Fırtına'nın Huzur'u
6/10
·358 syf.··
2026 43. kitabı
Selam canlar Bugün sizlere uzun zaman önce ilk kitabını severek okuduğum #huzurunfırtınası kitabının devam kitabı olan #fırtınanınhuzuru ile geldim... Yazarın dili sade ve akıcı buda kitabı çabuk okunur hale getiriyor. Duygu geçişleri oldukça yoğun ama ilk kitaba göre çok daha hızlı işlenmiş. Bu yönü ilk kitaba göre o daha yüzeysel geldi ilk kitapta ki o hissi tam alamadım ama yine de benim için güzel bir okuma oldu. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş manevi mesajların hikâyeye yedirilmiş olması ayrı bir hava katıyor. Aile bağları çok güzel aktarılmış Fırtına'nın anne ve babası Huzur'a karşı davranışları çok güzeldi. Şimdilerde varmı böyle aileler dedirtiyor. Duygu ve Hüseyin'in hikayesini de bu kitapta daha çok okuyoruz. Hüseyin'de öyle güzel sevdiki başta karşılık alamasada sevgisine sonunda Duygu'da doğru olanı seçti. Ahh Duygu'nun kayınvalidesi Meryem sultan var nasıl güzel kalpli bir kadınsın sen öyle, insan yanında huzur bulur. Duygusal aşk hikâyeleri, sabır, kader ve manevi bağlar üzerine kurulu romanları okumayı sevenler bir şans vermeli... Huzur ve Fırtına... Ailelerin zoruyla evlenmiş ama sonrasında bir birilerine gönülden bağlanmış çiftimiz. İlk kitapta oldukça zorlu geçen hikayeleri ikinci kitapta yerini daha mutlu bir ortama bırakıyor. O huysuz, öfke kontrolü yapamayan Fırtına'mız ikinci kitapta tam bir sevgi pıtırcığı haline geliyor. Eee demekki sevince herşey yapılıyormuş Fırtına efendi. İlk kitap öyle bir yerde bitmişti ki elim kalbimde hemen ikinci kitap gelmeli demiş kapatmıştım son sayfayı, gerçi biraz uzun bekledik ama olsundu. Tâbi bu kitaptada malesef herşey güllük gülistanlık ilerlemiyor. İmtihanlar, sabır gerektiren bir çok olaylar oluyor. Aynı gün hem babasını hem doğmamış bebeğini kaybeden Huzur büyük bir bunalım içine giriyor. Bu durum
1000Kitap
Fırtına'nın Huzur'uBüşra Vanlı · Herdem Kitap · 202612 okunma
Puanım: 8.5 / 10
8/10
Gotik edebiyatın efendisi Edgar Allan Poe’nun insan zihninin en karanlık dehlizlerinde gezinen 4 sarsıcı öyküsünden oluşan nefis bir derlemeyle geldim. Kitap; suçluluk duygusunu, deliliği, ölüm korkusunu ve tekinsiz atmosferleri iliklerinize kadar hissettiriyor. Kitaptaki her bir öykü ayrı bir psikolojik gerilim şaheseri olsa da, benim bu seçkide açık ara en sevdiğim ve beni en çok etkileyen öykü diri gömülme öyküsü oldu. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide, en büyük insani kabuslardan biri olan nefessiz kalma ve canlı canlı mezara konma korkusu o kadar klostrofobik ve çiğ bir gerçeklikle işlenmiş ki, okurken odadaki havanın tükendiğini hissediyorsunuz. Poe’nun insan psikolojisindeki o saf dehşeti yakalama becerisi bu öyküde zirveye ulaşıyor. Kısa hacmine rağmen bıraktığı tortu çok büyük, insanı huzursuz eden ama elinden de bırakamadığı tam bir deha işi. Karanlık, gotik ve psikolojik derinliği olan öyküler sevenler bu 4 halkalık zinciri mutlaka okumalı.
1000Kitap
Usher Evi'nin ÇöküşüEdgar Allan Poe · Zeplin Kitap · 2020766 okunma
Reklam
10/10
·216 syf.··
2026 24. kitabı
Bu kitabı ders kapsamında okumaya başladım ve açıkçası ilk başta başlığına karşı biraz önyargılıydım. Çok ilgimi çekeceğini düşünmüyordum. Ama daha ilk sayfalardan itibaren fikrim tamamen değişti. Yazarın “Ben dedikoduyu kuramsallaştırıyorum.” dediği bölüm özellikle çok dikkatimi çekti. Hatta henüz evli olmamasına rağmen kayınvalide ya da görümce ilişkileri hakkında sanki bunları yaşamış gibi kafasında yüzlerce hikâye ve yorum olduğunu, üstelik bunların çoğunun olumsuz olduğunu söylüyordu. Bu kısım bana çok tanıdık geldi. Çünkü aslında hepimiz daha yaşamadan birçok ilişki hakkında fikir sahibi oluyoruz ve bu fikirler genelde çevreden duyduklarımızla şekilleniyor. Kitap boyunca kadınların, genç kızların evlilik sürecini nasıl deneyimlediği çok farklı açılardan ele alınıyor. Yazar sadece kendi düşüncelerini anlatmıyor; yaptığı görüşmelere, okuduğu kaynaklara ve hatta romanlardaki kadın temsillerine de yer veriyor. Bu yüzden okurken tek bir bakış açısıyla karşılaşmıyorsunuz. En çok hoşuma giden noktalardan biri de evlenmenin sadece iki kişinin bir araya gelmesi olarak değil, bir genç kız için aslında “gelin gitmek” anlamına geldiğinin anlatılmasıydı. Aile kavramının evlilik öncesinde ve sonrasında nasıl değiştiği, kalabalık aileler, aynı evi paylaşan akrabalar, birden fazla gelinin birlikte yaşadığı evler gibi birçok farklı konuya değiniliyor. Bunun yanında kadınların kimlikleri, kendilerini nasıl algıladıkları ve bu süreçte yaşadıkları değişimler de oldukça etkileyici bir şekilde işlenmiş. Kitapta beden ve güzellik algısına da değiniliyor. Güzelliğin ya da maddi durumun evlilik sürecinde nasıl bir avantaj ya da dezavantaj olarak görülebildiğini anlatan bölümler vardı ve bunlar bana toplumun kadınlara yüklediği beklenteleri yeniden düşündürdü. Genel olarak kitabı
Kaynana Ne Yaptı, Gelin Ne Dedi?Dikmen Yakalı Çamoğlu · İletişim Yayıncılık · 201735 okunma
Puan vermedi
Merhabalar… yine bitmeyen bir kitap yazmışlar ama sonunda azimle bitirdim. Eveeeeetttt Zülfü Livaneli’nin zannımca okumadığım kitabı çok az kaldı. Bu kitapla yazar hakkında malumatım oldu, o yüzden tamamen yazdıklarım kendi düşüncemdir diye belirtip yorumuma geçiyorum. Kitap bir fikir etrafında yazılmış. Yani Abdülhamit’in hayatını anlatmak için(Sürgündeki yıllarından bahsediyorum) yazılmamış. Osmanlı hanedanına, Osmanlı devletinin yönetimine, sırasıyla bir çok padişaha laf sokmak, sonra hızını alamayıp Atatürk ve arkadaşlarına da laf sokak için ne yapayım demiş zülfü hocamız bir kitap yazayım da herkese çaktırmadan saydırayım demiş. Öncelikle huzursuzluk, sonra Leyla’nın evi, sonra da bu… yani hocam belli bir kesimi sevmiyorsunuz ama bu kadar o kesimi kötülemeye gerek var mıydı? Hayır tamam Osmanlı kötü de Atatürk’ten ne istedin? Kitabın diline gelirsek ise yani ben beğenmedim. Olayların akışı, döngüsü falan olmamış, çok sıkıcı, sizi sarıp sarmalayan bir dili yok malesef
Alıntı
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,5bin okunma
10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:07
•Bu kitaba biraz korkarak başladım sanırım… Çünkü bazı hikâyeler daha ilk sayfadan insanın içine yerleşeceğini hissettiriyor. Ama bir baktım, sayfalar akıp gitmiş; ben ise Midyat’ın taş sokaklarında, yıllardır dinmeyen kırgınlıkların, susulmuş cümlelerin ve yarım kalmış sevdaların arasında kaybolmuşum… •Firuze benim için sadece bir aşk hikâyesi olmadı. İçinde aile, ihanet, kader, sırlar, geçmişin yükü ve insanın kendi kalbiyle verdiği savaş vardı. Ama en çok da ayakta kalmanın hikâyesiydi. •Firuze… Seni okurken en çok etkilendiğim şey güçlü görünmen değildi aslında. Çünkü güçlü karakter çok okuyoruz. Ama senin kırılarak güçlü kalman başka bir şeydi. Omuzlarına yüklenen onca şeye rağmen yürümeye devam etmen, bazen yanlış kararlar vermen, bazen yorulman ama yine de yeniden ayağa kalkman… Bunu çok sevdim. İnsan bazı karakterleri kusursuz oldukları için değil, gerçek hissettirdikleri için unutamıyor. Firuze de benim için öyleydi. Bazı yerlerde durup “Biraz da kendini seç…” demek istedim. Çünkü ailesi için verdiği mücadele, her şeyi kendi içinde taşıması ve buna rağmen dimdik durmaya çalışması gerçekten etkileyiciydi. Yıkılsa bile yeniden ayağa kalkması, duygularını bastırırken bile yoluna devam etmesi beni çok etkiledi. •Ve şimdi gelelim benim asıl zayıf noktama… Ezra Saruhan. Ben bu adama biraz fazla düştüm galiba… Çünkü Ezra öyle büyük sözlerle değil, sevmeyi yaşayış biçimiyle etkiliyor. Onun sevgisi bağırmıyor; bekliyor, taşıyor, susuyor ama hiç eksilmiyor. Bir insanın birini yıllarca aynı yerden, aynı içtenlikle sevebilmesi beni gerçekten mahvetti. Her sahnesinde “Tamam, artık daha fazla sevemem.” dedim; sonra "iki gözüm" dedi ve yine bittim. •Ezra’nın Firuze’ye bakışında öyle sakin ama derin bir sevda vardı ki… Bazı karakterler vardır; sadece sevmez, sevdiği
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202642 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:03
Kitap kendini bulma yolunda babasına karşı cephe almış her dönemde her kuşakta yaşanılabilecek bir durumu anlatıyor. Melih küçükken babasının onayını alamayan yaş aldıkça babasından uzak düşen bir birey. Annesi hayattayken yine bir şekilde o eve o babaya ve kız kardeşi Çiğdem’e bağlı kalabiliyor. Annesi vefat ettikten sonra Melih o evi artık kendine bir hapishane olarak görüyor ve bir an önce evden çıkıp kurtulmak istiyor. Çiğdem’in bir türlü anlamadığı şekilde oluyor bu çünkü o babasının ona olan tavrı ve Melihe olan tavrı çok farklıydı. Çiğdem annesinin tanımayan daha küçükken onsuz kalmış ve bu sayede babasıyla yakınlaşmış.Melih’in aksine Çiğdem o evi kendine hep ev olarak görmüş ve o yüzden onu hiç anlamamış. Melih’in bir tık abarttığını düşünüyorum çoğu yerde çünkü insan ailesiyle her türlü sorunlar yaşar her türlü şeyler olur ama babasından bu kadar uzaklaşması bana biraz zalimce geliyor. Evet herkes ailesiyle bir şekide sorunlar yaşıyor ama belkide bazıları bunları taşıyamıyor Melih’i yargılamak istemiyorum ama düşüncelerim bu yönde. Affedemediği bir babanın varlığını hep taşıyor. Öldüğünde o eve geri dönmesi gerekirsen fark ediyor belki bunu. Ki çok korktuğu önünden çekinerek geçtiği okuma odasından -babasının kütüphanesi- nasıl böyle kolayca girebildiğini düşünüyor . Babasının ordaki eşyalarını karıştırırken aslında bence babasına olan merakını görüyoruz burda. Babasını hiç bilmiyor tanımıyor ki ilerleyen kısımlarda görüyoruz ki Çiğdem de aslında tanıdığı babasını hiç tanımıyormuş. Her iki çocuk babalarının sırlarını Melih’in açtığı o odadaki çekmeceden sonra öğreniyorlar. Aslında hayatları boyunca neler kaçırdıklarını Melih’in annesine nasıl kör olduğunu Çiğdem’in babasını nasıl tanımadığına şahit olup onların nasıl kırıldığını hissediyoruz ….
Duygu ve Düşünce
İki Bıçağı BirbirineÇilem Dilber · Budala Kitap · 202630 okunma
Reklam
Reklam