• Merhaba arkadaşlar :)
    Bugün için planladığımız okur buluşmasını gerçekleştirdik. Kendi adıma konuşmam gerekirse çok güzel insanlar tanıdım. https://1000kitap.com/CnmPapatylar ve işi olduğu halde yanımıza uğramayı ihmal etmeyen Hikmet Dokuzuncu 'ya çok çok teşekkür ediyorum :))
    Bol bol kitaplardan konuştuk çok güzel vakit geçirdik. Az kişili bir tanışma günü olmuş olsa da ikinci buluşmadan ümidimi yitirmeyeceğim :)

    İkinci buluşmamız için belirlediğimiz kitap Harper Lee Bülbülü Öldürmek oldu . İkinci buluşmaya -gerçekten- katılacak olan Mersinli arkadaşlarımızın da fikirlerine açığız. Tarihi ve yeri zaman içerisinde paylaşacağım .
    Kitapla kalın :)
  • Eyvah kitap!

    Kitabımız kısa kısa hikâyelerden oluşuyor. Hikâye diyorum ama aslında hayatımızda hemen hemen her gün başımıza gelip bizlere önemsizmiş gibi görünen ve bir o kadar da insanı kitaptan, kitap okumaktan soğutan meselelere değiniyor yani güzel bir farkındalık oluşturuyor diyebiliriz.

    Bilirsiniz insanlar ne okursa, ne izlerse o konuda uzmanlaşırlar, onun içindir ki hemen hemen tüm vatandaşlarımız ya siyasetçidir, ya bilim adamı ya da din hukukçusudur. Hani 2 – 3 tane felsefi romanı okuyup aşk romanları okuyanları küçük görür, popüler kültür vs. diye laflar söyleriz ya işte kitap genel olarak bu ve benzeri konulara dikkat çekiyor. Tabii ki belli başlı yazarlar ve eserlerin okunması şarttır ama her bu tarz kitap okuyanı eleştirmek, yermek veya küçük düşürmek kesinlikle doğru olarak görünmemesi lazım ve yine eminim ki okunulan o klasiklerde, felsefi ve bilim kitaplarında da bunları öğrenmiyorlardır. Kimi klasik okumayı sever, kimi çizgi roman okumayı, kimi polisiyeyi kimi ise manga okumayı. Bir insan klasik vs. okuyorum diye karşısındaki kişiyi okuduğu kitaplara göre yargılayıp, bir tanım yapıyorsa ve kendi aklınca kısıtlı görüyor ise ya okunulan kitaplar işe yaramıyor demektir ya da yazarımızın da kitapta dediği gibi “Ben bilgili olmak, bir şey öğrenmek için kitap okumuyorum” sözü hem dolaylı yoldan doğrulanıyor hem de okuma amacı bu olmasa da bir şeyler öğrenmek için de okununca öğrenemediklerini göstermiş oluyorlar.

    Yeri geldiğinde zevkler ve renkler tartışılmaz deriz ama okunulan kitap türlerinde söylediğimiz bu sözü unutur, kendimizle de çelişiriz. Bana da bu tarz sorular geliyor maalesef, bu kadar roman okuyacağına bilimsel kitaplar okusana diye ama maalesef ki en son hangi bilimsel kitabı okudun diye sorduğumda da cevap alamıyor oluyorum. Ben öğrencilerimle aşk romanı da okuyorum, manga da okuyorum, klasik de okuyorum ve bunun sonucunda okuduğum her farklı türden de farklı farklı tatlar alıyorum. Keşke ama keşke sözde iyi bir şey yapıyormuş gibi görünüp etrafımızdakileri kitaplardan soğutmaktan vazgeçebilsek.

    Heyecan dolu güzel bir kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, seviyorum sonuçta. Kimi gerçekten bilgi sahibi olmak için okur, kiminin ise gerçekten de sığındığı bir liman olur kitaplar. Kaçış edebiyatı deriz ya hani, o da çok eleştiri alır bazı kesimlerden ama Tolkien’in de dediği gibi kaçıştan sadece gardiyanlar rahatsız olur. Kitaplar ve bazı türler, evet sığındığı bir liman olabiliyor çoğu kişilere, işte bu limanı veya limanları insanların elinden almak, almaya çalışmak niye? Bunu anlayamıyorum. Bu sorunun cevabını alabilsem, kibir değil de başka bir şey olduğunu öğrenebilsem belki bu kadar da büyük bir konu olmayacak. Edebiyat öğretmenleri mesela güzel bir edebi eseri ödev olarak okuturlar ve bu eserin de öğrenci üzerinde büyük bir etki oluşturmasını beklerler. Peki sizce de her öğrencinin o hep okutulduğunu bildiğimiz eseri beğenmesini beklemek, onu çok sevip elinden bırakamayacağını düşünmek yanlış değil mi? Bazı ebeveynlerimiz tarafından da “Çabuk ders çalış” mantığında kitap okuması istenilir, bunu da çok merak ediyorum gerçekten çocuğu kitap okumaya teşvik ediyor mu yoksa soğutuyor mu diye…

    Kitap hakkında son diyeceklerim ise ilk bakışta çocuk kitabı gözükebiliyor ama kesinlikle yetişkinlere ve eğitimcilere yönelik ve muhakkak da okunması gereken bir kitap. Tavsiye edilir.
  • Sevgili 1k ailesi burası bir kitap okuma sitesi lütfen tanışmak için mesaj atıp sitenin kalitesini düşürmeyin...Kitaplar hakkında fikirler beyan edilir, yorumlaşılabilir eğer karşınızdaki seviyeli biriyse seviyeli bir şekilde muhabbet de edilebilir belki, saygı çerçevesi içinde ama amaç bunun dışındaysa onun yeri burası değil eminim benim gibi düşünenler vardır kimseyi saçma sapan mesajlarınızla rahatsız etmeyin...
  • Eşsiz, mükemmel bir kitap bitirdim az önce...
    Geçmiş yıllarda yazılan böylesine mükemmel cümleler kurularak yazılmış kitapları okuduğumda, şimdiki güncel kitaplardan hiçbirini alıp okuyasim bile gelmiyor. Nasıl güzel bir anlatım , nasıl da benden biri gibi oldu 10 gündür Martin Eden...

    Okuduğum kitapların, konularından bahsetmeyi cok sevmiyorum ben daha çok bana hissettirdiklerini, düşündürdüklerini yazmayı seviyorum. Kalınlığıyla gözümü çok korkuttu okumaya başladığımda...okuma pozisyonunu, külçe gibi haliyle elimde bir türlü tutturamayip sayısız yön degistirdigim , günlerdir ellerimdeydi martin...

    Yazılanları okurken onunla ac kaldım, onun açlığını okurken karnımın tok olması beni utandırdı, o yeri geldi yorgunluktan, çalışmaktan, yazmaktan uyuyamadı... bende onu okumaktan... kaç defa kitabın arka kapağına baktım bilmiyorum, ne kadarını yaşadın diye jack londonun gözlerine, martin gibi olan kıvırcik saçlarına, yüzündeki güzel gülümsemeye... ve doğum ve ölüm tarihi arasındaki kısacık ömür denilen sayılara ... Daha kaç kitap yazardın yasasaydin kim bilir?

    Bu kitapta o kadar büyük insanlık dersleri veriyor ki JL bize, ben fikirlerimle bu hayatta varım, toplumda onlarla değer görmek isterim, bana bir etiket yapistirildiginda ya da düşüncelerim belli bir kesim tarafından alkislandiginda değil, ben hep bendim. Giydigim kıyafet, saçım, makyajım, cinsiyetim ya da mesleğim, zengin ya da mevkim değil, ben ben olduğum için değerli olmalıyım...

    Ne yazsam az bu kitap için... okyanusta üşüyor gibiyim...

    Okuyun, okutturun, şiddetle tavsiye ederim, saygılar, keyifli okumalar.:))
  • Henüz 4. sınıfın başlarında idim ve ilk okuduğum roman olması hasebiyle bendeki yeri çok farklıdır.Kitaptaki karakterlerin yanı sıra Mark Twain’in üslubu beni çok etkilemişti.Şimdiye dek süren kitap okuma serüvenimi belkide bu kitaba borçluyum;çünkü gerçekten çok beğenmiştim .
  • Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

    Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

    Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

    Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

    Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

    ***

    Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

    ***

    İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

    ***

    Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

    Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

    Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.