli başlıklarla birçok açıdan hatta bizim tahayyül dahi edemeyeceğimiz yönden Osmanlıyı işlemiştir. Dili pek tabii olarak akademik olarak yazılmış, kendilerinin çeşitli makalelerinin sentezi mahiyetinde. Osmanlıyı gayet objektif açıdan ele almış, yeri gelince tenkit etmiş yeri gelince (pek fazla yerde) övmüştür. Bazı konularda detaylara fazlaca değinmesi, çeşitli dokümanlardan, istatistiksel bilgiler paylaşması yer yer okuyucuyu sıkacak cinsten. Ancak genel manada sizlere, eğer ki tarihe ilginiz varsa, şiddetle tavsiye edeceğim, büyük titizlikle hazırlanmış, güzide bir eser. İyi okumalar.
544 syf.
·Puan vermedi
Osmanlı Tarihine derli toplu bir şekilde giriş yapmak için bunu işin üstadı Halil Inalcıktan başlamak gerek. 4 Ciltlik serinin ilk kitabında Kuruluş ve Yükseliş devri incelinirken ikinci kitap yükseliş sonrası Bozulma ve Dağılma, üçüncü kitap da Köprüluler donemi, son kitapta ise günümüze yansımaları olan Demokratik Hareketleri inceliyor.
408 syf.
Kitap, Halil İnalcık Hocanın (Prof. Dr.) kaleme aldığı çok değerli bir eser. Kendisi akademik çalışmalarıyla sadece eğitim dünyasına katkıda bulunmamış aynı zamanda bu eserlerle hepimize geçmişimize dair çok gerekli ve değerli bilgiler sunmuştur.

Öncelikle bu kitap bir masal değildir. Ayrıca kurgu da değildir. Akademik bir çalışma olmasına rağmen akademik sıkıcılığı da yoktur.

Biz Türkler dünyanın en köklü geçmişine sahip milletlerinden biriyiz. Her zaman bir devletimiz oldu. Bu devletlerin de belirli kanunları vardı elbette ki. Bu kitap bu kanunları ve hukuk sürecimizi İslamiyet’ten önce ve sonrası da dâhil olmak üzere kronolojik bir sıralama içerisinde bize sunmaktadır.

Kitapla ilgili algımı geliştiren çok hoş bir detayı paylaşmak istiyorum. Tabii bunun gibi daha niceleri var içinde.

Hepimiz biliyoruz Osmanlı ‘Şerri ve Örfi’ hukukla yönetilmekteydi. Tarihle arası çok çok iyi biri olarak benim aklımda neden Osmanlı’da hep şerri hukukun önde gittiği düşüncesi kalmıştır bilemiyorum. Fakat delillerle görüyorsunuz ki aslında Türk Devletlerinin hepsinde olduğu gibi Osmanlı’da da çok köklü bir devlet geleneği vardır. Osmanlı’da dâhil kesinlikle bu, geri plana atılmamıştır. Ayrıca genel itibariyle halkta da örfi hukukun (özellikle köylerde, -ki o zamanlar halkın beşte dördünden fazlası köylerde yaşamaktadır) uygulandığı görülmektedir.

Bir de şu detayı mutlaka paylaşmalıyım. İslam devletlerinde başlarda din eksenli, dinin hâkim olduğu bir sistem işlerken zamanla devlet genişleyip büyümüştür. İki dairenin varlığını kabul edersen, bunlardan birincisi ‘din’ ikincisi ‘devlet’ dairesidir. Zaman geçtikçe devlet dairesi, din dairesini yutmuştur. Şöyle ki; başlarda kendi başına hareket eden, bağımsız ve kendi geçimini kendi sağlayan büyük âlimler varken, sonraları Şeyhülislam gibi bir din başkanı olmuş ve bu din başkanı sarayın memuru haline gelmiştir. Ayrıca ondan alınan fetvalarla yapılacak eylemin halk nazarında da kabul görmesi epey kolaylaştırılmıştır.

Benim söylemek istediklerim bu kadar. Çok daha fazlası bulunan bir kitaptır.

İyi bir okuma diliyorum.
180 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tarihî kitapları bölümümden dolayı okuyorum ve okumayı da seviyorum. Halil İnalcık'ın okuduğum ilk kitabı ama sonla kalmayacak. Çünkü kendisi tarihçilerin kutbu olarak bilinen bir yazar. Bu da okumak için gerekli merakı uyandırmaya yetiyor. Halil İnalcık bu kitabında Osmanlı'nın kuruluş yılının bilinen yanlışlığından bahsediyor. Ezberlenmiş bu bilgiye göre Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 27 Temmuz 1302 tarihinde Yalova'da kurulduğunu söylüyor ve bu bilginin yanlış bir bilgi olduğunu belirtiyor bu kitabında. Osman Gazi'nin diğer uç beylerine nazaran neden ön plan çıktığı ve neden bu kadar beylik içerisinde onun devlet olabildiğini anlatıyor. Ve bunu Osman Gazi'nin karizmatik özelliğine bağlıyor. Bu çerçevede ahilerden, gazilerden de bahsedilmiş. Okunmaya değer, iyi okumalar: )
288 syf.
"Farklı Türleri Keşfet" etkinliğiyle "tarih" türünde okuduğum kitaptı: Osmanlı'da Devlet, Hukuk ve Adâlet, ayrıca da yazarın okuduğum ilk eseri. Neden tarih türünde okuma yapmak istediğimden başlarsam; Geçenlerde arkadaşlarımla muhabbet ederken bir daha üniversite okumuş olsak hangi bölümü okumak isterdik diye konuşuyorduk, ben fazla düşünmeden tarih dedim. Gerçekten de tarih okumak isterdim. Hem çok fazla merak ettiğim nokta var hem de ilgi duymaya başladığım bir alan.

Kitap ele aldığı konuları net ve nesnel biçimde sunma noktasında oldukça başarılı. Ders kitabı formatında hatta. Konudan konuya geçiş yapılmamış, anlatılmak istenen mesele etraflı bir biçimde sunulmuş. Dilini anlamadığım zamanlar oldu çünkü kelimeler çoğu yerde orijinal hâliyle yazılmış ama bu kitaba karşı merakımı olumsuz yönde etiketlemedi. Aksine anlamadığım noktalarda kısa da olsa okumalar yapmama vesile oldu.

Kitabın içeriğine değinecek olursam; İlk bölümü okuduktan sonra ben kendime ilk fırsatta Kutadgu Bilig'i okumalısın dedim çünkü yapılan alıntılar hoştu ve dikkatimi çekti. Osmanlı Devletinde kanunların işleyişte önemli bir yeri olduğunu, çözüm getirilemeyen noktalara Pâdişâh'ın kanun koyarak müdahale ettiğini, yetersiz kalındığı zamanlar güncellendiğini, ikinci bölümde okuduklarımdam çıkardım.
Şikâyet hakkına dair yazılmış bölümünde ise halktan herhangi birinin rahatsız olduğu bir durumda pâdişâha derdini anlatabileceğini, yazarın sunduğu örneklerle beraber gördüm. Şikâyet hakkının ülkedeki adâleti sağlama noktasında oldukça önemli olduğunu anlamış oldum. Adâletnâmelere dair aklımda kalanlar şunlar oldu; adâletnâmelerin ilk amacı halkı korumaktır, halk ve yöneticiler arasındaki denge adâletnâmelerle sağlanır, halk yerinde huzur içinde olmalı, göç etmemeli eğer ederse bu araştırmamalı, göç eden köylü tekrar döndürülmeli. Burada kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum okurken hayli dikkatimi çekti;

"Adâletnâme, hüküm ve siyâset sahibi yüksek idarecilere, yani Şerî'at ve kanuna göre hüküm verme yetkisini taşıyan kadılara ve bedenî cezaları uygulama yetkisine sahip olan otorite sahiplerine, yani beylerbeyi ve sancak beylerine hitaben yazılır. Doğrudan doğruya onları belli şeyleri yapmaktan men'eder. Hükmün konusu bu otorite sahiplerinin kendi işlemleridir. Başkalarının yaptıkları zulümler de kendilerinden sorulmaktadır. Zira bu zulümleri önlemek de onların ödevidir. Böylece, yalnız bizzat zulüm işledikleri için değil, zulüm işlenmesine karşı vazifelerini yapmadıkları için de muhatap olmaktadırlar. Bunun içindir ki, adâletnâmelerde "almayasız ve aldırmayasız, etmeyesiz ve ettirmeyesiz" ibareleri sık sık geçer."(sayfa; 160-161)
Yazar ayrıca kitabın son bölümüne ( ekler) örnek sunmak için kitaba koyduğu belgelerin orijinal hallerini de eklemiş.

Son olarak; Kitabı,ben beğenerek okudum, okuduktan sonra; iyiki tarih türünde okuma yapmak istemişim dedim ayrıca yazarın diğer eserlerini de merak etmeye başladım. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim.
240 syf.
·10/10
Tarihçilerin Kutbu rahmetli Halil İnalcık hocanın makaleler ve notlar şeklinde hazırladığı bu eseri özellikle Tarih bölümü öğrencileri ve Tarih alanına ilgili olanlar için tam bir başucu kaynağı.

Kitabın ilk bölümleri çoğunlukla Osmanlı devleti; vergi sistemleri, ilk dönem tarihçileri(Kimlerdir, tuttukları notlar ve içerikleri ne anlatıyor, günümüze nasıl ulaşmıştır; ilk verdikleri eserler nelerdir?) şeklinde.
Tarihte bilinmesi şart olan ve tarih araştırmaları yapan birinin mutlaka bilmesi gereken bir çok kavramdan da bahsetmiş hocamız eserinde.

Kitabın sonlarına doğru Cumhuriyet dönemine olan gidişattan bahsediyor.
Kitap bir araştırma ve inceleme kitabı bu nedenle çokça not tutulmasına sebebiyet
veriyor. Tabi yazarı Halil İnalcık olunca.
İşi ehlinden öğrenmek lazım denir ya; e 'ehil' yazmış bize de okumak ve okutmak düşer.

Yazarın biyografisi

Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminerler verdi.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.411 okur beğendi.
  • 5.046 okur okudu.
  • 380 okur okuyor.
  • 6.946 okur okuyacak.
  • 137 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları