• “Adeta utanıyorum…” dedi, “Bütün kuşları sıraya dizseler biz herhalde sonuncu gelmeyiz. Kılığımız, kıyafetimiz düzgündür. Aklımız, şu sabahtan akşama kadar avaz avaz bağıran bülbülden herhalde üstündür. Kanadımızı bir vursak en hızlı güvercinden daha çok yol alırız. Halbuki bütün kuşların en zavallısı bizmişiz gibi hiç durmadan didiniyoruz. Şu budala serçe bile üç günlük ömrünü keyifle geçiriyor da biz, arasından uçtuğumuz ağaçları bile fark etmiyoruz.”
    Sabahattin Ali
    Sayfa 39 - Yapı Kredi Yayınları, 32. Baskı
  • "bir roman yazmaya başladığım o gece için...

    yalnız bırakma beni bu paragrafın başında
    bu boşluğu bir masal doldurmaz
    kanalizasyondan fırlar bir cadı,
    başını engizisyona çarpar.
    ölürüz belki ikimiz de ucuz bir aşk romanının sonunda.
    patlamış mısıra benzerdi senin mısraların
    ısınır ve patlardı
    beyaz çiçekler açardın sonunda
    bahar dallarının hatırına beni anla.

    küçük bir tırtıl gibi büzüştüm yatağımda
    hep böyle uyudum yıllarca
    sanırdım,
    bir gün doğuracak beni bu yatak
    son ve o en büyük sancıyla
    sanırdım
    tanrı bırakmış beni kocaman parmağıyla
    bu yumuşak çiçeğin ortasına
    içimde bir kedi durmadan oynardı
    parmak kızın dna sarmalıyla
    alice’den çalıntı gözyaşlarım
    çiğ taneleri olurdu sabahları yastığımda.
    ömrüm geçti bir çiçeğe benzemekle
    hangi hayat süslendi senin için bu kadar.
    su getirdim perilerine küçücük avuçlarımla
    beni anla.

    kurşun kalemin hatırına beni anla
    razıyım uçsun bu şiir silgi tozlarının kanatlarında.
    toprağın seviyesine ineceğim
    anlamalı beni mezarım da
    bir uyağa takıldım, düşmeye razıyım
    artık beni anla.

    annemin bir şiir defteri vardı
    yaprakları gitgide sarardı
    hep sararan bir şey olarak kalmışsın aklımda.
    sanırdım
    bu dünya karaciğerinden hastadır
    sanırdım
    boyama sarışın bir kadındır zaman
    hep hayatını anlatır.
    eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma
    dekolten fazla kaçmasın aman,
    ayıplarlar sonra anadolu yakanı kapa
    konuşma, konuşmak istemezsen
    ben konuşurum tavanda koşuşan ışıklarla
    hep aynı şeyi söylerim
    beni anla.

    yeni bir şarkıya başla
    hem şarkı dediğin şarttır yaşamaya
    şarka gittin geldim ardından
    hatırla orada fıskiyesi dönen havuzlar vardı.
    kalabalık avlular, yüksek duvarlar
    başımız döndüydü hatırla
    sürmeleri ne karaydı kadınların
    herkesi bir yere sürer ya dünya
    gözlerine sürülmüştü orda kadınlar.
    belki sen yoktun orda
    güller vardı.
    ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
    ba ‘su ba’del mevt
    hayata daha çok vardı
    beni anla.
    hatırla tavus kuşları vardı
    aşık olunca kanatlarından mavi güneşler doğardı.
    ben doğmamıştım daha hatırla.
    bir teleğini senin için saklamıştım
    bak, işte burada.
    susan kadınlar vardı
    ben susamamıştım
    ama herkes içmişti.
    belki de sen yoktun orada.

    aklımın taş kaldırımlarında dolaşırdı adamlar
    ayak seslerini dinlerdim
    perdem aralıktı, ışığım açık
    nedendir diyordum durmadan
    insanın derisine bu kadar güzel bir resim çizmiş Allah
    sanırdım
    Allah olmasa çöpten adamlar gibi yakışıksız çıkardık
    fotoğraflarda.
    ağlamıştık
    boyalarımız aktıkça ferahlamıştık hatırla
    gözyaşlarımız siyahtı
    sanırdım
    yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
    beni anla.
    geçti ömrüm iklimden iklime
    yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında
    yorgunum, kahvem çamur gibi
    batmaya da razıyım, artık beni anla
    yeter ki sen beni
    hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma."
  • “Kargalar yuva yapar, kırlangıçlar gider.”
    Dino Buzzati
    İletişim Yayınları
  • Bu şehirden gidiyorum
    Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
    Gururu yıkılmış soyatlar gibi
    Bu şehirden gidiyorum.
    İnsanlar taş gibi bana yabancı
    Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarda
    Bir tanbur bir yalnızlığı anlatıyorsa
    O ışıksız pencereden
    Ben onu duymuyor gibiyim
    Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde
    Ben onu bile duymuyor gibiyim.
    Bu şehirden gidiyorum
    Gömerek geceyi içime
    Sabahın hüznünü beklemeden
    Gidiyorum bu şehirden.

    /Erdem Bayazıt/
  • Bu şehirden gidiyorum 
    Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi 
    Gururu yıkılmış soyatlar gibi 
    Bu şehirden gidiyorum.

    İnsanlar taş gibi bana yabancı 
    Ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarda 
    Bir tanbur bir yalnızlığı anlatıyorsa 
    O ışıksız pencereden 
    Ben onu duymuyor gibiyim 
    Bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde 
    Ben onu bile duymuyor gibiyim.

    Bu şehirden gidiyorum 
    Gömerek geceyi içime 
    Sabahın hüznünü beklemeden 
    Gidiyorum bu şehirden.
  • Yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
    Beni anla.
    Geçti ömrüm iklimden iklime
    Yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında Yorgunum, kahvem çamur gibi
    Batmaya da razıyım,
    Artık beni anla,
    Yeter ki sen beni
    Hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma.
    Didem Madak
    Sayfa 73 - Metis Yayınları
  • incecikti
    gül dalıydı
    dokunsam kırılacaktı
    dokunmadım
    kurudu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
    neden akşam oluyorum tren kalkınca
    kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
    mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
    öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
    az önceki çiçekler nasıl da diken diken
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
    o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
    artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
    günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
    oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
    kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
    nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

    HasanHüseyinKorkmazgil