• 242 syf.
    ·4 günde·4/10
    Masallar toplumsal yaşamı yansıtan büyüleyici anlatılardır. Çeşitli ihtiyaçlardan doğmalarının yanı sıra mucizelere gebedirler üstelik gerçeklerin dışında kalmalarına rağmen hayata dair öz bir tecrübe içerirler. Gel gelelim çok büyük bir hevesle başladığım bu masal kitabında takıldığım çok fazla detay vardı.

    Bazı metinlerin içerisinde tutarlılık aramak şöyle dursun neye uğradığımı şaşırdım. Bahsi geçen kitabın önsözüne göre masallar İngiliz bir asker olan David Lockhart Robertson Lorimer tarafından derlenmiş. Bu masalların gerçekleri yansıttığına inanmak istemiyorum ve bu sebepten açılınız bir komplo teorisiyle geliyorum...

    Bana kalırsa dil ve anlaşma konusundaki bir yetersizlik sebebiyle ortaya böyle bir anlatı çıkmış olabilir. Ki ikinci ihtimalim biraz daha çirkinleşiyor; kasten ve kültürle alay geçmek için de böyle bir eser uydurulmuş olabilir. Bilemiyorum çok uzak memleketler değiliz, beslendiğimiz kaynaklar birbirine yakın. Doğu toplumunu başka türlü lanse etmek isteyen bir algı sezdim ben çoğu masalı okurken.

    Kıssadan hisse mantığı neredeyse hiç yoktu. Eksik bir lezzet vardı ve çarpık bir aktarım. Bahsi geçen çarpıklıklara örnek vermek gerekirse bir kız çocuğu eline kına yaktırmak istediği için annesini rahatça öldürebiliyor veyahut bir adam eşini kan kardeşi onu beğendi diye eşini boşayıp; arkadaşıyla evlendiriyordu. Bilemiyorum belki olaylar farklı şekilde anlatılmıştır belki masallar böyledir; lakin aktarım ve dil masal da her şeydir. Basite indirgenmiş ve "oldu, bitti, geldi, gitti" minvalindeki bir dil ile özü görmemiz pek de mümkün değildi.