Son zamanlarda içimde tarif etmesi zor bir yorgunluk var. Öyle bir yorgunluk ki sadece bedenimde değil, zihnimde de taşıyorum. Gün içinde onlarca şey görüyor, yüzlerce cümle okuyorum ama akşam olduğunda geriye hiçbir şey kalmıyor. Sanki bütün gün yaşamış gibi değil de, sadece bir ekranın önünden geçip gitmişim gibi hissediyorum.
Bu yüzden son günlerde kendimi birçok platformdan uzaklaştırdım. WhatsApp dahil olmak üzere Instagram, Telegram, YouTube ve sürekli vakit geçirdiğim diğer yerlerden çıktım. Belki “neden?” diye sorarsınız.
Çünkü fark ettim ki saatlerim bana ait değildi.
Bir sürü felsefe, psikoloji ve kişisel gelişim grubuna üyeydim. Başta iyi hissettiriyordu. Sürekli yeni bir şey öğreniyormuş, kendimi geliştiriyormuş gibi hissediyordum. Ama zamanla bunun bir öğrenme değil, kaçış olduğunu fark ettim. Bir konu bitmeden diğerine geçiyor, bir düşüncenin içinde kalmadan başka bir videoya, başka bir mesaja, başka bir tartışmaya gidiyordum. Herkes bir şey anlatıyordu ama ben kendimi hiç duyamıyordum.
Bir süre sonra günlerim aynı olmaya başladı. Sabah uyanıyorum, telefona bakıyorum. Bir mesaj, bir bildirim, bir video, bir tartışma... Sonra bir bakıyorum akşam olmuş. O gün yine hiçbir şeye gerçekten dokunmamışım. Ne bir kitabın içinde kaybolmuşum, ne kendimle baş başa kalmışım. Sadece oyalanmışım.
Bir gece uzun süre tavana bakarak oturduğumu hatırlıyorum. Telefon elimdeydi ama açmak istemiyordum. Çünkü artık hiçbir şey görmek istemiyordum. O an anladım ki ben biraz dünyadan değil, daha çok gürültüden yorulmuşum.
Bu yüzden buradayım.
1000Kitap’ta olmak istememin sebebi, sadece kitaplardan konuşabilen bir yerde biraz nefes alabilmek. Burada bir kitabın altını çizdiğimiz bir cümlesi üzerine saatlerce düşünebilmek, bir karakteri tartışabilmek, bir yazarın yalnızlığını