7 Ekim; Sümeyye Dede kaleminden, Lora Yayınlarından basımı yapılan,193 sayfadan ibaret eser.
İpek; 16 yaşında, anne babası yıllar önce ayrılmış, annesi ve yardımcıları ile birlikte oturuyor.
Annesinin kitaplığında, babasına ait bir fotoğraf bulur. Bu fotoğraftan ona hiç bahsedilmemiştir. Sebebini sorduğunda, aldığı kaçamak cevaplar İpek' in daha çok merak etmesine yol açar.
Evlerine, kimin gönderdiği belli olmayan mektuplar gelmeye başlar ve İpek bu mektuplara cevap verir. Tanımadığı bir mektup arkadaşı olmuştur.
Annesinin İpek' ten sakladığı sır neydi?
Gizemli mektupları kim gönderiyordu?
Çoğu zaman beni kimsenin anlamadığını düşünüyorum. Herkesin sürekli benden bir beklentisi var. Ya da benim kendimden bir beklentim var ben öyle sanıyorum.... Bilmiyorum...
Tüm mutsuzluğumuz, tüm acımız, tüm kaygılarımız yaşamı hissetmemekten kaynaklanmıyor mu?
Bilmediği bir şey yüzünden de ona 'yoo sen suçlusun bilecektin' diyebilir miyiz İpek? Hayır. Çünkü kimse bilmediğinden mesul değildir.
Bir insan anlaşılmaktan başka ne isterdi ki bu hayattan?
İnsan, anlaşıldığı kadar vardır.
İnsan, anlaşıldığı kadar gerçektir.
İnsan hissettiklerinin gerçek olup olmadığını anlamak için hep hislerinin peşinden koşar ama;
en korktuğu şey de hissettiklerinin gerçek olma ihtimalidir.
Oysa insan hislerinin peşinden ne kadar hızlı koşuyorsa, kendinden de bir o kadar hızlı kaçıyordur.
Gerçekleri bilmemek kadar acı veren başka bir şey var mıdır bu dünyada? Ve ya gerçekleri bilmek kadar acı veren başka bir şey?
Acı dediğimiz şey belki de en güzel şifamızdı.
Korkumuz belki de en büyük gerçeğimizdi...
Duymaktan kaçtığımız her şey, bizi en hızlı büyüten şeylerdi. Sahi beni neden sevmedin anne...m