• https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Bugün, Nurgül Hanım'ın ilk kitabı olan "En Güzel Yanım" ın yorumu ile geldim sizlere.
    ⭐ Kitap, şiir ve kısa düz yazılardan oluşuyor. Yazıların bile bir şiir edasıyla ustaca kaleme alındığını söylebilirim. Ayrıca hem şiirlerde hem de yazılarda ders çıkarılabilecek nitelikte bir çok unsur mevcut.
    " Kişinin nasıl güldüğü hiçbir zaman önemli değildir; sen gülüşünden neşe almak iste yeter ki..."
    ⭐ Yazar, sanki karşışına birisini almış ve onunla konuşuyormuş gibi yazmış içinden geçenleri. Bu da fazlasıyla samimiyet katmış yazılanlara. Benim gözümde, karşıdaki okusun diye yazılanlar değil de, insanın sadece kendisi için yazdığı şeyler daha değerli. Çünkü ancak o şekilde insan iç dünyasını tam olarak kağıda dökebiliyor. İşte bu kitapta tam olarak bu havayı hissettim ben.
    " Sen kendin kalkamazsan o yerden, birileri seni kaldırmak için gelmeyecek. Gelse de gücü yetmeyecek."
    ⭐ Kitabı okurken ; yazan kişi, siz ve bütün bu kitabın muhattabı olan üçüncü bir kişi var gibi hissediyorsunuz. Aslında çok merak ediyorum gerçekten böyle bir kişi var mı diye. Nurgül Hanım ile yapacağımız soru cevap köşesinde ilk sorum bu olacak. Siz de merak ettiyseniz, kitap hakkındaki diğer gönderimi bekleyebilirsiniz.
    " Sen'li günlerim ne zaman gelir, sensizlik yordu.
    Gel, emanet nefesim yetene kadar severim seni.
    Bu ömür sensiz bitmeden gel!"
    ⭐ Yukarıda saydığım nedenler ve belki de unuttuklarımdan dolayı bu kitabı çok sevdim. Kısacası, bu kitapta yazılanlar bir şekilde çekti beni kendine. İçimi ısıttı. İyi hissetmemi sağladı. Umut verdi." En Güzel Yanım " oldu.
    ⭐ Nurgül Hanım'a bu güzel kitabı benimle imzalı olarak buluşturduğu için ne kadar teşekkür etsem az.
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ İş Bankası Kültür Yayınları'nın çok güzel düşünülmüş ve piyasanın ihtiyaç duyduğu yeni serisi "Türk Edebiyatı Klasikleri"nin ilk kitabının yorumuyla geldim uzun bir tatilden sonra.
    ⭐ 100 yılı aşkın bir süre önce(1910) yazılmış kitaba Hüseyin Rahmi'nin önsözüyle giriş yapıyoruz. Günümüz türkçesiyle bizim daha kolay anlayabileceğimiz şekilde düzenlenmiş olan kitapta gerek duyulan kelimeler orijinal haliyle bırakılıp sayfanın sonunda anlamı açıklanmış.
    ⭐ Halley kuyrukluyıldızının dünyaya çarpacağı ve bunun dünyanın sonunu getireceğinin düşünüldüğü günlerde, İrfan Galip Bey adında döneme göre okumuş sayılabilecek şöhret aşkıyla tutuşan bir genç halkı bilgilendirmek için bir konferans veriyor. Burada İrfan Bey'i gören bir kız, kuyrukluyıldız hakkında daha fazla bilgi almak için İrfan Bey'e mektup yazıyor. Aşktan yana bir türlü yüzü gülmeyen İrfan Bey aradığı kızı bulduğunu düşünüyor ve kızın yüzünü bile görmeden, sadece bir mektup sonunda aşık oluyor. Hikayemiz mektuplaşmalar, diyaloglar eşliğinde sürüp gidiyor.
    ⭐ 150 sayfalık kitap 12 bölüme ayrılmış. Güncellenmiş dile rağmen arada okumamı zorlaştıran kelimeler oldu. Ayrıca sayfanın altında verilen bazı açıklamalar, okuma kolaylığı açısından, direkt metinde yazılsaydı da olabilirdi diye düşünüyorum.
    ⭐ Bu tip tarihi klasikleri okurken en hoşuma giden nokta o döneme ait epeyce bilgi içermeleri. Bu kitapta ise, 1910 yılının Osmanlısının ; geleneksel aile ve toplum yapısı, mahalle düzeni, evlilik gelenekleri, kültürel birikimleri ve daha bir çok konusu hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.
    ⭐ Yer yer toplumsal eleştirilerin de yer aldığı kitap genel olarak eğlenceli bir şekilde kaleme alınmış. Neler olacağını tahmin etseniz bile sıkılmadan okuyorsunuz kitabı.
    ⭐ Yerli klasiklerimizi bir şekilde tekrar gündeme getiren, okumamız için heves verip uygun fiyatlı olarak bizlere sunan İş Bankası Kültür Yayınları bir teşekkürden fazlasını hak ediyor.
  • Bu kitap Havvalar için yazılmıştır. Her daim zorluklar içinde kalan, acı denen varlığın üzerlerinden bir an olsun ayrılmadığı, gözyaşının hiçbir zaman tükenmediği Havvalar için...

    Bu yolculuk taa baştan, en baştan beridir devam ediyor. Havva ve Âdem'in Cennette yasak meyvaya uzandıkları andan beri. İşte o zamandan beri Havvalar şeytan olmuştu, Âdemleri kandıran, nerede bir kötülük varsa muhakkak ki ona kadınların neden olduğu Havvalar... Âdemler ise her zaman en güçlü, en haklı, kadınlar üzerinde her daim hak sahibi olanlar olmuştu. Dedik ya Havva Âdemi kandırmıştı, bu yüzden Yaratıcı Âdemlere yetkiyi vermişti.

    Ne çok yazdım değil mi Âdem ile Havvayı. Öyle ya, kitapta olan karakterler de birer Âdem birer Havva. Özellikle Âdemler. Hepsi birer isimsiz erkekler. Kızına göz diken babalar, erkek çocuklara sulanan sübyancılar, kendi bildiği ile amel edinen şeyhler ve onunda yolunda giden bir avuç mürid. Hepsinin ortak bir yanı var. Kadınları birer meta olarak görmek, nefisleri canları ne zaman çekerse anında koynuna almak, istediği anda da bırakıp bir mendil gibi kenara atmak. Peki bu durum nereden kaynaklanıyor? Fiziksel bir güçten mi? Yoksa, dini durumlardan dolayı erkeğin kadından üstün olduğu inancın akıllarda, kafalarda yer edinmesi mi? Ortada bir suç varsa o da cehaletten kaçmayan insanlardır. Asırlar önce onları birer utanç kaynağı gördükleri kızlarını diri diri gömmekten çekinmeyen insanlar yok mu oldu acaba? Hayır, en çirkiniyle nefes almaya devam ediyorlar. Belki bizler birtakım haberlerle, verilen komik 3-5 cezalarla bunun yok olduğunu zannediyoruz. Fakat o canavar ruhlu şeytanlar geziyordu Âdemlerin içinde. Sokakta, plajda, evde, odada başını her fırsatta çıkarıyordu, kusuyordu içindekini, ne kadar pislik varsa Havvaların üstüne. Duyamıyorduk biz o içten içe çığlıkları. Körkütük sarhoş bir babanın öz kızı üzerinde hırlamasını bizler duyamıyorduk. Çünkü Havvaların durumu böyleydi, #37361403 kaderleri böyle yazılmıştı. Evet, kadınların ruhu birer kuyuydu. Kimsenin elini uzatmadığı, karanlıklar içinde terkedilmiş birer Havvaydı onlar. Orada gözyaşı ve acıdan başka bir şey yoktu.

    Günümüzde yaşanan toplumsal olayları güzel bir hikâye tadında anlatan fakat hikâye ve güzelliğinin yanında tüm gerçek ve yaşanan acıları da sonuna kadar hiç çekinmeden haykıran bir eser. Bir yanda tüm acılara karşı birlik olmanın ne kadar bir erdem olduğunu gösteren Havvalar, bir yandan da yapmış oldukları çirkinlikler karşısında en büyük cezalara çarptırılan Âdemler. Kimin haklı kimin haksız olduğunu vicdanlarınız cevaplayacaktır.
  • Kitap bitmeden kitap almak ne hoj 😂😂
  • Herkese selam. Sonunda ben de inceleme yazmaya karar vermiş bulunuyorum. Bu ilk inceleme de, okuduğumda beni
    derinden etkileyebilen ve gözlerimi kendisinden alamadığım, Nikolay Vasilyeviç Gogol'un, Palto kitabı olacak. İyi okumalar dilerim şimdiden.

    Kısa bir araştırma yaptıktan sonra çok etkilendiğim bir şey okudum ve bunu size de aktarmak isterim. Nikolay Vasilyeviç Gogol, Palto kitabının hikayesini bir arkadaş ortamında duyuyor.Herkesin güle eğlene anlattıkları bu hikayeye başka bir gözle bakıyor ve ilham alarak, bu sayfa sayısı az ama içeriği bir çok kitaptan daha etkileyici eseri bizlere kazandırıyor. Neden etkileyici derseniz, Gogol herkes gibi gülüp geçebilir, ertesi gün kimse bunun üzerinde durmayabilirdi; biz de böyle bir eseri hiç görmemiş olabilirdik. Ama gerçek bir sanatçı olduğunu kanıtlarcasına bir düşünce ve eylem sistemine geçerek şahsen beni derinden etkiledi.

    Gogol'un kalemi, Palto'su kadar nahif. Kitap 65 sayfa değil, 650 sayfa olsa yine de okunacak türden. Şahsen kitabı okurken baş karakter ile bağ kurmayı, kendimi onun yanında veya onun yerindehayal etmeyi ve bu şekilde okumayı çok seviyorum. Bunu her yazarın başarabildiğini düşünmüyorum, ki bu imkansız bir şey. Ama Gogol, fantastik bir sahneyi yaşıyormuşuzcasına, bizi kitabın içine çekiyor resmen. Karakterimizin başına gelen her olayı biz de yaşıyoruz. Onunla üşüyor, onunla acı çekiyoruz. Bu yüzden de etkisinden kurtulamıyoruz bir süre. Bu his, şahsımca bir kitabın verebileceği en güzel hislerden biri.


    Ahmet Şerif İzgören'in, Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı kitabının önsözünde ilk cümle, "Bazı kitaplar vardır sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz"dir. Biraz devam ettikten sonra şu cümleyi göreceksiniz, "Çok az kitap sonsuza dek yaşar." Gogol'un Palto'su, sonsuza kadar yaşayacak olan kitaplardan biri. Okumak çok zamanınızı almayacak. Vereceği etki ise ters orantılı. Umarım o Palto her okurun evine girer.
    ----------------------------------------------------------------------
    -BURADAN SONRA OLAYIN GİDİŞATI HAKKINDA UFAK DA OLSA SPOİLER ALABİLİRSİNİZ. BELKİ DE ALMAZSINIZ BİLMİYORUM. SONUÇTA BURADAN SONRASINI HENÜZ YAZMADIM.-

    -----VAZGEÇTİM BUNDAN SONRA SPOİLER OLACAK-----

    Hikayemizdeki dostumuz Akakiy Akakiyeviç devlet dairesinde, yazıları temize çekmek ile yükümlü, haliyle maddi durumu ve geleceği pek parlak olmayan bir adam. İş yerinde sürekli dışlanan, dalga geçilen ve zorbalığa uğrayan Akakiy'in “Bırakın beni, neden bana böyle eziyet ediyorsunuz?” cümlesi bir çok şeyi açıklıyor aslında. Akakiy, eskiyen ve artık kullanılamayacak hale gelen paltosu yerine, yeni bir palto almak istiyor. Biz de o meşhur palto için, Akakiy'in yaptığı fedakârlıklarına tanık oluyoruz.
    -------------SPOİLER BİTTİ-----------------

    Son olarak aklıma gelen bir kaç fikir daha yazacağım. Gogol, kitap içinde bir takım eleştriler de yapmış. Bu yüzden bir çok sorgulama durağı bulabilirsiniz kitapta. Ayrıca Gogol'un biraz da mizahi yönü olduğunu belirtmek isterim. Bir klişe olarak, "güldürürken düşündürüyor" diyemem ama güldürdükten sonra, hüzünlendiriyor diyebilirim.

    Benim adıma Rus Edebiyatı'na, Palto ile giriş yapmak muhteşemdi. Belki uzun yıllar boyunca tavsiye edeceğim kitapların başında geliyor ve ilk sizlere tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar diliyorum. Saygılar sevgiler.
  • Varşova kitap dolu, fiyatları da acayip bir şekilde ucuz. Çok rağbette olan bir yazar varsa o da Jack London. Halka açık okuma salonları var, sabahın saat sekizinden itibaren dolmaya başlıyor; ama Polonyalılar buralarda oturmakla yetinmiyorlar, hayatın her bir boşluğunu okumayla dolduruyorlar. Tramvay beklemek ya da temel ihtiyaç maddelerini satın almak için girdikleri kuyruklarda -ki bunlar bütün gün sürüyor- Polonyalılar, biraz da huşu içinde denebilecek bir dalgınlıkla kitap ve dergi okuyorlar.