Halil İnalcık

Halil İnalcık

YazarÇevirmen
8.9/10
2.814 Kişi
·
8,6bin
Okunma
·
1.836
Beğeni
·
29,3bin
Gösterim
Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminerler verdi.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.
Türkiye için gerek Batı, gerek İslâm dünyası karşısında bir tek yükseliş yolu vardır. Atatürk devrimini, gerçek ruhuyla benimsemek ve şaşmaz bir şekilde izlemek
272 syf.
·Puan vermedi
Tarih alanına katkıları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Tarihçilerin Kutbu ve Tarihçilerin Şeyhi lakaplarıyla anılan Halil İnancık, 1916 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Birçok dil bilmesiyle beraber İnalcık, Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim insanı arasında gösterilmiştir.

Bu eserde Halil İnancık hocamız, 18 başlıkta anadolu türkmenlerinlerinden, Osmanlı'nın kuruluşuna, fetih dönemlerine, rüşvetlere, katledilen padişaha, harem oyunlarına yani kısacası bizi tarihi bir yolculuğa davet ediyor.
Çok güzel resimlerle desteklenmiş, akademik camiaya hitap eden bu eserde tarih belgelerle kanıta dayandırılarak aktarılmıştır. Özellikle II. Fatih'in İstanbulu fethi coşku oluştururken aynı şekilde II. Osman'ın katledilmesi yürek burkmaktadır. Tarihe çok sözü geçmeyen I. Mustafa ve I. İbrahim'e geniş yer verilmesi de ayrıca hoşnut etmiştir.
Böyle bir eseri okumama vesile olduğu için Halil hocaya müteşekkir olmakla beraber, kitabın dili biraz ağırdır. Hikayeci bir tarih anlatımı bekleyenler yanılabilir. Tarihe ilginiz, merakınız, okuma hevesiniz yoksa zamana yayarak okuyabilirsiniz. Her bilgiyi sindirmek çok daha yararlı olacaktır.
453 syf.
·Beğendi·6/10 puan
Selam ola size akşamdan kalma ay haleleri ve dışarda ayaza gark olan kar taneleri .. İşte bir incelemeyle daha sizlerle beraberiz .. Bugün işe gitmediğim için kaleme alayım dedim bu incelemeyi .. Çok uzatmak niyetinde değilim .. Niçin bu kitaba inceleme yazıyorum önce onu bir açıklayayım .. Arkadaşım bu kitap "AZMANİSTAN" tarihi okuyacaksan çok güzel ama YETERSİZ bir kaynak .. Yani şu açıdan yetersiz ; tarih anlatımında unutulan pek çok nokta var ..Kısmi olarak yanlı bir anlatım söz konusu .. Ben bunlar unutulmasın diyerek vurdum sazın bağrına tezeneyi .. Üstünkörü bir araştırma yapıp- pekte araştırma yapmadım ama- sizler için derledim gerekenleri.. O yüzden şimdi şurda anlatacaklarımın kitapla HİÇ AMA HİÇ İLGİSİ YOK ! Dolayısıyla spoiler da yok ! Bununla beraber kitabın da nesnel ve TARAFSIZ bir Amerika tarihi ile alakası yok ..

Hiç tarih sevmeyenler için kısa ve uygulamalı bir drama sahnesinden sizlere kitabın konusunu açmam gerekirse .. Sayın cevizkabuğu, bu insanlığa illallah dedirten , orayı burayı sömürüp bir zaman sonra gözünü anavatana çeviren ingilizler kendi aralarında da didişip düzen -nizam - dirlik komayınca kendi memleketlerinde ,napalım napalım diyorlar .. Biniyorlar gemilere alıyorlar soluğu Amerika'da .. Pek tabii sadece onlar değil .. Sadece onlar olur mu ? Çinlinin, Caponun , Fransızın falan başı kabak değil ya ! Onlar da parsayı bölüşelim diyerekten atlayıp geliyorlar kıtaya .. İlk zamanlar herşey çok güzel tabii.. Tüm kaynaklar bakir .. Bolluk bereket topraktan fışkırıyor falan fistan gülistan .. Sonra sonra aslen doğalarında olan aç gözlülükten dolayı bu milletler topluluğu ikiye ayrılıp vuruşmaya başlıyorlar kendi aralarında .. Senin anlayacağın Kuzey Tellioğulları , Güney ise Seferoğulları .. Amerika YEŞİL VADİ .. Al sana Amerikan iç savaşı cicim=)) Burdan start alan macera ile kıta içinde önce kendilerinin sonrada yerlilerin çanına ot tıkıyorlar .. İşte burda devreye ben giriyorum işi gücü OLMAYAN bir kardeşiniz olarak.. Şu anlatacaklarımın kitapta esamesi dahi yok .. Yahu arkadaş bu kadar yamukluk yapmışsın tarih boyunca, kanunsuzluğun , eşkiyalığın ve dünyanın jandarmasıyım diyip her türlü haksızlığın sözlük karşılığı olmuşsun , katliam denince adı seninle beraber anılır olmuş ; hadi bir, üç, beş olsa diyeceğim ki tamam .. Kaç üç kaç beş ?!?! Sadece yerlilere yapılanları LÜTFEN anlatıp geçmiş kitap ..

Bakın bu kitabı okurken bilip de aklınızın bir köşesinde olması gereken bir kaç tarihi olayı YER isimleri ile ben iliştireyim şuraya ...

TEXAS , ARIZONA, NEW MEXICO , KALİFORNİYA , NEVADA , UTAH, WYOMING 1848' de Meksikadan ZORLA ALINDI ! (dedelerimin kanını yerde kor muyum ulan ben !! ) Hawai de sonradan topraklara katılan zorla alınmış bir bölge..

ŞİLİ : "ULUSAL KAYNAKLARI MİLLİLEŞTİRME" politikası yürüten Salvador Allende' nin katli .. Seçimle başa gelen Allende'yi içerdeki işbirlikçilerinin yarattığı kaosla yıldırmaya çalışan CIA' in faşist diktatör Pinochet 'ye el vermesi sonucu 30 bin muhalif stadyumlarda infaz edilerek öldürüldü ..

FİLİPİNLER : 1890 larda İspanya'yla savaşan Filipinler'e , AZMANİSTAN sözde yardım ederek , kendilerine bağımlı hale getirip sömürgeleştirmeye kalktı .. Filipinlilerin ulusal kahramanı Emilio Aguinaldo olayın iç yüzünü anladı ve direndi.. Sonuç : Tuzağa düşürülen 15bin Filipinli öldürüldü .. Bugün AZMANİSTAN' ın bölgede pek çok askeri üssü var ..

KÜBA ,: İspanya ile Küba'nın savaştığı bir dönemde AZMANİSTAN benim gemimi batırdın diyip İspanya' ya savaş ilan etti.. Sonrasında İspanya'yı yenip her ne akla hizmet ise Küba'yı işgal etti?!?!? Faşist ve AZMANİSTAN yanlısı generaller sultasında idare edilen Küba 'da bu devir Castro gelene dek devam etti .. Baktılar ki baş edemiyorlar bu kez ambargo yoluyla yola getirmeye çalıştılar .. Che'nin falan öldürülmesini bilmem anlatmaya gerek var mı ?!? Domuzlar Körfezi harekatı falan ..

PANAMA : Kolombiya'dan kopardıkları Panama topraklarında kukla ve AZMANİSTAN yanlısı bir devlet kurdurdular .. Bu devlet de Panama Kanalı'nın işletilmesini AZMANİSTAN'a verdi .. Ülkedeki gençler ayaklandı .. İsyanlar kanla bastırıldı .. Daha sonra tekrarı yaşanmasın diyerek AZMANİSTAN tarafından bölgeye paralı asker yetiştirilmek üzere bir okul açıldı .. Mezunları bu ve benzeri olayları bastırmak üzere bolca kullanıldı .. 1989' da CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışıp uyuşturucu ticaretinin kantarının topuzunu tam ayarlayamayınca ülkesi AZMANİSTAN tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

NİKARAGUA 'nın ulusal servetleri yani madenleri ve ormanları AZMANİSTAN tarafından sömürülmekteydi .. Bu işe bir dur diyen çıktı .. İsmi Augusto Cesar Sandino idi .. Küçük çaplı başlattığı gerilla hareketi çok etkili oldu .. Hareketin hem kendisi , hem de harekete gelen yardımlar çığ gibi büyüdü. Halk tarafından benimsendi .. Buna müteakip AZMANİSTAN bölgeden çekilmek zorunda kaldı ama kahpeliğin bini bir para ..Sonrasında evinde pusu kurdukları Sandino'yu öldürdüler.. Kim ya da niye diye sorma caniko ! Sonuç : Nikaragualılar bugün halen daha mücadeleye devam ediyorlar ..

SALVADOR ve HONDURAS da üç aşağı beş yukarı aynı senaryolar.. Diktatörlere karşı ayaklananların üzerine ,hakimiyet sözü verilen diktatörlerce hep ordu sürüldü .. Bu arada 1977' de El Salvador’daki askeri yönetime yeşil ışık yakan AZMANİSTAN 70 bin Salvadorlu'nun ölümüne sebep oldu..

VENEZUELA : Sömürü düzeninden hakkını almış ve almaya devam etmiş bir başka latin Amerika ülkesi .. İsmi , Maracaibo Gölü civarında selden korunmak amacıyla sütunlar üzerine ve dolayısıyla su üstünde inşa edilmiş evleri Venedik'e benzeten ve zamanında ülkeye gelen conquistadorlar tarafından verilmiş.. Küçük Venedik demek .. Conquistadorlar kim dersen , onlar da eski zamanın AZMANİSTAN halkını sömüren İspanyol fetihciler .. İşbu ülkede de AZMANİSTAN rahat durmamış Chavez' i devirmeye kalkmıştır ..

İRAN : Esasen bu leş kargalarına ve kurdukları "Yağma Hasan böreklerinin" ikram edildiği talan düzenine en iyi ve istikrarlı bir şekilde direnen ülkelerden biriydi .. 1950 lerde petrolü MİLLİLEŞTİRMEK isteyen Musaddık darbe ile indirildi..Yerine arabacı Pehlevi geldi .. AZMANİSTAN kısa periyotta kazanır gibi görünse de Pehlevi'nin yerine darbe sonucu gelen mollalar ile ölümcül bir düşman yaratmış oldu .. Ha yalnız AZMANİSTAN' ı arkasına alan Pehlevi , ingiltere , fransa ve AZMANİSTAN ile petrol antlaşmaları yapıp MİLLİLEŞTİRİLMESİNE müsade edilmemiş zenginlikleri satıp savarak AZMANİSTAN'a borcunu ödedi ..

KONGO : Öncesini Karanlığın Yüreği kitabına yaptığım incelemede ( #28491745 ) zaten anlatmıştım .. 1960 ' da demokratik bir seçimle başkan seçildiğinde Patrice Lumumba, AZMANİSTAN ile ilişkileri gözden geçirmeye karar verdi.. AZMANİSTAN şirketlerinin ülkeyi sömürmesine razı olmadı .. Bilin bakalım ne oldu ? Yine kiralık ve satılık yerli işbirlikçiler vasıtası ile ülkede karışıklık çıkarıldı .. Sonrasında General Mobutu'nun darbesi ile alaşağı edilip öldürüldü ..

JAPONYA : ATOM BOMBASI ATTILAR GARDAAAŞ !! Daha nossun ?

GUEATEMALA : 1950'de milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company’yi MİLLİLEŞTİRMİŞTİ. Akçeli işler sakata binmişti sizin anlayacağınız .. Ne oldu diye sorma .. Diktatörün ismi Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas.. Ölü sayısı : 200 BİN sivil Guatemalalı..

VİETNAM : Çekik gözlü bu kahraman insanlar tokatı bastı AZMANİSTAN 'ın yüzüne ama bilanço çok ağırdı : 4 MİLYON ÖLÜ .. Ayrıca AZMANİSTAN, My Lai köyünde mart 68' de gerçekleştirdiği katliamda silahsız 400 sivili çoluk , çocuk , kadın demeksizin katletti .. Cesetlerini dahi parcaladılar ..

Afganistan : USAME BİN LADİN ve saz arkadaşlarını Sovyetler'e karşı savaşsın diye eğittiler .. 3 - 4 MİLYAR DOLAR yardım yaptılar .. Sonra kendi elleriyle düzenledikleri 11 Eylül olaylarını bu herifin üzerine yıkıp Afganistan'ı işgal ettiler .. Yine kendi elleriyle şimdiki İŞİD denen maymunlar sürüsünün ataları olan Taliban denilen tiplemeleri yarattılar ..

Daha tonla var da , son bir tane daha yazayım haydi .. Bunlar övünmeyi çok seven insanlar biliyorsunuz .. sentrıl intelicıns ejınsi dedikleri , güneş gözlüklü zibidi ajanların olduğu bir istihbarat birimleri var .. Sözde uçan kuştan haberleri var bunların ..İşte , sözde bu zırtoların raporları doğrultusunda AZMANİSTAN ,1998' de Sudan'da bir silah fabrikası bombaladığını açıkladı .. Bombardıman sonrasında fabrikanın bir ASPİRİN FABRİKASI olduğu ortaya çıktı ..

Bizim liberal bülbüllerin anlata anlata bitiremediği özgürlükler ülkesi AZMANİSTAN işte budur esasen .. Bu saydıklarım işin siyasi kısmının sadece küçük bir bölümü.. IMF , Dünya Bankası gibi kurumları , küreselleşme diye yutturulan azgın kapitalizmi , doymak bilmez kürsel şirketleri , GDO lu gıdaları falan başımıza musallat eden hep bu manyaklar .. Kitabın kapağında kızılderili emmiyi gördüğümde ben bunları da okucam diyerek sevinip almıştım .. Ben yandım sen yanma caniko !

Ha bu arada bu AZMANİSTAN' ın yaptığı hiç mi iyi birşey yok ? Oktay Sinanoğlu cevap versin ..

"Dünyaya demokrasi , insan hakları , hoşgörü diyen batının kendisi bu kelimelerin baş harfini dahi bilmez .BATININ TARİHİ KATLİAMLARLA DOLUDUR . AMERİKA İKİ ÖNEMLİ ŞEY ÜRETİR : FİLMLER VE SİLAH! İkisi de dünyayı fethetmek için kullanılır ...

- ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM !
- Efendim Tuco Herrera ?
- Bir üçüncüsü daha var örtmenim !
- Neymiş o ?
- DEATH METAL !!


Eh tatlı ekşi bizim bağın KORUĞU , YAVUZ HIRSIZ AZMANİSTAN' a da TOKATI , AZMANİSTAN'ın bağrından kopan , sizin bitli deyip burun kıvırdığınız bizim tayfa atar ancak!!

AL SANA AMERİKA !!!
LONG LIVE DEATH METAL !! FORZA İŞSİZLİK !!

https://www.youtube.com/watch?v=WAjiigDftE8

Haaa bir de bunların YANLIŞ BİLİNEN bir Boston çay partisi olayı var .. Onu da yeterince alkol aldığım bir gün buraya ekleyip ,sizlere anlatıcam KİKİRİKLER ..
453 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap, 1607 yılının Kasım ayında, bugünkü ABD topraklarındaki bir limana yanaşan ve içinde sadece erkeklerin bulunduğu üç gemiden inen insanların bu topraklara ayak basmasıyla başlıyor. Ve bugün tüm dünyayı etkisine almış bir süper güç olan ABD'nin 1607 yılından başlayıp, 1950 'li yıllara kadar olan yaklaşık 350 yıllık tarihini anlatıyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap, sanki tarih kitabı değil de, bir hikaye veya bir masal kitabı gibi müthiş bir akıcılıkla yazılmış. Olayları derinlemesine ve çok kapsamlı bir şekilde anlatmasına rağmen kesinlikle sıkılmadan ve müthiş bir merak içerisinde okunuyor.

Bu geçen 350 yılda, bu topraklarda yaşanan olumlu ve olumsuz tüm olaylar sırasıyla aktarılıyor. Toprakların fethi, katliamlar, kölelik, demokrasinin tüm aşamaları, savaşlar, siyasi , sosyal , dini değişimler, sanayii ,endüstri, tarım ve ekonomi alanlarındaki tüm gelişmeler, teknolojik icadlar ve bunların günlük hayattaki kullanıma geçirilme aşamaları...kısaca söylemek gerekirse, sadece ABD'nin değil neredeyse tüm insanlığın bu süredeki her yönden ilerleme ve gelişmesi de anlatılıyor.

Peki bütün bunlar nasıl başlıyor derseniz, maalesef ki bütün bunlar, katliamlarla başlıyor. Üç türlü katliamla. İnsanların ( yerliler dediğimiz Kızılderililer), hayvanların (kürk ticareti için) ve ormanların (kereste ticareti için) katledilmeleri her şeyin başlangıcı oluyor bence.

Koloni dönemi, bağımsızlığın sağlanması ve arkasından birliğin oluşturulması, demokrasi, siyasi ve sosyal kişi halk ve özgürlükleri, ekonominin temel yapısının kurulması, insanların refah düzeyini artıran sanayii , zirai ve endüstriyel gelişmeler ve bu konulardaki sayısız yeni icadlar, İç savaş dönemi, nihayetinde dünyaya son şeklini veren iki büyük savaş ve dünyadaki en büyük güç olmanın hikayesi. Ve daha ne ayrıntılar. Çoğunu aylar boyu araştırmaya kalksak bile bulamayacağımız müthiş bilgiler.

Genelde incelemelerimin mümkün olduğu kadar spoiler içermemesine dikkat ederim. Ama burada herkesin affına sığınarak üzerinde çok düşündüğüm iki bilgiden bahsedeceğim. Bunlar kitaptaki bilgilerin belkide sadece on binde biri bile değildir ama ben burada paylaşmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, başkanlık seçimlerinde bir kişinin iki dönemden fazla seçilmeme meselesi. Çok ilginçtir ki biz bunun yasak veya yasaya aykırı olmasından dolayı olduğunu biliyorduk. Oysa bu durumun, ikinci dünya savaşı yıllarında başkanlık yapan Franklin D. Roosvelt'e kadar geçen yaklaşık 150 yılı aşkın bir sürede sadece ilk başkan George Washington'dan kalma bir geleneğin eseri olduğunu kitaptan öğrendim. Düşünebiliyor musunuz bu süre zarfında hiç bir başkan, yasal hakkı olduğu halde , gerek kendi isteğiyle gerekse de partisinin isteğiyle bu geleneğe bağlı kalarak üçüncü defa başkan olmak istemiyor. Bu durum, ülkemizdeki, ölene kadar siyasi parti başkanı olarak kalmak veya ölene kadar iktidarda kalma hırsı içindeki siyasileri düşününce insana çok ilginç geliyor değil mi?

İkinci bahsedeceğim bilgi ise, ABD nin bağımsızlık mücadelesine başlamasına esas olan çaya konulan vergi konusu. Eğer İngiltere kralı 1770'lerde çaya o vergiyi koymasaydı veya koyduğu vergiden vazgeçseydi, bugün dünya üzerinde ABD isminde bir devlet olur muydu ? veya o durumda, bugünkü dünya düzeni nasıl olurdu acaba ? sorusudur. İnanın bana kitabı okurken bu konu sık sık aklıma geldi. Buradan şunu anladım ki tarih bazen çok basit olaylarla değişiyor.

Kitap hakkında çok daha fazla yazmanın gereği olduğunu sanmıyorum. Yazdıklarım kitap hakkında yeteri kadar bilgi veriyor sanırım.
Ben, özellikle tarihe meraklı olanların, ayrıca da bugünkü dünya düzenine nasıl gelindiğini merak edenlerin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ve herkesin de bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
180 syf.
·4 günde·7/10 puan
27 Temmuz 2009 da Yalova’da “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Tarihi Uluslararası Sempozyumu” gerçekleştirilir.Dünyanın saygın üniversitelerinden gelen önemli tarihçilerin de katıldığı programda Halil İnalcık “Osmanlı Devleti 27 Temmuz 1302 de kurulmuştur.” diye bir iddia ortaya atar. Ve bu iddiasını da belgelerle,araştırmalarla destekler. İnalcık’ın bu iddiasına birileri çok kızdı. Zira koca tarih, bize öğretilen koskoca Osmanlı Devletinin kuruluşu 1299 dur. Bu iddia tarihe leke çalmaktır dediler. Böyle düşünenlere İnalcık’ın cevabı ise çok netti “”popüler tarih okumaları ve yazımı çoğu kez ‘tarihi bir ilmi alan olmaktan’çıkardı.Geldiğimiz noktada dedikodu tarihçiliği daha ağır basıyor.””
Kızanlar haksız sayılmazlardı elbet çünkü yüzlerce yıllık bir kabule zıttı bu iddia.
Kitap sempozyumda ki bu iddianın üzerine kaleme alınmış belgelerle desteklenmiş.

Platon felsefe tarihinde oldukça meşhur olan mağara benzetmesinde ‘uyuyan’ kişi ile ‘uyanmış’ kişi arasındaki farkı şöyle açıklar;
“Bazı insanlar karanlık bir mağarada,doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük ve zincirlenmiş olarak oturmaya mahkûmdurlar.Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar,mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda,kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler.İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri,duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkânsızdır.”

Hakikatleri görmek ancak zincirlerinden kurtulup mağaranın dışına gün ışığına çıkmakla mümkündür.Sizde zincirlerinizden kurtulun, her duyduğuna inananlardan olmayın,her yaygın fikri benimseyenlerden değil,her okuduğuna yazılana da inananlardan değil elbet... Her fikri okuyup,araştırıp,kendi süzgecinizden geçirin.Kimini cebinize koyun,kimini fikir olarak mıhlayın aklınızın bir köşesine.Kimisini ise ya gerçekse diyip,ihtimallerini yadsımayın hiçbir şeyin.
Zira kavranan ve görünen,gün ışığı altında bambaşkadır belki kim bilir??
Sevgi ve Muhabbetle..
240 syf.
Türk Tarih Şuurunun İmtihanı

✮ ✮ ✮

Tarih, üreten ve yeni keşifler yapan insanların tarihi nasıl değiştirdiklerini her zaman yazar. Toplumların kurumsallaşmasıyla üretim ve keşifler söz konusu olduklarında ileri ve geri kalmış iki toplum meydana gelir. Uzun sürmeden bu iki toplum arasında çatışma başlar. Akabinde iç değişim ve dönüşüm ayak sesleri çıkar. Bu durum tarih boyunca devam etmektedir.

Osmanlı tarihi alanında uzman, yüz yaşını tamamladığı 2016’ya kadar okumaları ve araştırmalarıyla yol gösteren Merhum Halil İnalcık, onlarca kitap, yüzlerce makale ile tanık olduğu Osmanlı’nın son yüzyılını ve Türkiye tarihini değerli bilgilerini miras bıraktı. Bu değeri ölçülemeyen, sarsılmaz mirasın küçük bir örneği de “Atatürk ve Demokratik Türkiye” kitabıdır.

Merhum Halil İnalcık Hoca, ilk makalesi millet, vatan ilişkilerini varlık ile yokluk arasındaki tarihi bir dönemin yaşandığı milli mücadele dönemini anlatmaktadır. Lloyd George, Türkleri Amerikan yerlilerine benzeterek, Anadolu'yu tamamen boşaltmaları gerektiğini ilân ediyordu. Milli mücadele döneminde ki düşman tarafı olan ihtilaf devletleri ile Amerika ve Avrupa'nın zihin yapısı ve arzu ettikleri buydu. İnalcık, milli mücadele hazırlık öncesindeki Batı’nın Anadolu toprakları üzerindeki niyet ve emellerini anlatarak, Mustafa Kemal'in faaliyetlerini haklılık bir zemine oturtturmaktadır.

Bu makalesini Atatürk ve Atatürkçülük diye iki bağlamla ele alan İnalcık, bir liderin yeni bir toplum inkılaplarını ilan etmesi ile bunun sonucunda ortaya çıkan sürecin Atatürkçülük oluşumunu anlatıyor. Milli ve seküler bir cumhuriyetin ortaya çıkmasının mimarı olan Mustafa Kemal, batının hayat felsefesini, bütün sembollerini ve değer-hükümleriyle topluma benimsetmek için bir dizi değişimlere imza atmıştı. İnalcık, İnkılapların oluşmasına zemin hazırlayan ve kaynağı olarak gördüğü 1890 ile 1914 yılları arasındaki aydınlanma cağı olduğunu söyler. II. Abdülhamid’in Batı fikrine karşı olmakla beraber, kültür ve eğitim alanlarında ki büyük atılımlar önemli temeller olmuştur. Eğitimde ve dünya görüşünde pozitif ilmi egemen kılmak, devleti halk egemenliği temeline oturtmak, toplumu sınıf kavgasından âzâde bir halk ve bütün insanları eşit görmek gibi fikirler Mustafa Kemal'in gençliğinde etkilenmiştir.

Modernleşme, birey ve toplumun kurumsal işleyişini çağın ihtiyaçlarına uyum sürecidir, diye anlamlandıra biliriz. Kitabın üçüncü kısmı “Modernleşme Problemi”’ni 1922 Lozan Konferansına zaferle gidilmesine rağmen, Batılı devletler Türkiye’yi geri kalmış, gördükleri için müzakerelere eşit hâk varmıyordular. Modernleşme bahanesiyle eşitsizlik muamelesi Batılı devletler tarafından her zaman gösterilmiştir. Yaşanan bu trajedi, bu başlığın ilk dikkat çektiği konusuyla modernleşme probleminin birazda devletlerin politik çıkarları etkili olduğunu gösteriyor.

İnalcık, modern devlet hakkındaki referans ettiği araştırmacıları bu başlıkla geniş bir yelpazeyle anlatır. İktisat tarihçisi Cunningham ile Weber ortak fikirleri üzerinde durur. Bu fikir çerçevesinde; Modern cemiyet yapısı, mistik ölçütlerle değil, objektif ekonomik ve sosyal ölçütlerle tayin olabileceğini ileri sürerler. Bir kaç maddeyle modern bir cemiyetin vasıf ve şartlarını şöyle sıralarlar:

- Halkın çoğunluğunun ihtiyaçları çok çeşitli, hayat standardı ve nüfus başına gelir miktarı, okuyup yazma nispeti yüksek;

- İş bölümü ve sosyal farklılaşma ilerlemiş olduğu gibi sosyal hareketliliği en yüksek derecede ve bunu sağlayan haberleşme, ulaştırma araçları çok gelişmiş;

- İlme dayanan teknoloji bütün üretim kollarını kontrol ediyor, insan ve hayvan gücü yerine tabiat kuvvetlerinin istismarı gelmiş;

- Emek karşılığı üretim nispeti yüksek, lüzumsuz emek ve servet israfı önlenmiş.

Bu maddelerle gelişmiş modern bir cemiyet kriterleri ortaya konmuştur. Buna karşılık gelişmemiş geleneksel cemiyet kavramı ortaya çıkmıştır. Gelişmemiş geleneksel cemiyetin bu başlığa göre en göze çarpan vasfı; yüksek nüfus artışı nispetine karşı yetersiz gelir artışı ve bunun neticesinde daima fakirleşmedir.

Kitabın altıncı kısmı İnalcık’ın verdiği “Türkiye ve Japonya’nın Siyasi Modernleşmesi” konulu konferansıdır. 1962’de New York‘ta yapılan bu ilmi konferans, Türkiye ve Japonya’nın modernleşmesinde bir kaç maddeyle birleştikleri ve ayrıldıkları noktalar ve sebepleri şöyle özetler:

- İki toplum modernleşmeyi Batılılaşma şeklinde anlamışlardır.

- İki toplum program ve eğitimle modernleşmeye çalışılmıştır.

- Her iki toplumda radikal hamleleri muhafazakâr tepkiler ve gerilemeler takip etmiştir.

- Modernleşmeler askerî teknikle başlamış, sivil ve askerî bürokrasi devlet içinde üstün duruma gelmiştir.

- Batılılaşmada Japonlar Almanları, Türkler ise Fransızları örnek almışlardır.

- Japonlar, modernleşmede geleneksel müesseseleri geliştirmek için yapılırken, Türkiye’de ise gelenekleri ret ederek modernleşmeyi seçmiştir.

Bu tespitlerle İnalcık, iki toplumun modernleşme süreçlerini bu kitabında değinmiştir.

Kitabın son başlıkları ise Türk Tarih Şuuru, Ziya Gökalp, Helenizm, Megali İdea'sı konuları işlenmiştir.

Halil İnalcık, on başlıklı makalelerinden oluşan “Atatürk ve Demokratik Türkiye” kitabında tarih şuuru hakkında bazı kavramları anlaşılır hale getirmeye çalışan bir serencam sunar. Türk tarihinde değişim ve dönüşüm yaşanmasının zihin dünyasında ki sebepleri üzerinde duran Halil İnalcık, cumhuriyet ve beraberindeki inkılapların arka planını ve uzantısını anlatmaktadır. Modernleşme sürecinin işlevini Japon Modernleşmesiyle karşılaştırarak olumlu olumsuz sebepleri ortaya çıkartmaya çalışmaktadır. Kitabın son kısmında ise Türk tarih düşüncesi ve fikrine karşı olan Megali Idea'sı hakkında bilgi vererek tezlerini çürütmeye çalışmaktadır.


Kitabın Künyesi: Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kronik Yayınları, 1. Baskı Kasım 2020. 240 s.


Yunus Özdemir
240 syf.
Vesikalar Işığında Tarih Okuması

✮ ✮ ✮

Sosyal Bilimlerin en önemli alanlarından biri olan Tarih, geçmişin izini sürerek geleceğe rehberlik etme işlevine sahiptir. Geçmişe dair her türlü vesikayı okuma ve analiz etmek, şimdinin ve geleceğin yol haritasını çizmeye yardımcı olacaktır. Geleceğin yol haritası toplumların istikrarı için elzemdir.

Yakınçağ bölümünde doktorasını tamamlayan, Ankara Üniversitesi, Chicago Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde Osmanlı tarihi alanında ders veren Merhum Halil İnalcık, ömrünün sonuna kadar Osmanlı Tarihi hakkında çalışmalar yaparak onlarca kitap, yüzlerce makale miras bıraktı. Yüzlerce makalelerinden on tanesinin bir araya toplanıp kitaplaştırılmasıyla “İmparatorluktan Cumhuriyete” kitabı ortaya çıktı.

Halil İnalcık, “İmparatorluktan Cumhuriyete” kitabıyla Osmanlı tarihçiliği, toplumsal yapısı, çift-hane sistemi ile konu başlıklarıyla Osmanlıya dair bilgiler verir. Yerel araştırma konusunda 1467 ve 1519 tarihleri arasında arşiv vesikalarına göre Dibra ve Akçahisar bölgeleri hakkında bir çalışma mevcut. Osmanlı milletleri hakkında arşiv belgeleriyle bir çalışma başlığı yanında farklı bir din ve ırk olan Sefarad Yahudileri hakkında da bir başlık var. Kitabın son dört başlığı ise günümüze daha yakın konular işlenmiş. Bunlar: Modern Avrupa'nın gelişmesinde Türk etkisi, Osmanlı toplum yapısının evrimi, Avrupa ve Ortadoğu arasında Türkiye ve Hilâfet ve Atatürk İnkılabı.

Osmanlı altı asırlık bir ömür yaşadı. Osmanlı tarihçiliği kavramının zengin bir argümana sahip. Halil İnalcık, kitabın ilk makalesinde bu konuyla ilgili Yahşi Fakih, Ahmedî, Âşıkpaşazade, Anonim Tevârih, Oruç ve Sarıca Kemal gibi tarihçilerin yazma eserlerinin konu, dönem ve diğer şartlar dahilinde etkilendikleri süreci ele almaktadır. Makale, Osmanlı da hangi tarihçi bir biriyle nasıl etkilendikleri ve argümanları nasıl olduklarını isim semalarıyla anlaşılır bir biçimde anlatılmıştır.

Sosyal bilim akımlarının sosyal-siyasi konularda Osmanlı’ya bakış ve gözlemleri vardır ve devam etmektedir. Osmanlı toplumsal tarihine dair tipolojik yaklaşımları İnalcık, bu makalesinde bahsetmektedir. Bu konuda Osmanlıyla ilgilenen yaklaşımları İnalcık, iki gruba ayırır:

- İlk grup: Belirli bir teorik model seçen ve bu modele göre Osmanlı ampirik tarihçilerinin bulgularını yorumlamaya çalışanlardır. Bu grup, Osmanlı toplumunun feodal üretim tarzı veya Asya tipi üretim tarzını veya patrimonyal devleti temsil edip etmediği konusundaki tartışmayı ele alır.

- İkinci grup: Karl Marx ya da Max Weber ya da daha az sıklıkla diğer modellerde öne çıkan temaları araştırma konusu olarak ele alan ve bunları tarihsel kaynakların ışığında incelemeye çalışan tarihçilerdir. Toprak mülkiyeti ve tarımsal ilişkiler, şehir ve kır arasındaki sosyo-ekonomik entegrasyon, nüfus baskısı, fiyat devriminin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkisi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun kapitalist dünya ekonomisindeki yeri gibi konularda ampirik araştırma yapmaya yönelmişlerdir.

Bu iki temel yaklaşım çerçevesinde İnalcık, toplumsal formasyon meselesi, Balkan Tarihçiliği, Asya Tipi Üretim Tarzı, Annales Okulu ve Ampirik Araştırma başlıklarıyla Osmanlı toplum yapısı hakkında bilgiler vermektedir.

Üçüncü makale Osmanlı kırsal toplumun sistemini temsil eden çift-hane mekanizmasıdır. Devletin toprak ve reayayı çiftlik vergi ile bir arada tutma ve yönetme sistemiydi. İnalcık, çift-hane sisteminin aile çiftliği birimi ve vergilendirme kavramları üzerindeki işlevini anlatıyor.

1385’te Savra Muharebesiyle Arnavutluk’un Osmanlı hakimiyetine girme süreciyle sancak beyi ve kadı tayin edilmesiyle idari bir yönetimin başlaması oldu. Resmî belgeler ışığında İnalcık, bu makalesinde 1467 ve 1519 yılları arasında Dibra ve Akçahisar bölgelerindeki idari yapılanmayı inceler. Tahrir defterleri ışığında demografik verilere ulaşır.

Kitap, Osmanlı himayesindeki gayrimüslimlerin toplumsal hayatları ve fiili hukuki durumlarını besinci ve altıncı makalelerde ele almaktadır. 1641-1651 dönemlerine ait bir Piskopos Mukataası defterine dayanarak, Rum Ortodoks Kilisesinin yetki alanı ve işlevini ele alırken, 1992 tarihli bir konferansta sunulan bir tebliğ ile Sefarad Yahudileri ile ilgili bilgiler vermektedir. Böylece kitabın, Osmanlı toplumu içindeki farklı dini inançların devlet ile olan münasebetlerinin ne olduğu, arşiv vesikalarıyla bir çalışma örneğini gösterir.

Kitabın son dört makalesi ise Osmanlı son dönemi ve Yeni Türkiye’nin ilk dönemlerini kapsayan ve Avrupa ile olan münasebetlerini incelemektedir.

Halil İnalcık, “İmparatorluktan Cumhuriyete” on makaleden oluşan bu kitabı, Osmanlı’da sosyal tarih hakkında arşiv çalışmaları ışığında bir okuma sunarken, Osmanlı’da gayrimüslimlerin durumları hakkında analiz yapmaktadır. Kitabın son başlıklarında ise Osmanlı’nın yerini bıraktığı yeni Türkiye hakkında değişime uğrayan siyasi, sosyal ve ekonomik meseleleri ele almaktadır.


Kitabın Künyesi: Halil İnalcık, İmparatorluktan Cumhuriyete, Kronik Yayınları, 1. Baskı, Aralık 2018, İstanbul, 240 sayfa.

Yunus Özdemir
Tarihçi
Tarihçi Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656)'i inceledi.
544 syf.
·Puan vermedi
Osmanlı Tarihine derli toplu bir şekilde giriş yapmak için bunu işin üstadı Halil Inalcıktan başlamak gerek. 4 Ciltlik serinin ilk kitabında Kuruluş ve Yükseliş devri incelinirken ikinci kitap yükseliş sonrası Bozulma ve Dağılma, üçüncü kitap da Köprüluler donemi, son kitapta ise günümüze yansımaları olan Demokratik Hareketleri inceliyor.
320 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Tarihi bilmek şuan içerisinde bulunduğumuz konumu tanıma açısından mühimdir. Özellikle de biz Müslüman Türkler açısından Osmanlı tarihini öğrenmek, üzerinde müreffeh olduğumuz, ecdad yadigarı bulunduğumuz toprakların hakkını bilebilmek lâzımdır. Halil Hoca, bu eserinde 3 temel bölüm ve altındaki çeşitli başlıklarla birçok açıdan hatta bizim tahayyül dahi edemeyeceğimiz yönden Osmanlıyı işlemiştir. Dili pek tabii olarak akademik olarak yazılmış, kendilerinin çeşitli makalelerinin sentezi mahiyetinde. Osmanlıyı gayet objektif açıdan ele almış, yeri gelince tenkit etmiş yeri gelince (pek fazla yerde) övmüştür. Bazı konularda detaylara fazlaca değinmesi, çeşitli dokümanlardan, istatistiksel bilgiler paylaşması yer yer okuyucuyu sıkacak cinsten. Ancak genel manada sizlere, eğer ki tarihe ilginiz varsa, şiddetle tavsiye edeceğim, büyük titizlikle hazırlanmış, güzide bir eser. İyi okumalar.
377 syf.
Kitap, küçük bir Türk topluluğunun kısa süre içinde bir dünya imparatorluğu haline gelmesinin, dünya tarihinde gizemi aralanmasi gereken bir mesele olduğu yönündeki sözle başlıyor. Buna etken olan hususlar incelenerek devam ediyor. Anadolu Selçuklularin, Moğol İlhanli Devletine yenilmesi ve bunun ardından da Moğollara bağlı bir devlet haline gelmesinden sonra, Anadolunun hakimiyeti Moğolların elinde bulunmaya başladı. Bu esnada Anadolu'daki beylikler de Moğollara itaat eder haldelerdi. Bu beyler arasında en atılgan isim olarak ileride Osman Bey kendisini gösteriyor ve Bizans'a karşı kazandığı Bafeus Savaşı ile de itibarını oldukça artırıyordu. Bu itibari ile de çevre Türkmenler onun bayrağı altında gaza etmek için ona katılıyorlardi. Gaza faktörünün Osmanlıların büyümesinde önemli bir etken olduğu üzerinde önemle duruluyor. Gaza ile kazanılan topraklarda istimalet politikasının uygulanmasının zorunlugu olduğu belirtiliyor; çünkü bölge halkının toprağı işlemesi gerekiyordu.

Orhan bey zamanında teskilatlanma hızlanıyor, 1. Murat ile fetih hareketi artıyor; Yıldırım Bayezid ile Anadolu birliği sağlanarak merkeziyetci bir devlet vücut bulunuyor ancak Timur'a Ankara Savaşı'nda mağlup olunması ile Anadolu birliği bozulup Osmanlı on küsur yıl sürecek Fetret Devrine giriyordu. Uygulanan istimalet politikası ve o esnada Avrupa'daki durumlar nedeniyle Osmanlı yıkılma tehlikesi yaşamaktan kurtuluyor; Çelebi Mehmet'in yönetimi ele geçirmesi ile de yeniden toparlanma sürecine giriyordu. Aslında barışçı, kendi halinde ve içki düşkünü bir insan olsa da şartların kendisini sık sık savaşa zorladıği 2. Murat zamanında Avrupa'da önemli bir mağlubiyet alınıyor, taht 12 yaşındaki Mehmet'e geçse de Çandarlı'nin işleriyle tekrardan tahta Murat geçiyor ve Haçlilar mağlup ediliyor ve Osmanlı Balkanlarda kalıcı olduğunu kesin bir şekilde ilan etmiş oluyorlar.

Murat'tan sonra 2. Mehmet 19 yaşında tahta geçiyor, geçer geçmez de İstanbul'un Fethi için harekete geçiyor. 21 yaşında da İstanbul Fatihi oluyor. Sonra da kendisini sadece Osmanlı sultanı değil Roma Kayzeri olarak lanse ediyor, çünkü geleneğe göre bir devletin baskentinin alınması o devletin namzeti olduğunun göstergesi demektir. Bunun için Fatih, Bizans hanedaninin soyundan gelen yerleri -Mora, Pontus- de alıyor. Fatih ayrıca kendisini İstanbul'u dünya başkenti haline getirmeye veriyor. İstanbul Bizans'ın son dönemlerinde oldukça nüfus kaybetmiş ve eski önemini yitirmeye başlamıştı. Fatih, çeşitli yerlerden hem Rum hem Türk nüfusu Istanbul'a taşır. İmar faaliyetlerine önem verir hatta bizzat kendisi de sık sık kontrol eder. Hem bu işler için hem de yeni seferler için vergileri artırır, toprak reformuna gider; özellikle toprak reformu yoğun tepkiye neden olur. Bu yüzden kendisinden sonra devlet adamları daha pasif ve sofu olan Bayezid'i tahta çıkartacaklar, Sofu Bayezid de karşı reformlar yapacaktır.(Sar tarihi ileriye Atatürk devrinden 12 sene sonra Menderes zamanı) Bunlarla birlikte Fatih, meşhur kanunnamesini ilan eder. Burada kardes katli de yasaya bağlanır ancak zorunlu tutulmaz. Fatih'in kendisi de henüz bebek olan kardeşi Ahmed'i, tahta çıkar çıkmaz boğdurmuştur. Fatih öldükten sonra Bayezid geçer tahta az önceki dediklerim yaşanır, onlarla birlikte Cem olayından dolayi dış politikada önemli adımlar atilamaz. Ayrıca Anadolu'da Safevilerin kışkırtmasiyla isyanlar vardır. Sonunda bunlara dayanamayan Yavuz Selim, babasını tahttan indirir. Yavuz, Safevilerin üzerine yürür; bu esnada Anadolu'da Safevi yanlilarini öldürtür(bir rivayete göre 40 bin insan). Safevileri yener. Sonra da Memlukleri ve Mısır'a, Hicaz'a hakim olarak halifeligi de alır.

Yavuz ölür, geçer yerine Süleyman. Süleyman malumunuz üzere Batı'da, Doğu'da, denizlerde seferler düzenleyerek Avrupa'da Muhteşem lakabiyla anılmaya başlar. Avrupa'nın birliğine mani olmak için Fransa'ya sık sık yardım eder. Hatta Fransa'nın yardım üzerine cevaben yazdığı mektubu da meşhurdur ve dünya tarihinde bence en önemli üstünlük belgelerinden biridir. (#53719809) Lakin Kanuni zamanin sonlarında aslında devlette sorunlar peydah olmaya başlıyor. Ayrıca Kanuni zamanında şeriatcilik artıyor. Normalde devlette atılacak her adımda ulemadan fetva alinmiyorken Ebussud ile beraber buna yönelik adımlar atılıyor.


Kanuni öldü, Sarı Selim geçti tahta ve Kıbrıs'ın alınmasının üzerine Haçlı Donanması İnebahti'da Osmanlı donanmasini yakiyorlar. Bu olay bir dönüm noktası olarak verilmiş. Çünkü Osmanlı bu olayda her zaman korktuğu şeyi yani Birleşik bir Avrupa'dan büyük bir darbeyi yemistir. Her ne kadar bundan kısa süre sonra Sokullu önderliğinde donanma yenilense de üstünlük psikolojisi kaybolmaya ve buna karşın da Avrupa için de müzmin mağlup psikolojisi noktalanmaya başlıyor. Ve sene; 1595, Osmanlı Habsburg savaşlarinda Osmanlı teknik manada geri kalmasının faturasını ödemeye başlamış ve barış istemeye başlamıştır. Bu durum ise İmparatorluğun çöküş alametleri olarak belirtilmiştir. (#53737380)


Kitabın ikinci bölümü diyebileceğimiz bölümünde ise Osmanlı'nın ekonomik, sosyal, idari düzeni anlatılmıştır. Buralarda özellikle toprak yönetimindeki çifthane sistemi üzerinde durulmustur. Bununla birlikte tımar sistemi devletin en önemli yapılarından biri olmuştur. Nitekim tımar sistemindeki bozulmalar neticesinde, Iltizama verilen toprakların artışı birçok soruna yol açmıştır. 1838 Balta Limanı Anlaşması ile açık pazar haline gelen Osmanlı'nın ekonomisinde önemli yeri olan Lonca sistemi de çökmüştür. Hem Anadolu'da nüfusun fazlaca artması hem de tımar sisteminin bozulmasının neticesinde Celali isyanlarinin baş göstermesi sonunda Büyük Kacgun denilen yogun göçler yaşanmıştır. Osmanlı'nın en istemediği olayların başında köylünün topraklarını terk etmesi geliyordu.

Devletin paraya ihtiyacının artması neticesinde kiralama usulunden hayat boyu ve ırsi olarak verilmeye başlanan topraklar, ayanlarin oluşmasına ve adeta yeni yeni hanedanciklar oluşturmaya başlamıştır. Daha baştan itibaren ele geçirdiği toprakları sıkı kontrol edip merkeziyetci politika izleyen Osmanlı için ayanların oluşması tüm işlerin ters gittiğinin hatta işlerin iflas ettiğinin göstergesidir. Zaten kitapta bu durum, klasik Osmanlı rejiminin tarihe karışması ve feodallesmis Osmanlı rejiminin oluşması olarak görülüyor.


İyi okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminerler verdi.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.836 okur beğendi.
  • 8,6bin okur okudu.
  • 543 okur okuyor.
  • 10,4bin okur okuyacak.
  • 260 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları