Kitabın isminin ve arka kapak yazısının içeriği, metni yeterince doğru şekilde yansıtmıyor gibi geldi bana. Sanki Wednesday, kitabı yazarken yola çıktığı amacı zamanla kaybetmiş. Belki de araştırma ve yazma sürecinde karşılaştığı tüm bilgileri metne dahil etmek istemiş ve bu da eserin yönünü daha kapsamlı bir alana çekmiş. Ancak bu genişleme, başlangıçta hedeflenen odaktan uzaklaşmasına neden olmuş gibi.
Kitabın içeriğinde sosyolojik ve antropolojik açıdan oldukça derin araştırmalar ve gözlemler yer alıyor. Her biri kendi bağlamında önemli ve dikkat çekici. Farklı dönemlerde ve toplumlarda kadının konumu, cinselliği, aile ilişkileri ve ataerkil sistemin kadına dayattığı sınırlayıcı yapılar çok boyutlu biçimde ele alınmış. Bu tespitler gerçekten kıymetli ve ufuk açıcı. Ancak bütün bu verilerin modern çağdaki kadının sadakatsizliğiyle kurduğu ilişkinin zayıf kaldığını düşünüyorum. Eski çağlardaki kadınların cinsel yaşamları ya da hayvanlar alemindeki dişilerin cinsel dürtüleri gibi örnekler, günümüz kadının arzularını, sadakatsizliğini veya çok eşliliğini açıklamakta yetersiz kalıyor. Kurulan bağlar yer yer zayıf ve kopuk bir izlenim veriyor.
Bununla birlikte, bazı pasajlarda şöyle bir hissiyat oluştu: “Erkeklerin çok eşliliğini genetik ve kültürel mirasa bağlıyorsunuz ama aslında kadınlar daha da çok eşli!” Bu, açıkça ifade edilmese de satır aralarında bir tür “sidik yarışı” atmosferi yaratıyor. Oysa erkek doğasının çok eşliliğe programlı olduğu kalıp yargısına haklı olarak karşı çıkarken, aynı söylemi tersine çevirip “kadın daha da çok eşlidir” demek bana oldukça ironik geliyor.
Bir diğer mesele ise çok eşlilik kavramı. Çok eşlilik ile aldatma aynı şey değil, hatta çoğu zaman birbirine zıt kavramlar. Çokeşlilik, sadakatsizlik türlerinden biri olarak