• 462 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Muhteşem bir kitap okudum.Türk filmi tadında ve bir o kadar da tutkulu bir hikâye.Bunlar birleşince de insanın içini yakıp kavuran bir roman ortaya çıkmış.Bu yüzden yazarımız Side May 'a çok teşekkür ederim.Emeğinize,yüreğinize sağlık Gelelim özetimize:

    Zehra torunuyla aynı evde yaşamaktadır.Eşi öldüğünden beri de torunu Nergis'in okuması için didinip durmuş,eşinin Nergis daha bebekken beşikkertiği yaptığı oğlanla da büyük mücadele vermektedir.Beşikkertiğini bozmuştur ama bu oğlan laf söz dinlemeden Nergis'i rahatsız etmektedir.Son yaptığı da artık çileden çıkarmıştır.Bunun üzerine muhtara yardım istemek için gider.Derdini anlatır ama orda Zehra'nın bilmediği bir göz de takiptedir.Bu gözlerin sahibi Zehra'nın sevdiği Hasan amcadır.Geçmişte birbirlerini çok sevmişler.Aileleri birbirine düşman olmasına rağmen gizliden gizliye aşklarını yaşamışlar ama tam kaçacakları zaman Zehra onunla ailesini bırakıp kaçacak kadar sevmediğini söyleyip gitmemiştir.Tabi Hasan bunu duyunca yıkılır ve terk eder köyü,daha da gelmez.Tabiiii uzaktan uzağa köye bir sürü yardımda bulunur.Derken Hasan amcada işin içine girer,bu oğlanın babasıyla görüşürler ama ailenin her biri birbirinden beterdir.Bunun üzerine Hasan amca tüm acısına rağmen Zehra'nın yanına gider ve aklındakini Zehra'ya söyler.Aklındaki ise köye birlikte geldiği asker torunu Asaf Selim ile kağıt üzerinde evliliktir.Okulu bitip üniversiteyi kazanana kadar evli kalırsa kimsenin rahatsız etmeyeceğini söyler.Tabi bunu torununa söyleyip ikna etme aşamasına geçtiğinde torunundan büyük tepki alır ama ertesi gün kabul eder torunu.Neyse evlenirler ve Nergis biraz olsun rahat nefes alır.Okulu biter,üniversiteyi kazanır.Okulda yemekhanede yemeklerle alakalı bir sorun çıkar ve eylem yaparlar.Ele başları Tufan ve Nergis tabiki.Tufan Nergis'e aşıktır.Nergis'de aynı duyguları besler.Neyse polisler gelir alır bunları ve nezarethaneye koyarlar.Polisler Selim'i arar ve karısının durumunu anlatır.Uzun zamandan sonra karakolda karısını görünce küçük dilini yutacak hale gelir.O bakımsız kız gitmiş,alımlı mı alımlı ve zayıflamış bir kız gelir.Neyse bunun üzerine Selim tüm kontrolü eline alır.Kıza kötü davranır falan derken Selim'in bir ihale sonucu bozuştuğu bir mafya ile başı derde girer ve tehdit edilir.Selim bundan Korkmaz tabi ama sevdiklerine zarar verir diye Nergis'i kendi yanına evine alır.Bu birlikte yaşama durumunda birbirlerine baya baya yakınlaşırlar fakat Selim bir türlü kendine itiraf edemez.Sürekli Nergis'i kırar.Tam 3 sefer Nergis evden gider.Tabi bu aralarda bir sürü önemli olay olur oralar sizde canlar Son olarak Selim'in eski ama hala burnunu sokan sevgilisi Azra eve gelir ve birtakım şeyler söyler.Nergis bunun üzerine evi terk eder ve daha da dönmez.Selim bu durur mu? Neyse böyle olaylar olup biterken Van'da Selim'in şirketi yakınlarında bir patlama olur ve Nergis bunu görünce gerisini hiç düşünmeden bir şey yapar.Sonra da ağlaya ağlaya Selim'i arar durur.En son şirketine gider.Selim de Nergis'in bu düşünmeden yaptığı şey kulağına gelince olmak istediği yerin Nergis olduğunu anlar ve onu arar.Sonunda şirketin önünde karşılaşırlar ve öyle bir sarılırlar ki ne kadar orda öyle durdular anlayamazlar.Sonunda aşklarını itiraf ederler ve aradan geçen zamanda ise Nergis hamiledir.Çok mutludurlar.Tabii Nergis avukat olmuştur ve Selim'de bazı konularda onu ikna etme çabalarına başlamıştır.Sonunda da aldığı bir dava nedeniyle davanın uzayacağını söyler çekine çekine ama bu haber zaten önceden Selim'e telefon aracılığıyla davalıların taraf olduğu kişiler tarafından ulaştırılmıştır.Selim'de bildiğini söyleyince kıkırdamalar eşliğinde birbirlerine sarılırlar ve aşk sözcükleriyle kitapta biteeeeer.Ama tabiki olaylar bu kadar mı hayır.O aşkı,tutkuyu ve başka aksiyonlu olayları okumadan bilemeyeceksiniz
  • 56 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Merhaba, ️
    Beni çok heyecanlandıran bir kitapla geldim.
    İsa'dan önce 495 yılında Atina yakınında Kolonos'ta doğan Sophokles tragedyanın temellerinin atıldığı, yarışmaların düzenlendiği biz zamanda yaşamıştır ve tragedyanın üç büyük şairleri arasındadır. ( aiskhylos, sophokles, euripides)
    Kral Oidipus ve çocukları yani Labdakos'lar, yunan tiyatrosunu besleyen ailedir.Calderon'un "insanın en büyük suçu dünyaya gelmiş olmasıdır" tabiri aileyi tam olarak tanımlar. Yani 2500 senelik bir yapı taşını insan elinde tutunca haliyle heyecanlanıyor.
    Yayın evi kitabın başında okuru bilgilendiren bir giriş hazırlamış. Tragedya hakkında bilginiz yoksa bu giriş kitap için yeterli olabilir.
    Benim son zamanlarda rastladığım bir sorun ne yazık ki kitapta yine karşıma çıktı. işbankasıkültüryayınlarının çevirilerini kesinlikle güncellemesi gerekiyor.Misal çevirmen de bahsetmiş zamanında aslından çevirilemediği için bu ve bazı eserler fransızca, ingilizceden çevrilmiş.
    Neredeyse bir saz ezgisi ve anadolu ağıtları eksikti bazı bölümlerde.
    Bunlara rağmen ben çok severek okudum.
  • 160 syf.
    ·Puan vermedi
    “Bir kadın kurmaca yazacaksa parası ve kendine ait bir odası olmalı.”

    Neden toplumda daima erkekler baskın olmalıydı? Ataerkil olmak zorunda mıydık ?
    Eşitlik , adalet , kadının gücü... Neden bu kavramlar bize bu kadar uzak?

    Kadının toplumda ki yerini anlatırken ; evi temizleyen , çocuk doğuran , büyüten , yemek yapan ve yeri geldiğinde ailede ki tim bireyleri memnun etmek için çırpınan bir varlık olarak anlatıyoruz.
    Oysa Kadın; dünya üzerindeki en güçlü varlıktır. Kimsenin dayanamadığı acılara dayanıp , zorluklara göğüs gerer.
    Kadın olmak zordur. Savaşırsın, didinirsin, yaparsın , ancak kimse görmez. Her zaman eleştirilir ve yerilirsin.

    Virginia Woolf’un da dediği gibi ;
    “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş bir zaman yaratın. Ve yazın , erkekler ne der diye düşünmeden ,yazın!”

    Bu kadar söylemden sonra kitabın içeriğinden bahsederek bitireyim yazımı.
    “Kendine Ait Bir Oda” edebiyat dünyasının feminist makalelerindendir.
    Aynı zamanda kadın hareketlerine önderlik eden bir kitap niteliği taşır.
    Erkeklerin sürekli olarak uyguladıkları baskının Kadın’ın düşünce yapısına etkisi ve yarattığı huzursuzluk ele alınmıştır kitapta.

    Belirtmekte fayda görüyorum ki kitaptaki yazı ve karakterler kurmacadır. Gerçek ile ilişkisi yoktur desem yalan olur. Gerçeği anlatır ancak kurmacadır.

    Sevgiyle kalın ️
  • 224 syf.
    ·10/10
    Merhaba
    Bir serüven diye başladığım kitap,üç serüven verdi bana, ve kitap öyle içine aldı ki beni, öyle dahil oldum ki kitaba.....
    İncelemeden kısa bir fragmandı sadece:)
    Bu kitabı bir sağafta tozlanmış raflar arasında buldum,dışı yıpranmış, içi de aynı şekilde, okuyan adeta işkence yapmış kitaba, buruş buruş her tarafı çizikti. Sahaftaki Kişisel gelişim bölümünden aldım. Tabiri caizse kitabı mahvetmiş benden önce okuyan. Kitabı sağaftan satın aldıktan sonra evde hemen restorasyonuna başladım, tutkal ile kopan sayfalarını yapıştırdım, kırışıklıklarını aldığım kitap restorasyonu eğitiminde öğrendiğim şekilde organik kimyalsallarla düzeltmeye çalıştım. Sonra mı? Sonrasını hemen anlatayım.
    Okumaya başladıktan sonra gözüme ilk çarpan bir karakterin üç farklı kişiyle yollarının kesiştiği ve onlardan hayat dersi niteliğinde sohbetler ettiği oldu. Ama ne hayat dersi!
    Kitap metafor ve aforizmalarla dolu hatta kitabın kendisi metefor diyebilirim.
    Serüven de karşımıza ilk derviş çıkıyor, o karakterde zemini hazırlıyor, sonrasında sörfçü çıkıyor o zeminin üstüne barakayı inşa ediyor ve patrona da o barakanın bahçesini yapmak kalıyor:)
    Bir bakıma kitaptaki karakterin kişiliğini yeniden inşaa ediyorlar.
    Kitabın yazarı yabancı bir kişi lakin kitap içersinde muhtelif yerlerde beni şaşkına çeviren Mevlana sözleri oldu, ondan bahsederken "Sufi şair " olarak söz ediyor.
    Öyle içine alıyor ki kitap Hawaiide bir kumsalda gibi hissediyorsunuz kendinizi.
    Peki "bu kitap neden okunmalı?" Kısmına gelelim.
    Kişiliğimiz bir ağacın dalına benzer, ruhumuzda ağaca. Ağacı yağmur, kar,rüzgâr belki yıkamaz belki etkilemez ama o kırılgan incecik dalları zedeler. Bu kitap ise o zedelenmiş dalı nasıl onaracağımızı anlatıyor.
    Hepimizin hayatı zor,hepimizin karakteri zedelenebiliyor.
    Tamir mi,tamiri bu kitapta bulabilirsiniz.
    Bu serüvene ihtiyacı olan bu devirde çok insan var.
    Sırada son söz
    Denize nazır bir kumsal evi gibi huzurlu olmak istermisiniz?
    Arınmış, saf ve bir o kadar temiz
    Ozaman bu kitabı okuyun derim.
    Keyifli okumalar:)
  • 114 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Daha çok biyografik bir eser olan felaketzedeler evi düşkünler evinde kalan bir kişinin yaşadığı aşki, politika ve edebiyat hayatını anlatıyor. Akıcı üslubuyla yazılan kitap kısa ama etkili içeriğe sahip.Peyami safanin dokuzuncu hariciye koğuşu kitabına da benziyor diyebiliriz
  • 360 syf.
    ·3 günde·9/10
    Fransız edebiyatının Hugo'su, Rus edebiyatının Dostoyevski'si varsa Arap edebiyatının da Mahfuz'u var. Bu kitap da Mahfuz hayranlarına hiç de yabancı gelmeyecek bir konuya sahip. Kitaplarında genelde benzer konular ağırlık kazanmasa da yazar her şekilde kendini zevkle okutmayı başarıyor. Pek çok kitabında olduğun gibi bu kitapta yine merkezde orta sınıf Mısırlı bir aile var. Mahfuz'un romanlarında genelde aileler ön plandadır. Aile içi ilişkiler, bireylerin toplumla ilişkileri ön plana çıkan unsurlardır yazar için. Hugo ve Dostoyevski gibi Mahfuz'un karakterleri de özellikle ezilen, fakir, zulüm gören, sıradan insanlardan seçilir. Yazar, herkesin başına gelebilecek sıradan olayları tercih eder çoğunlukla.

    Bu kitapta Kahire ve çevresindeki yaşam ve insanlar yine çok güzel anlatılmış ve detaylandırılmış. Diyaloglar, ilişkiler, sosyal ve ekonomik olaylar çok gerçekçi ve romanın değerine değer katmış. Kader, ahlak, özgür irade yine kitaba damgasını vuran temalar arasında.

    Kitabın içeriğine gelecek olursak, yer yine Kahire ve çevresi, zaman 2. Dünya Savaşı sonrası. İngiliz İmparatorluğu ülkeye bağımsızlık tanımıştır ama Mısır'daki sefalet bitmemiş, fakirlerin yaşamında bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Milli Eğitim Bakanlığında bir memur olarak çalışan Kamil Efendinin ölümüyle başlayan roman bir ailenin ahlaki çöküşüyle sona erer. Evi tek başına geçindiren Kamil Efendi ardında dört çocuk ve bir eş bırakır. Bundan böyle ailenin her ferdi kendilerince fedakarlık yapmak zorunda kalır. Aile masrafları karşılayabilmek adına daha küçük bir eve taşınır, çocukların okul harçlıkları kesilir, evdeki fazla eşyalar satılır ve büyük kardeşler çalışmaya başlarlar. Ekonomik sıkıtılar her zaman sorun olur ve bunun üstesinden tam olarak bir türlü gelmeyi başaramazlar. Evin büyük oğlu evden ayrılır ve yasa dışı işlere bulaşır, evin tek kızı önce evlere dikiş dikerek aile bütçesine katkıda bulunurken sonrasında şartlar onu fuhuşa zorlar. Ne büyük oğlanın ne de kızlarının getirdiği paranın kaynağı hiçbir zaman sorgulanmaz, ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar. Eve giren haram parayla iki çocuk okur ve saygın mesleklere kavuşurlar, ancak bu sefer de önlerine kardeşlerinin kirli geçmişleri dikilir ve bu durum kariyerleri ve saygınlıkları adına ciddi bir engel oluşturur ve bu durumla yüzleşmek zorunda kalırlar.

    "Başlangıç ve Son" son derece yalın bir dille yazılmış, okuyucusunu asla pişman etmeyecek, okurken keyif verecek bir roman. Aile romanlarını seviyorsanız, Mahfuz'u da hiç tanımadıysanız bence bu kitap güzel bir seçim olacaktır.
  • 632 syf.
    ·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
    -Selam
    Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki hiç bitmesini istemediğim bir kitap oldu benim için. Ve iyi ki okudum dediklerimden.

    Hikayemiz 10 yaşında yetim Jane Eyre’nin dayısının evinde sığıntı olarak yaşamasıyla başlıyor. Dayısı öldükten sonra evi çekip çevirme işi yengesine kalıyor ve Jane’i zor bir yaşam karşılıyor. Sonrasında katı kuralları olan yatılı okula doğru bir yolculuğa çıkıyor. Ve ilk kez tek başına kalan Jane, hayatın zorluklarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Buradaki zorlu öğrenci hayatından mürebbiye olarak mezun oluyor. Daha sonra bir malikâne de iş buluyor ve kaldığı evin sahibine âşık oluyor. Bundan sonra Jane’i akıl almaz olaylar içine alıyor.

    Şunu söylemek istiyorum ki, beni etkileyen kesinlikle Jane’in âşkı değil, bulunduğu döneme nazaran( ki kadın hak ve özgürlüklerine çok sıcak bakılmayan bir dönemde bu özgürlüklere sahip çıkan çok nadide bir eser) o güçlü duruşu, sıfırdan ayağa kalkıp toparlanması, her karşılaştığı olumsuzluklarda yılmaması , sanata olan aşkı ve ufkunun açık olması beni öyle derinden etkiledi ki...

    Sadece âşk romanı olarak bilinmesini haksızlık sayarım kendimce, ve eklemek istiyorum ki dönemi güzelce aktardığı için tarihi roman de denilebilir.

    Ben çok sevdim, uzun soluklu ve bir o kadar da sıcacık bir kitaptı, tavsiyemdir, sevgiyle kalın.