Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet (Seçme Eserleri 9)

·
Okunma
·
Beğeni
·
978
Gösterim
Adı:
Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet
Alt başlık:
Seçme Eserleri 9
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327868
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İslâmiyetle 9. yüzyılda tanışan Türkler, kendi devlet anlayışlarını İslam dünyasına taşıdı. Böylece devlet ve hukuk kavramlarında, bağımsız sivil otorite ve onun kanun koyucu gücü lehine büyük bir değişiklik ortaya çıktı. Şerîat ile yan yana bir sivil hukuk alanı gelişti. 11. yüzyılda El-Mâverdî ve Ebu Mansur el-Bağdadî başta, büyük fakihler İslâm toplumlarında bu ayrımın gerekliliği üzerine yazdılar, tartıştılar.

Osmanlı Devleti bu geleneğin bir parçasıydı. Yaygın popüler kanının aksine, her devlet gibi başlangıçta belli bir kalıpla kurulmuş, çöküşüne dek de bu kalıba harfiyen uymuş değildi. Halil İnalcık, Osmanlı tarihinin geçmişe uzanan köklerini de göz ardı etmeden, 600 yıl boyunca devlet ve İslamiyet arasındaki değişken ilişkinin bir dökümünü bu kitapta sunuyor. Kutadgu Bilig'deki devlet anlayışından başlayarak, Uc'larda bir yanda gâzî beylerle, bir yanda dervişlerle başlayan kuruluş öyküsünü anlatıyor. Devlet kurumsallaştıkça Uc'ların, gâzîlerin ve dervişlerin önemlerini kaybedişini, bu arada yeni kurumların ve anlayışların yükselişini gözler önüne seriyor. Fatih Kanûnnamesi'yle örfün hukuk alanına resmen girişinin, ulemanın devlet yapısındaki diğer unsurlardan giderek ayrışmasının uzun zamana yayılmış öyküsünü ayrıntılarıyla sunuyor. 17. Yüzyılda Avrupa'daki tasfiyeci akımlarla aynı sıralarda ortaya çıkan selefî Kadızâdelilerin hem toplum hem de devlet ve İslâmiyet üzerindeki etkilerini mercek altına alıyor.18. yüzyılda başlayan Batılılaşma eksenli modernleşme hareketinin Cumhuriyet'in kuruluşuna dek uzanan seyrini takip ediyor. Osmanlıların kuruluş yıllarından beri süren Hıristiyanlık İslâm tartışmalarını da bu çerçevede ele alıyor. Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet kadim bir meseleyi, usta bir Osmanlı tarihçisinin kaleminden okumak isteyenler için.
256 syf.
Yukarıda Tanrı basmasa aşağıda yer delinmese Türk milleti ülkeni törünü kim bozar.

Bilge Kagan
__________

Halil İnalcık, benim gördüğüm en iyi tarihçidir. Onun eserlerini okurken herhangi bir kesime laf atma, üslubunun seviyesini indirme, üstten bakma göremezsiniz. Aynı zamanda populizmden oldukça uzaktır. Güncel politiğe oynayarak, herhangi bir kesimin iltifatını almak, böylelikle günübirlik çıkarlar sağlama amacı gütmeyen ideal bir tarihçidir. Malesef günümüzde ekranlarda sık sık gördüğümüz tarihçilerde bu özelliklere rastlamak oldukça zordur. Bunlardan Osmanlı kutbunda olanlar, Osmanlı'yı kendi hayallerindeki ütopik zemine taşırlar: Osmanlı İslam'a bağlı olduğu sürece büyümüş, İslam'dan uzaklaştığı için de geri kalmıştır. Osmanlı'nın yıkılmasında da Osmanlı'nın kendi hataları etkili olmayıp, hem içimizdeki hainler -genelde bunlar 'dönmeler' oluyor- ve dışarıdaki 'hain', 'kalleş' kötülük kazanından fırlamış Avrupa etkili olmuştur. Evet, Avrupalı devletlerin etkisi göz ardı edilemez lakin Avrupalı devletler bunu kötü, kalleş, hain oldukları için değil, kendi çıkarları doğrultusunda yaptılar. Aynı Avrupa istese muhtemelen Osmanlı'nın işini çok önceleri bitirebilirdi ancak aralarındaki güç dengesini nedeniyle Osmanlı'yı ağır aksak yaşatmayı tercih ettiler. Seddülbahir diye kısa bir dizi vardı. Sadece bir sahnesine denk gelmiştim. Çanakkale'de bir İngiliz subayına bir Türk askeri, ülkelerinden bu kadar uzaktaki Türkiye'ye neden savaşmaya geldiklerini sormuştu. İngiliz de sanırım mahcup olmuştu. Lakin, ben senarist olsam İngiliz subaya şu şekilde cevap verdirirdim: Senin atalarının, Fatih, Kanuni, Merzifonlu ve diğerleri, ülkelerinden çok uzak Belgrad, Viyana gibi Avrupa kentlerinde ne işleri varsa bizim de o işimiz var, geldik. Buradan varmak istediğim noktalar iki maddede toplanır: birincisi, tarihi salt kendi penceremizden okumayalım. Kendi penceremizi açacak olursam, biz yapınca iyi, başkası aynı işi yapınca kötü olmaz. Bu iş güce dayanıyor. Tarihte gücü eline alan hakimiyetini genişletir. İkincisi, çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batıralım, aksi takdirde yaşanılan sorunların nedenlerini tespit edemeyiz, bunun akabinde de verimli çözümler üretemeyiz. Tarihimizi doğru değerlendiremeyince de günümüzde doğru istikamette gidemeyiz, okyanusta pusulası bozuk bir gemide her an bir buzdağına çarpıp batma endişesi yaşarız veya kaybolmuş bir vaziyette, adeta Western filmlerindeki kasabalarında rüzgârla havaya savrulan bir tel parçası gibi oluruz. Atatürk veya Cumhuriyet kutbunda olanlar ise Atatürk'ü kendilerine bir ekmek kapısı gibi görüp üzerinden populizm yapıyorlar. Yer yer kendi zihinlerindeki fikir, inanç, hayata bakışı ve hayalleri de Atatürk'e monte ederek ortaya adı Atatürk kendisi bilmem kim biri çıkarıyorlar. Bu tarz insanların takipçisi olanlar ise Atatürk'ü salt şekilciliğe indirgiyorlar. Yani, al birini vur ötekine durumu söz konusudur.
__________

Ey hakim memlekette uzun hüküm sürmek istersen
Kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın

Kutadgu Bilig
__________

Sünni İslamın, daha doğrusu İslam'ın temel savlarından birisi, hakimiyetin Allah'ta olmasıdır. Kainat da Allah'ın mülküdür. Bunun sonucunda hukukun tek kaynağı vardır: Allah'ın emirleri. Toplumlar, devletler ve tüm dünya da bununla idare edilmelidir. Bu anlayışın İslam dünyasında kırılmaya uğradığı noktanın, İslam dünyasının siyasi sorunlar yaşadığı 10. ve 11. yüzyıllarda güçlü asker olan Türklerin gücü eline alarak, devlet ve hukuk alanında sivil otoriteye ve onun kanun koyma gücüne yer açmaları olduğunu görüyoruz.

İnalcık hoca, kitabında iki Türk teorisyeninden bahseder. Bunlardan Barni için "Müslümanlar arasında seküler hukuku meşrulaştıran ilk teorisyendir," yorumu yapılmış. Diğeri, Tursun bey ise şunları söylemiş: "Her insan toplumu, İslam toplumu da dahil olmak üzere bekası için sivil bir otoriteyi kabul etmelidir." Nitekim Tuğrul bey, halifenin yetki alanını ilahi planla sınırlandırmış, yeryüzündeki hakimiyeti ise kendi bünyesine almıştır. Ayrıca İranlı bürokratlar da, hilafetin evrensel egemenlik iddiası karşısında sultanların otoritesini artırmak için dikkatlerini eski İran siyaset düzenine çevirmişler. Nihayetinde İslam dünyasında bu konuda derinden bir değişiklik yaşanmış.

Sivil otoritenin kanun koyma erkini meşrulaştırmak için toplumun faydası ilkesi esas alınmıştır. Bununla bağlantılı olarak, toplum ile devletin düzeni için hükümdarın varlığının şart olduğu, bu varlığın anlamının olabilmesi için ise onun kanun koyabilme gücünün olması gerektiği fikri etkili olmuştur. Eski Türklerde, hükümdarın tahta oturduğunda ardından hemen yasa çıkarması, bu fikirlerin arkasında yatan temel etmenlerdendir. Bununla birlikte, hükümdarın gücünün askeri güce bağlı olduğu, askeri gücün hazine gücüne bağlı olduğu, hazinenin reayadan alınacak vergilere bağlı olduğu, vergilerin artırılmasının ise adalete bağlı olduğu inancı, bizleri temel doktrinimiz "Adalet mülkün temelidir," sözüne getirmektedir.

İnalcık hoca Kutadgu Bilig ve Orhon Abidelerinden de örnekler vererek bu anlayışların kökenine dair bizlere yol haritası verir. Orhon'da, hükümdarın asıl vazifesinin halkı doyurmak, giydirmek, onu zenginleştirmek olduğu geçer. Atatürk'ün halkçılık ilkesinin temeli de budur belki de. Kutadgu Bilig'te, "Beylik iyi bir şeydir. Fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru tatbik etmek lazımdır," sözüne benzer pek çok sözün geçtiği belirtiliyor. Adaletin kanuna, kanunun da akla dayanması gerektiği fikri de geçmektedir. En önemlisi, adaletin, hükümdarın bir lütfu, bağışlaması olmayıp; törünün/törenin doğru ve tarafsız uygulanmasının bir gereği olduğu geçmektedir. Nitekim İnalcık hoca, genel kabulün aksine, hükümdarların astığım astık, kestiğim kestik olmadıkları, halkın desteğini almaya mecbur olduklarını ve bunun için fazlasıyla dikkatli olduklarını belirtir. Osmanlı padişahları, halkın kıymet verdiği tasavvuf, tarikat ehline bu yönde önem vermiştir. Gerek Osmanlı'da gerekse diğer Türk devletlerinde kurulan divanda, halk bizzat gelip hükümdara isteğini ve şikayetini iletebilmiştir. Bu işlemin arkasında yatan temel amacın, ülkenin her yerine hükümdarın adalete verdiği önemi yaymak olduğunun altı çizilmiştir. Bu sayede toplumun nizamı başka çalışmalarla birlikte sağlanmak istenmiştir ve bu uygulama şeri değil örfidir.
__________

Kagan olup yoksul fakir budunu hep bir araya getirdim; fakir budunu zengin yaptım, az kavmi çok kıldım.

Bilge Kagan
__________

Osmanlı'nın kuruluş devrinde abdalların, tasavvufçuların etkinliğine değinilmiş. Orhan bey, kurduğu medresenin başına İbni Arabi'ye bağlı Davudi Kayseri'yi getirmiş. Ancak yine Orhan bey zamanında, Çandarlıların idareye gelmesiyle ibre Sünni siyaset anlayışına kaymaya başlamış. 2. Bayezid zamanında gelindiğinde bu iş zirveye çıkmış, serbest düşünceli Molla Lütfi, şeriatçıların teşvikiyle idam edilmiş. Devlet yönetiminde Sünni ekol etkili olurken bir yandan Sultanlar tasavvufçuları da yanlarında tutmaya devam etmişlerdir.

Bu noktada Fatih'i hayaller alemine yerleştirerek adeta bir sofu gibi gösterenlere İnalcık hocanın şu sözlerini aktarıyorum: "Fâtih dervişlere samimi olarak saygı duyduğu için değil, herhalde pratik siyasî düşüncelerle iltifatta bulunmuştur. Genç Fâtih’in Akşemseddin’le olan ilişkilerini de burada anımsamak yararlıdır. İstanbul fethinde evliyanın rolünü belirten şeyhe karşı Fâtih, onun fazlasıyla öne çıkmasına izin vermemiş ve sonunda Ak Şeyh, vatanı Göynük’e gidip inzivaya çekilmiştir." (#88842602) Günümüzde ters kutuptakilerden kimi insanlar da neredeyse Atatürk'ü sofu, rüyalardan ilham alan biri haline getirecekler. Fatih de Atatürk de akla, bilime önem veren okumuş etmiş entelektüel insanlardır. Evliyalarla, uçup kaçtığını iddia edenlerle askeri bir başarı gelmeyeceğini gayet iyi bilirler. Ama yer yer bunları siyaseten kullanabilirler.

Fatih, örfi kanunları araya getirmiş, bu kanunların kendinden sonrakiler için de geçerli olmasını istemiş ama bir yandan da kanunların donup kalmamasını, gerektiği zaman değiştirilmesini de istemiştir. Yavuz'un hilafeti merasimle aldığı iddiası 18. yüzyılda çıkan bir şehir efsanesiymiş ama zamanla kabul görmüş. Ancak Yavuz, Mısır'da oturan Abbas Halifesini İstanbul'a getirmiş ve bir süre sonra yolsuzluk yaptığı için Yedikule'ye attırmış. Kanuni halife unvanını kullanmış olsa da bunun dayanağı İslam değil, yaptıkları sürekli gazaları ve İslam dünyasını korumalarını dayanak yapmışlardır. Çünkü hadislerde halifenin Kureyşten olması gerektiği yazıyor. Bilhassa Osmanlı'nın yıkılmaya doğru gittiği süreçte azalan siyasi gücünü takviye etmek için halifeliğe önem verilmiş.

Kitabı genel manada anlatmak istedim. Bunlardan farklı olarak kitapta, Otman Baba, Şeyh Bedrettin, Mevlana- Ahi Evran çatışması, Kadızadeliler, Tasavvuf- Medrese çatışmaları, değişik yüzyıllarda padişahlar eşliğinde Hristiyan ve Müslüman alimler arasındaki tartışmalar, Papa'nın Fatih'e meşhur mektubu, Tanzimatla gelen değişiklik, 2. Abdülhamid devrinde vaziyet, Garpçılık ve bunun Atatürk üzerine etkileri gibi ilgi çekici başka konuları da bulabilirsiniz.

Ben son olarak İnalcık Hocanın Atatürk değerlendirmeleriyle incelememi bitirmek istiyorum. Adamın üslubunda en ufak, Atatürk'ü iyi veya kötü göstermek için evirip çevireyim havası bulunmuyor, son derece akademik bir üslup hakim. Takdir edilesi!

#88901991

#88900474


İyi okumalar
Burak CAN
Burak CAN Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet'i inceledi.
256 syf.
·2 günde
Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, Osmanlı Devleti'ni kuruluşundan yıkılışına kadar tamamen bir İslam devleti olarak savunan, padişahların her işi şeriat ile yaptığına inanlar var ise onlar için yıkım bir kitap. Fakat, Osmanlı'nın din anlayışını özellikle de artık beylikten devlete geçiş olan II.Mehmed döneminde ki anlayışı öğrenmek isterseler bu kitap başucu kitabı haline gelir. Milad neden Fatih Sultan Mehmed derseniz de, Fatih karakter itibariyle sonraki dönemlerde tahta çıkan bazı padişahların bağnazlığını taşımamış, dönemin ve devletin ihtiyaçları doğrultusunda (devlet devamlılığı için kardeş katli de vacip maddesi dahil) kendi deyişiyle atalarının ve kendisinin kanunları olan Fatih Kanunnamesini sonraki padişahlar içinde geçerli kılarak bir devrim yapmıştır. Bu eser size adım adım Osmanlı'da, tarikatların bu devlette son zamanlara kadar ne kadar mühim bir yer tuttuğunu gösterecek ve ister istemez şu soru akla gelecektir. Bu tarikatlar, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kalan bir miras mı ? O dönemde ki tarikat, cemaat, din anlayışı tartışmalarının bugün dahi devam ettiğini acı acı göreceksiniz. Kitap içinde üzerinde durulup düşünülmesi gereken tonlarca bilgi mevcut. Devletin, tarikatları lazım geldiğinde nasıl kullandığını fakat bunu yaparken de kullanıldığına şahit olacaksınız. Şimdiden iyi okumalar.
256 syf.
·1 günde·9/10 puan
Türk tarihine ilgi duyup da İnalcık hocayı tanımayan yoktur herhalde. O yüzden yazarı tanıtma faslını atlıyorum. Kitabın başlığı dikkatimi çektiği için alıp okumaya başladım. İslam dininin Osmanlı'ya etkilerini anlatacağını zannederken, İnalcık hoca, bambaşka konular anlattı: Karahanlı devleti ve Yusuf Has Hacip, Ahilik ve uç vilayetlerin dervişlik hayatı, Örfi kanun ve Şerii kanun ilişkisi, Tanzimat'ın ikili hukuk yapısı, ve Osmanlı'daki dini hareketler gibi konular.

Özetle, karşımda sistematik bir eser bulmak yerine -sonuncusu İngilizce olmak üzere- pek çok makaleden derlenmiş bir kitap olduğunu fark ettim. Tabi sistematik olmaması biraz hayal kırıklığı yaratsa da, kitap kesinlikle muhteşemdi. Bu kitapta eski bilgilerimi tazeleme fırsatı buldum. Bazı yeni şeyler de öğrendim. İnalcık hocaya gelince, hoca şüphesiz ki modern Türkiye'nin yetiştirdiği ender bir hoca. Eseri ise, okuduğum ilk eseri: Bilimsel, polemikten uzak ve metodlu. Tarihçi olmanın ağırlığını taşıyan bir hoca, İnalcık. Tarihi seven herkesin okumasını tavsiye ederim.
256 syf.
·10/10 puan
İslamiyetin yönetime etkileri ve özellikle Osmanlı zamanın da olumlu ve olumsuz taraflarının analizi için çok güzel bir kaynak. Bir çok faklı makale ve Halil İnalcık’ın konu ile ilgili makaleleri çok yararlı. Tarih hususunda eksik büyüyen biz ve bizim gibilere bilmediklerimizi öğrenme dursaydı sunuyor. Herkese iyi okumalar....
256 syf.
·3 günde·9/10 puan
Osmanlı Devletinde Sultanların Dinlere bakış açısı ve Kalenderi, Ahi teşkilatının kuruluştaki rolleri Kadızadeliler ile başlayan taassup din anlayışının kökleri hakkında güzel makaleler içeriyor. Osmanlı Devletinde Örf Kanunların ve Şeriatın uygulanması ve Türklerin İslam'a bakış açısıyla Laikliğin bu ülkede nasıl kök tuttuğunu anlayacaksınız.
256 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir kitabın daha sonuna geldik.

Kitabı üç bölüme ayıracak olursak:
1. bölüm , türk devletlerinde hükümdarın kanun koyma yetkisi üzerinde durulmuş. Orhun yazıtları ve ilk müslüman türk hanlarına kanun ve adalet üzerine yazılmış eserler incelenmiş. Siyasetname,Kabusname vs....
İslamiyet'i kabul ettikten sonra şeriat ile örfi kanun uyuşmazlığı veya birbirini desteklemesi incelenmiş. Bunların ortak noktası:
Devlet başkanı olan her beyin mutlaka bir kanun koyması (kitapta töre diyor) gerektiği ve bu kanunun özellikle halkı erdemli ve mesud bir hayat sürdürmeye yönelik olması üzerinde duruluyor. Çünkü beyliğin ayakta durmasını halkın ayakta durmasına bağlıyorlar.
2. bölümde , Fatih'ten Cumhuriyet e kadar yapılan kanun çalışmaları güzel ve anlaşılır olarak anlatılmış. Fatih Kanunnameleri incelenmiş, imparatorluğu n son asrında yeni kanun arayışları ve çözümleri üzerinde durulmuş.
3. bölümde ise padişah,vezirler , ilim adamları , sûfîler ve Hristiyan devlet ve din adamları arasındaki tartışmalar etraflıca anlatılmış.
Orhan Gazi ye esir olan Selanik başpiskoposu Palamas ile aralarında geçen tartışma, kalenderîler ,dervişler, kadizadeliler, papa 2.Pius 'un Fatih'e mektubu, Martin luther ve Kanuni arasındaki münasebet ....

Kitap beklediğimden daha fazla ışık tuttu bana. Tahmin ettigimden fazlasını buldum. Size de faidesi olacağını tahmin ediyorum.

Yazarın kitabında belirttiği bazı şahsi görüşlerini kabul etmesemde (Mehmet Birgivî ve İbni Teymiye arasındaki bağ gibi) , okumanızı tavsiye ederim.
256 syf.
·101 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın salt bilgi olması sizi biraz sıkabilir. Gerçi ben bu kitabı canım istediği zaman okudum. O yüzden aylar sürdü. Belki bununla beraber yirmi kitap daha okumuşumdur. İzzet Begoviç'te yaptığım gibi notlar almadım,alamadım. Hatta tam anlamıyla kitabı bitiremedim bile. Bunu okuyabilmem için ciddi bilgi birikimi gerekli yoksa her şey anlamsız kalabiliyor. Bu kitaba daha sonra detaylı bir şekilde döneceğim ancak bu kitabı okuyacaksanız ilk önce İlber hocanın kitaplarını okuyun derim. Dili Halil hocaya göre daha hafif olmasıyla birlikte akıcı. İlber hocanın kitapları genelde sohbet ve söyleşi üzerine olduğu için daha iyi anlayabiliyorsunuz ancak Halil hoca daha çok salt bilgi odaklı olduğu için sıkıcı olabilir. Tarihi sevmeme rağmen on beşer sayfalık bölümleri bile zorla okuyordum. Çünkü hem dili zor hemde anlattığı döneme dair bilgi yetersizliğimden kaynaklı bir zorluk vardı. Sanırım bu kitap için çok fırın ekmek yemem gerek. İyi okumalar dilerim.
256 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Halil İnalcık; Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet.
Halil İnalcık 20. Yüzyılda yetiştirmiş olduğumuz önemli bir Türk tarihçisidir, tarihçilerin kutbudur. Özellikle Amerika'da yapmış olduğu çalışmalar sonrasında ba batılıların Osmanlı Tarihi'ne ilgisini çekebilmeyi başarmış bir bilim insanıdır.
Kitap, akademik makalelerden meydana gelmektedir. Din- Devlet, İslamiyet ve İslami devlet yönetim anlayışları konusunda açıklayıcı bilgiler mevcuttur. Özellikle şeriat ve törenin, yani örfi hukukun, karşılaştırmalarının yapıldığı Osmanlı Devleti'nde iki konunun da alanları farklı olarak hüküm sürdüğünü anlatmış olması önemlidir. Yine Osmanlı Devleti açısından önemli sayabileceğimiz medrese ve tekke geleneğinin çekişmelerini de anlatılmış olması kitaba ayrı bir mânâ katmaktadır.
Kitabın son bölümünde yer alan İslamiyet ve Hristiyanlık tartışmalarına gelince, aslında bu makaleler bu kitabın konusu olmamalıydı başka bir kitapta bunlar daha detaylı şekilde incelenebilirdi. Hal böyle olunca, özellikle İslami Devlet geleneğinin, halifelik kavramının açıklanması da bir anlamda kitapta eksik bir nokta olarak görülebilir. Ancak Papa II. Pius'un Fatih Sultan Mehmet'e yazmış olduğu mektup ve içeriğinde onu Hristiyanlığa davet etmiş olması kitaba ayrı bir de zenginlik katmaktadır.
#Kitapşuuruinsanlıkşuuru.
256 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Halil İnalcık hocadan Osmanlı'da İslamiyet'in yayılması süreci ve devlet teşkilatında İslamiyetin esasları ekseninde yönetim biçimini ele alan kıymetli bir eser. Özellikle Papa-Fatih arasındaki mektuplaşmalar kısmı ilginç.
256 syf.
·10/10 puan
Halil Hoca'nın bu eseri akademik bir dil ile yazılmıştır. Osmanlı Tarihinde ki İslamiyet anlayışını anlamak isteyenlere ağır gelir. Doğrudan zaten islamiyeti anlatmıyor,belli başlı başlıklar altında temel islami kavramlar yorumlanıyor. Bu eser'de en çok dikkat çekilen noktalardan biri,Osmanlı'nın sadece şeriat ile yönetilen bir devlet olmayışıdır. Padişah'ın da koyduğu kanunlar vardır,bunlara örfi kanunlar altında yer verilir. Tarih öğrencilerine tavsiye ederim.
256 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Dinin Devlet içerisindeki yerine, Tarikat Şeyhleri ile Medresde ve Bürokrasi içinde yetişen Ulemanın aralarındaki ayrımlara, Osmanlının sekülerleşme sürecine dair genel bir bakış kazandırıyor.
256 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu yıl tarih okumalarına İnalcık Hoca'nın bu eserinden sonra ara veriyorum. İnalcık Hoca'nın tarihçiliğimizdeki yeri ve fonksiyonu tam anlamıyla irşattır. Yeni tabirle ufuk açıcıdır. Bu eseri işte bu irşat fonksiyonuna en iyi örneklerden... Devlet, adalet ve din olgusunun, Divanı Lügatit Türk'ten modern cumhuriyetin laik inanç ve hukuk sitemine kadar olan serüvenini son derece ufuk açıcı makalelerle ortaya koymuş İnalcık Hoca. Tarihçiliğimizin tarafsız olma ve bilimsellikten ayrılmama konusunda çok zorlandığı bir alandır; Osmanlıda din ve devlet konusu. İşte İnalcık Hoca'nın bilimsel tavrının eşsizliği ve ilmi basiretinin çapı da bu noktada ortaya çıkmış bu eserde. Takdiri haddime olmayan eserdeki bu nitelikli makaleleri hararetle tavsiye ederim.
Osmanlılarda hilâfet-i kübrâ iddiası, zayıflayan siyasî gücü desteklemek amacıyla gittikçe kuvvetlendi ve 18. yüzyıldan itibaren bütün İslâm dünyasının meşrû halifesi biçiminde gelişme gösterdi.
İmparatorluğun hakiki kurucusu Fâtih olduğu gibi, Osmanlı hukuk telakkisi ve kanûnları üzerinde de kesin ve sürekli bir tesir yapmış olan Osmanlı hükümdarı Fâtih’tir.
II. Abdülhamid dönemi (1876-1909), siyasette Batı fikirlerine karşı olmakla beraber, kültür ve eğitim alanında büyük atılımların gerçekleştiği bir dönemdir.
Kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki Osmanlı Türkiyesi, Batılı olmayan ülkeler arasında, Batı medeniyeti ile yakın ilişkiye girmiş olan ilk ülkedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet
Alt başlık:
Seçme Eserleri 9
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327868
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
İslâmiyetle 9. yüzyılda tanışan Türkler, kendi devlet anlayışlarını İslam dünyasına taşıdı. Böylece devlet ve hukuk kavramlarında, bağımsız sivil otorite ve onun kanun koyucu gücü lehine büyük bir değişiklik ortaya çıktı. Şerîat ile yan yana bir sivil hukuk alanı gelişti. 11. yüzyılda El-Mâverdî ve Ebu Mansur el-Bağdadî başta, büyük fakihler İslâm toplumlarında bu ayrımın gerekliliği üzerine yazdılar, tartıştılar.

Osmanlı Devleti bu geleneğin bir parçasıydı. Yaygın popüler kanının aksine, her devlet gibi başlangıçta belli bir kalıpla kurulmuş, çöküşüne dek de bu kalıba harfiyen uymuş değildi. Halil İnalcık, Osmanlı tarihinin geçmişe uzanan köklerini de göz ardı etmeden, 600 yıl boyunca devlet ve İslamiyet arasındaki değişken ilişkinin bir dökümünü bu kitapta sunuyor. Kutadgu Bilig'deki devlet anlayışından başlayarak, Uc'larda bir yanda gâzî beylerle, bir yanda dervişlerle başlayan kuruluş öyküsünü anlatıyor. Devlet kurumsallaştıkça Uc'ların, gâzîlerin ve dervişlerin önemlerini kaybedişini, bu arada yeni kurumların ve anlayışların yükselişini gözler önüne seriyor. Fatih Kanûnnamesi'yle örfün hukuk alanına resmen girişinin, ulemanın devlet yapısındaki diğer unsurlardan giderek ayrışmasının uzun zamana yayılmış öyküsünü ayrıntılarıyla sunuyor. 17. Yüzyılda Avrupa'daki tasfiyeci akımlarla aynı sıralarda ortaya çıkan selefî Kadızâdelilerin hem toplum hem de devlet ve İslâmiyet üzerindeki etkilerini mercek altına alıyor.18. yüzyılda başlayan Batılılaşma eksenli modernleşme hareketinin Cumhuriyet'in kuruluşuna dek uzanan seyrini takip ediyor. Osmanlıların kuruluş yıllarından beri süren Hıristiyanlık İslâm tartışmalarını da bu çerçevede ele alıyor. Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet kadim bir meseleyi, usta bir Osmanlı tarihçisinin kaleminden okumak isteyenler için.

Kitabı okuyanlar 195 okur

  • Burcu demirci
  • Emre Temiz
  • Tunahan Çelik
  • Seyfi Çirkin
  • Burcu İlhan
  • Mehmet Akif
  • Alptekin ergin
  • Fatma Çelik
  • EROL UĞUR
  • cananzy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.3 (31)
9
%28.4 (19)
8
%17.9 (12)
7
%6 (4)
6
%1.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0