"1 Mayıs 1924'te bir Berlin polisi lastik copunu 16 yaşında bir kızın sırtına şiddetle vurdu ve bir devrimcinin oluşmasına katkıda bulunmuş oldu."
O isimsiz polis, o cop darbesinin yarım yüzyıllık kelebek etkisi sayesinde SSCB'nin, Batı'nın atom sırlarını kolaylıkla ele geçirmesine sebep oldu. SSCB'nin 1949'da Kazakistan'da bombayı patlatmasını sağlayan temel istihbarat ve yaklaşık 20 yıl süren oldukça verimli espiyonaj katkısı o kızın, Ursula Kuczynski'nin ya da GRU'daki kod adıyla Ajan Sonya'nın sayesindeydi. Bir Alman Yahudisi, bir komünist, bir SSCB albayı, NKVD, GRU ve KGB hatta bir parça da Stasi casusu, bir bestseller yazarı olan Ursula'nın 20. yüzyılın tamamını kapsayan ve Putin'in deyimiyle Rusya'nın süper-casusu sıfatının hakkını veren casusluk öyküsü The Spy and the Traitor / Casus ve Hain adlı harika kitabın yazarı Ben Macintyre'ın aynı kalitedeki araştırmasına konu oldu. Ajan Sonya, Oleg Gordievski kadar tehlike altında olmasa da hatta 2. Dünya Savaşı başlayana kadar nispeten güvenli bir ajanlık serüveni yaşasa da Çin, Polonya, İsviçre ve İngiltere gibi ülkelerde kendini adadığı komünizm için yaptıklarıyla tarihin seyrini değiştirdi. Özellikle savaşın sonlarında Manhattan Projesi'nin atom sırlarının Stalin'in eline geçmesinde en büyük örgütleyiciydi.
Bir erkek mesleği olarak tahayyül edilen casusluk dünyasında kadınların da hatrı sayılır ölçüde yer aldığı malum. Hizmetleri, Soğuk Savaş yıllarını pek kapsamasa da Ursula'nın sıcak savaş döneminde Nazizm'in yıkımına epey katkısı olmuştu. Adanmışlığı ve etrafını saran casus erkeklerle sürekli evliliğe giden hikayeleri, çocuk doğurmakta tereddüt etmeyişi ona her zaman ikili bir yaşam ve bolca hasret getirdi. Sonya, bir kez geldiğimiz ve yüzde 99'umuzun sıradan bir şekilde yaşayıp tamamladığımız hayatı