《"Sende çoklu kişilik bozukluğu olduğunu ilk kez ne zaman öğrendin, Billy?" "Harding Hastanesi 'nde öğrendim. O zaman kendimi inanmaya zorlamıştım ama daha sonra Athens Ruh Sağlığı Merkezi 'ndeki video bantlarını seyredince öyle olduğunu anladım." "Neden böyle olduğuna dair bir fikrin var mı, Billy?" "Üvey babamın bana yaptıklarından dolayı. Kendim olmak istemiyordum. Billy Milligan olmak istemiyordum."》
Sayfa 580
《"Ya başka sorunlar da varsa?" diye sordu Belinky. "Önce çoklu kişilik tedavi edilmeli," dedi Karolin. "Başka akıl hastalıkları da olabilir; farklı kişiliklerin farklı hastalıkları olabiliyor ama ilk olarak temel hastalığın tedavi edilmesi gerekir."》
Sayfa 578
Reklam
《Çoklu kişilik hastalarını tedavi eden hekimlerin uyguladığı ve kabul gören yöntemlerin genel ilkeleri şunlardır: Bir - Hastanın tüm kişilikleri eksiksiz olarak saptanmalı ve tanınmalıdır. İki - Terapist bu kişiliklerin neden mevcut olduğunu belirlemelidir. Üç - Terapist bütün bu kişiliklere terapi uygulamaya gönüllü olmalıdır. Dört - Terapist saptayabildiği olumlu niteliklere odaklanmalı ve alter kişilikler arasında, özellikle de kendisi ya da diğerleri için tehlike arz edenler arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışmalıdır. Beş - Hastanın sorunlannın mahiyeti ve derecesi hakkında eksiksiz olarak bilgilendirilmesi gerekir ve olumlu bir çözüm için ona yardımcı olunmalıdır. Diğer bir deyişle, hastanın tedavi sürecinden haberdar olmalı ve terapi boyunca pasif bir resevör konumunda kalmamalıdır. Altı - Artık oldukça kesin olan bilgilere göre tedavi için zararlı birtakım etkilere ve kişilik bölünmesine neden olduktan bilinen antipsikotik ilaçlardan uzak durulmalıdır.》
Sayfa 576
《Çoklu kişilik bozukluğu tanısı konan bir hastanın tedavisi sadece ve sadece profesyonel bir akıl hastalıkları doktoru, tercihen de şu kriterleri karşılayan bir psikiyatrist tarafından yapılmalıdır: Bir - Bu kişi hastanın durumunu kabul etmelidir. Tedavi bu fenomene 'inanmayan' bir doktor tarafından yapılmamalıdır. İki - Bu psikiyatrist deneyimli olmamakla birlikte bu durumu kabul etmeye ve tedavi uygulamaya istekliyse, deneyimli bir doktorun denetimi altında olmalı ya da en azından bu konuda deneyimi ve uzmanlığı olan meslektaşlarıyla sürekli konsültasyon halinde olmalıdır. Üç - Bu kişinin gereken durumlarda uygulamak için tamamlayıcı tedavi olarak hipnoz tekniklerine aşina olması iyi olur. Bu bir şart değildir ama bu tekniklerin bilinmesi arzu edilen bir durumdur. Dört - Bu konuda çıkan belli başlı literatürü okumuş ve şahsen konuyla ilgili uzatılmış eğitim programlanna katılmış olması gerekmektedir. Beş - Sonsuz denebilecek kadar sabırlı, hoşgörülü ve azimli olmalıdır. Bu tür hastalann tedavisinin, çok uzun sürecek olan meşakkatli, zor ve kesintisiz bir terapi sürecini kapsayacağını bilmesi gerekir.》
Sayfa 575
《Dr. Milkie Milligan'ı kişilik bozukluğu tanısı koyduğunu, asosyal olduğunu ve depresif ve çözülmeli özelliklere haiz psikonörotik anksiyetesi olduğunu söyledi.》
Sayfa 573
Söyle dostunu sana kim olduğunu söyleyeyim...
~•~ Bir insanın kalitesi biraz da yanındaki insanlardan/dostlarından anlaşılır. Eğer bir insanın yanındaki arkadaşları, dostları hergün değişiyorsa, bugün gelen yarın gidiyorsa, orada bir sıkıntı vardır, hem de büyükbir sıkıntı vardır; bu manada o şahıs kendini iyi bir hesaba çekmelidir. ~•~
Reklam
Yargılanmanın yalnızca devlet onaylı bir kişilik katlinden ibaret olmadığını şimdi anlıyorum. Bu, sanığın zırhını kemire kemire, en sonunda onu da iddia makamının doğru söylüyor olabileceği kuşkusuna sevk eden bir akıl oyunu.
Sayfa 400
Yönetici mi Stratejist mi?
Esas itibariyle vurgulanan husus, Yöneticinin büyük ölçüde uygulayıcı olmasına karşılık; Stratejistin topyekün bir yönetim felsefesine sahip lider kişilik olduğudur. Stratejist ,basit bir plancı değil,bir ufuk çizicidir. Tutulacak ana yolu,gidilecek temel istikameti gösterir. Sonra Altındaki her yöneticinin kendi çapında bir girişimci lider haline gelebilmesine zemin hazırlar .Bunun için kendini, Yol arkadaşlarını ve rakiplerini iyi tartmak zorundadır.
Sayfa 22 - Küre YayınlarıKitabı okudu
Persona
İnsanın dış dünyayla uzlaşma çabası üzerine taktığı bir maskedir persona. Persona kolektif bilinçdışına ait bir parça olmakla birlikte aynı zamanda kişiliğimizin dış dünyaya ait olan bölümüdür. Aslında ne olmadığımızdır. Adını antikçağda aktörlerin oynadığı rolü belirtmek için yüzlerine taktığı maskeden alır. Bilinçli ya da bilinçsizce taktığımız bu maske ile kendimize bir vitrin oluştururuz ve bu vitrine yapay parçalar ekleriz. Dış dünyadaki ilişkilerimizi bu maskeyle düzenleriz. Toplum da bizden bunu ister, böylece toplumda neysek o oluruz. Bir öğretmen öğretmen gibi davranır, bir rahip ise rahip gibi. Herkes vitrinine göre davranır. Persona insan için iki tehlike barındırır. Gelişimi önemsenmediğinde dünyada konumunu belirlemekte sıkıntı yaşayan huzursuz insan ortaya çıkar. Fazla benimsendiğindeyse kişi kendisini rolüne fazla kaptırır ve kendine yabancılaşır. Bir nevi VR gözlüğüyle oynadığı oyunda kaybolmak gibi ... Oysa gerçek kişilik, maskenin altında gizlidir. "Persona bir anlamda toplumun beklentilerine göre şekillenir. Diğer yandan kişinin nasıl biri olmak istediğini veya nasıl biri olarak görünmek istediğiyle de ilgili karmaşık bir sistemdir. Ancak bu gerçek kişilik değildir, kişi istediği kadar bunun gerçek ve samimi olduğunu iddia etsin yine de değildir. Personanın kendisini göstermesi de başlı başına bir sorun değildir, yeter ki göründüğün gibi olduğun fikrine kapılma. Ancak bunun ayrımına varmıyorsan tatsız çatışmalarla karşılaşmak sürpriz olmaz"
Ancak kişilik, büyük ölçüde, içinde yetişilen sosyo-kültürel koşulların özelliklerine bağlıdır. İçinde yetişilen ortam, kendi hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini kişiye öğretir. Büyürken çevresinde bulunan kişiler, kişinin kendi hakkında nasıl düşüneceğini önemli ölçüde belirler.
Reklam
K.S. Chantitch (Fransa)
O'nu, bütün devirlerin en büyük adamlarından biri sayanın. Türkiye'yi tamamen ümitsiz, eli kolu bağlı müttefiklere teslim edilmiş bir durumda ele aldı. 1920 ilkbaharında İngiliz gözlemcilerini aldatarak Anadolu'ya ayak bastıktan sonra, içerde, düşünülebilecek her şeyi aşan çok büyük bir işe girişti: Bir ordu meydana getirdi ve bu ordu henüz çekirdek halinde bulunması­na, birçok eksikleri olmasına rağmen, hayranlığa değer bir vatanperverlik duygusu sayesinde, ölçüsüz kuvvetlerle, 130.000 kişilik çok modern bir şekilde donatılmış Yunan ordusunu parlak bir zaferle yendi. Bu zafer 1922 Eylül'ünde oldu. İşte bu andan itibaren eski düşmanlarına ağır basmaya baş­ladığı için kendisini önemsemek zorunda kaldılar. Başdöndürücü bir yenilik serisiyle ülkenin bütün kuruluşları­nı hemen tamamen yeniden düzenlemeye başladı: Medeni Kanun görevini yapan Mecelle kaldırıldı, Avrupa'nınkilere benzer modern kanunlar çıkarıldı. Çok kadınla evlilik yasaklandı. Kadı­nın eşitliği tanındı. Milli eğitimde büyük değişikliklerle okumayazma bilmeyenlerin sayısı %30 oranında azaldı. Hiçbir zaman şaşmayan denk bütçe yapıldı ! Avrupa harfleri kabul edildi. Dı­şardan borç istemek yerine, gereken ödeneği devlet gelirlerinden karşılanmak suretiyle, bir örnek olarak demiryolu teşkilatı geliştirildi. Bütün yabancı ortaklıklarına ait yetkiler satın alındı ve her. anda hayırlı etkileri çarçabuk kendini gösteren modern bir idare kuruldu . . .
CA’FER b. EBÛ TÂLİB Ondaki Gençliğe ve Güzelliğe Bakın...
Ca’fer, bunun bir gezinti veya küçük bir harp olmadığını biliyordu... Bu savaş, daha önce bir benzeriyle karşılaşmadıkları büyüklükteydi... Sayı ve teçhizat bakımından oldukça üstün olan çetin bir güçle… İmparatorluk ordusuyla karşı karşıya idiler... Ca’fer bunu bildiği hâlde bu savaşa katılmak için can atıyordu... Neticede istediğine nail oldu ve ordunun ikinci komutanı olarak bu savaşa katıldı... Ordusuyla birlikte yola çıktı... İki ordu korkunç bir günde karşı karşıya geldiler... Normalde iki yüz bin kişilik Rum ordusu karşısında korku ve endişeye düşmesi gereken Ca’fer, kesinlikle korkmamış, aksine iman gücü ve kuvvetiyle onlarla başa çıkabilecekleri inancını daima korumuştu...
Zamanla benimle konuştuğu için uzak durdukları Ender'i daha da dışlamış -ki bu dışarının da dışarısı demekti - ve 47 kişilik sınıfta kaçakçının oğluyla ki jandarmanın oğlunu yalnız bırakmışlardı.
ZEYD b. HÂRİSE Hiç Kimse Onun Gibi Sevmedi
Sanki Resulullah (s.a.v.) ordunun komutanlarını Zeyd, Ca’fer ve Abdullah diye sıralarken, olacak muharebenin hadiselerini önceden okuyordu… Müslümanlar Rum ordusuna şöyle bir bakınca iki yüz bin kişilik ordu karşısında hayretler içinde kaldılar. Böyle bir şey hesapta yoktu... Fakat inanç savaşlarının, sayıca çokluk savaşı olduğu nerede görülmüş ki…?! İlerlediler ve hiçbir şeye aldırmadılar... Önlerinde komutanları Zeyd vardı... Resûlullah (s.a.v.)’in sancağını taşıyor ve şehâdeti, zaferden daha çok arzuluyordu.
İnsanlar hayatın her günü yeni bir tecrübe edinir, bu tecrübeleri farklı biçimde içlerine alır veya onlara tepki verirler. Bazen kendi iç kaynaklarını imdada ça- ğırır, bazen başka insanlardan yardım ister, bazen de iç ve dış kaynakların bileşiminden medet umarlar. Bu tecrübeler biriktikçe, kişiler de kendilerine özgü dü- şünme ve tepki verme biçimlerini geliştirir ve böylece kişilik dediğimiz yapı oluşur. Herkes aynı zamanda bu birikmiş hayat tecrübeleriyle uğraşırken, bazı bilişsel, dinamik ve davranışsal güç ve zaaflar edinebilir de. Bu yetenek ve yoksunluklar, "başa çıkma becerileri" ve "öz- gül incinme noktaları" olarak görülebilir. Kişilerin bu becerileri olumsuz hayat olaylarıyla uğraşmak ve in- cinebilirlikle savaşmak için nasıl kullandıkları, benlik duygularını nasıl edindiklerinin ve hayatın zorlanma- laryla nasıl başa çıktıklarının bir ölçüsüdür.
Sayfa 188Kitabı okudu
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.