Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) (Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 2)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.394
Gösterim
Adı:
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656)
Alt başlık:
Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 2
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320890
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Halil İnalcık Devlet-i 'Aliyye'nin ilk cildinde, Osmanlı Devleti'nin bir beylikten güçlü ve köklü bir imparatorluğa dönüşümünün öyküsünü konu ederek geniş kitlelere ulaştı. Okuyucuların merakla beklediği ikinci cildin konusu, imparatorlukta padişahlık otoritesinin yok oluş sürecinde çeşitli odakların iktidarı ele geçirmek için verdiği mücadele…
Halil İnalcık, dönemin tarihçilerinin "tagayyür ve fesad", yani bozuluş ve kargaşa olarak adlandırdıkları bu durumu, o çağın kaynaklarından ve az bilinen arşiv belgelerinden de yararlanarak günümüz okuyucusu için anlatıyor, yorumluyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Devlet-i Aliyye'nin ilk kitabında Osmanlı'nın neden büyük ve kudretli olduğunu görürken , ikinci kitap Devlet-i Aliyye "tagayyür ve fesâd" ise Osmanlı'nın neden kudretini yitirdiğini gözler önüne seriyor. Valiliklerin makam mevkilerin bizzat devletin kendisi tarafından rüşvetle verilişi ile nerede bir rüşvetçi ve hırsız varsa devletin yönetimine geçişine şahitlik ediyorsunuz. Padişahların kafesten devletin başına geçmesi, çocuk padişahların annelerinin yönetimde olması, farklı tarikatların farklı padisahlarca kollanması, askerlerin ulemayı da arkalarına alarak devletin yönetim kadrolarını değiştirmeleri Osmanlıyı hazin sona doğru sürüklüyor. Mutlaka okunması ve ders çıkarılması gereken muhteşem bir eser. Kitabın son kısmında bilgi ve belgeler ile telhisler var.
30 yıldır Amerika ve Avrupa'da tartışılan ülkemizde ise daha yeni yeni degerlendirilen gerileme algısı ve bu algının merkezinde Osmanlı tarihinin dönemlendirilmesi.. 1603-1656 dönemi o günün tarihçilerince tagayyür ve fesad devri olarak kaleme alındı, Lütfi Paşa'dan Koçibey'e birçok devlet adamı bunu devletin çözülmesine yordu ve hükümdarlara çözüm önerileri sundular.. Aslında bu dönem günümüz tarihcilerince kriz ve dönüşüm dönemi olarak yeniden adlandırılmakta. Iste bu kitap tamda yaşanan krizi Halil Inalcık' ın arşiv çalışmaları ile bize sunuyor.. III. cildini sabırsızlıkla bekliyorum :)
osmanli tarihi uzerine objektif olup,fazla yorum icermeyen, genelde belgelere dayanan,ben osmanli tarihini okumak ve oldugu gibi degistirilmeden yansiz bir bakis acisiyla ogrenmek istiyorum diyenler icin, hazirlanmis; mukemmel bir eser. Halil hocanin usta kaleminden
Osmanlı İmparatorluğu tarihi denildiği zaman hocaların hocası konumunda bulunan Halil İnalcık eserini okumayan ben Osmanlı Tarihi'ni okudum demesin zaten. Engin bilgisinden faydalanmaya çalışın. Hocamıza Allah rahmet eylesin.
Osmanlı açısından geniş bir araştırmacı olarak Halil İnalcık eserleri başlı başına bir başyapıt ben ilk osmanlı devleti aliyye eserini okuduğunda her konuya girmiş bir üstad ile karşılaştım.
Serinin bu ikinci cildinde; 17. yüzyılda padişah otoritesinin zayıflamasıyla birlikte Harem- Yeniçeri- Sipahi- Darüssaade Ağası- Yeniçeri Ağası arasında geçen müdaheleler ve ulemanın bu konudaki etkin rolü belgeriyle birlikte çarpıcı biçimde anlatılıyor. Saraydaki bu iktidar mücadelesi sürerken Avusturyayla süren uzun savaş ortamında bir taraftan Girit ve Venedik donanmasının diğer taraftan Anadolu’da köylülerden oluşan Sarıca-Sekban birlikleri ve Celali isyanlarının baskıları anlatılıyor.
Tagayyür ve Fesâd...
II. Cilt, Osmanlı imparatorluğu’nda padişahlık otoritesinin nasıl zedelendiğini anlatıyor.
Klasik dönem saltanat anlayışının yıkılışı, kafes sistemiyle yetişen ve çocuk yaşta tahta çıkarılan padişahların devlet işlerinde harem etkisi altında kalması, rüşvet yolu ile devlet mevkilerine gelmenin yaygınlaşması, o dönem Avusturya ile uzun süren savaşın götürüleri, Yeniçeri-Sipahi-Darüssaade ağaları arasında süre gelen yönetimde söz sahibi olma hırsı, II. Osman’ın katli, Çınar Vakası ve daha bir çok isyan, Kösem Sultan ve Ocak Ağalarının iktidarı, Turhan Sultan ve Darüssaade Ağası dönemi, baş gösteren ekonomik sıkıntılar, akçada değer kaybının süreci ve önemi su götürmez olan daha bir sürü gerçek, Halil hocanın kaleminden derinlemesine, dönemin telhis ve belgeleriyle birlikte tarafsızca gözlerinizin önüne seriliyor.
Sadece bir ciltini okudum.
Halil hocayı dinleme fırsatı bulan bir insanın üni de iken.
Bu arada devleti aliyye kitabı dünyada Osmanlı hakkında litaruture en detaylı bilgileriyle girmiş tek kitaptır.
Devlet işleri pâdişahın doğrudan kontrolü altındadır. Bürokrasi tarafına dan formüllendirilen her emir mutlaka pâdişah emri olarak çıkar. Çünkü devleti kuran, devletin (mülkün) sahibi pâdişahtır. Tanrı’nın devleti ona bağışladığına inanılır. Pâdişahlık Tanrı’nın bir bağışıdır. Otoritenin kaynağı Tanrı’dır. Onun dışında hiçbir siyasî otorite sahibi olamaz. Osmanlı Devleti’nde bu prensip o kadar derinliğine yerleşmiştir ki, bir pâdişah ölünce onun hayatında yaptığı bütün tasarruflar, atamalar düşer, hânedândan yerine geçen halefi berâtları yenilemezse, vezir, vali hiç kimse icra yetkisine sahip değildir, icraatları meşrü sayılmaz. Kanunî’nin ölümü (1566) ile bu tip mutlak pâdişah otoritesini temsil edemeyen pâdişahların (1566-1603 döneminde II. Selim, III. Murad, III. Mehmed) tahta gelmesi üzerine Osmanlı tarihinde otorite birliğinde dağınıklık ve sorumsuzluk dönemi başlamıştır.
Kanunî Süleyman, Mekke şerîfine tahta çıkışını bildiren nâmesinde kendisinin “inâyetü’l-rabbâniyye” ile “serîru’s-saltanat’a” (Tanrı’nın bağışlamasıyla saltanat tahtına) culüs ettiğini belirtir. Kırım hanına gönderilen culüs mektubunda: “bi-irâdatillâh taht-i mevrüseye erişüp serîr-i saltanata culüs eyleyüb.” Bu ifadelerde saltanat tahtının Tanrı’nın bağışlamasıyla kendisine eriştiği belirtilir. Buna karşı II. Ahmed’in (1691-1695) culüs fermânı, geçmiş olayların ışığı altında ayrıntılı noktalar içerir. II. Ahmed’in tahta çıkışında ilân ettiği pâdişahlık fermânında belirttiği şu nokta dikkate değer: “Irsen ve istihkaken makâm-i saltanat ve taklîd-i hükümet ittifak-i ârâ ile cenâb-i sa’âdet-me’âbıma teşrif olunup.” Bu ifadede pâdişahlığın “irsen ve istihkaken” atadan irs ile geldiği ve hakkı olduğu, devleti idare etme görevini (taklîd-i hükümet) üstlendiği ve bu yetkilerin söz sahipleri tarafından itirazsız kabul edildiği, ulemâ, vezirler ve saray erkânından kimsenin karşı çıkmadığı, İslâm gelenek ve kurallarına uygun olarak egemenliğinin tanındığı (bî’at edildiği) belirtilmektedir.
Halil İnalcık
Sayfa 59 - Türkiye iş Bankası kültür yayınları
III. Murad Öldüğünde, Manisa sancağında bulunan Şehzâde Mehmed’e gizlice adam gönderip çağırdılar. Mehmed doğru hareme gelip Vâlide sultanla buluştu. Arkasından devlet erkânı bi’at ettiler. III. Mehmed, eski kural gereği sancaktan gelerek tahta oturan son pâdişahtır. Halefi I. Ahmed, haremde Vâlide sultan gözcülüğünde pâdişah olmuştu. Bu yöntem, Vâlide sultanın devlet içinde önemini son derece artırmıştır. Vefat eden pâdişahın yerine kimin geçeceğini, kafes sisteminde ilkin Vâlide belirliyordu.

Harem’den gönderilen tezkirede Sultan I. Ahmed, “Babam Allâh emriyle vefât eyledi ve ben taht-i saltanata culüs eyledim” diyor; veziriâzama, “Şehri muhkem zapt eyliyesin” diye ilâve ediyordu. Veziriâzam Kasım Paşa yeni pâdişahı, “Arz-Odası’nda taht üzerinde oturur buldu. İlk işi culüsu şeyhülislâma bildirmek oldu, sonra devlet erkânı Bâbussaâde’de toplandı ve Sultan Ahmed orada kurulan tahta gelip oturdu.

İlk Osmanlı döneminde saltanat verâsetinde kadim Türk devlet geleneği yürürlükte kalmıştır. Gelenekte, ölen hükümdarın oğulları arasında tahta geçme konusunda bir kuralın olmadığı, bu işin Tanrı’ya, talihe bırakıldığı kutsal inancı vardı; bu kural sonucu önceki Türk hânedânlarında olduğu gibi kardeşler, bazen amcalar veya amca çocukları arasında taht için iç savaşlar kaçınılmaz oluyordu. Osmanlı tarihinde Fâtih’e kadar ilk dönemde (1302-1451) ülke sık sık iç savaşlara sahne olmuş; nihayet Fâtih, tahtı ele geçiren şehzâdenin kardeşlerini katletmesinin “nizâm-i âlem” adına “münsaib” ve “câiz” olduğu hükmünü kanünnâmesine bir madde olarak koymuştur. II. Bayezid, vezirlerin desteğiyle yeniçerilerin ileri sürdükleri koşulları kabul ederek tahta oturduğunda, kardeşi Cem (Cemşâh) culüsu tanımamış, sultanlığını ilân etmiş, Bursa’da gümüş sikke bastırmış, ülke iki Osmanlı sultanının mücadelesiyle bölünme tehlikesiyle karşılaşmıştır. Kafes sistemi geldiğinde böyle bir durum söz konusu olamazdı. Pâdişâh Kafes’ten çıkarılıp tahta oturtulurdu.
Pehlevîcede pâd, ulu, büyük anlamında terimlerin başında gelir (pâd-man, batman gibi). Pâd-şah unvanıyla eşanlamda şahlar şahı demek olan şehinşâh unvanını Osmanlı hükûmdarları nadiren kullanmışlardır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656)
Alt başlık:
Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 2
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
544
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320890
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Halil İnalcık Devlet-i 'Aliyye'nin ilk cildinde, Osmanlı Devleti'nin bir beylikten güçlü ve köklü bir imparatorluğa dönüşümünün öyküsünü konu ederek geniş kitlelere ulaştı. Okuyucuların merakla beklediği ikinci cildin konusu, imparatorlukta padişahlık otoritesinin yok oluş sürecinde çeşitli odakların iktidarı ele geçirmek için verdiği mücadele…
Halil İnalcık, dönemin tarihçilerinin "tagayyür ve fesad", yani bozuluş ve kargaşa olarak adlandırdıkları bu durumu, o çağın kaynaklarından ve az bilinen arşiv belgelerinden de yararlanarak günümüz okuyucusu için anlatıyor, yorumluyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 118 okur

  • BuRRaKırk2
  • Berkay
  • FURKAN ÇELİKHAN
  • Batuhan Aydın
  • Drkitapsever
  • Ahmet Gülmez
  • Eclipse
  • Yağmur Sonverdi
  • ~Ayşegül~
  • İlker Türker

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%3.5
18-24 Yaş
%22.8
25-34 Yaş
%31.6
35-44 Yaş
%24.6
45-54 Yaş
%8.8
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%5.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%19.2
Erkek
%80.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%59.1 (26)
9
%20.5 (9)
8
%13.6 (6)
7
%6.8 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0