"Arayış"taki karakter, aslında yalnızca ailesini değil, kendi varlığının anlamını da kaybediyor. Bu kayıp, sıradan bir acı değil; derin ve içsel bir boşluk, sanki varoluşun omurgası kırılmış gibi. Kendi içindeki Tanrı’ya, evrene ve en önemlisi kendine olan inancını yitiriyor. Ama belki de bu yitiş, bir doğum sancısıdır. Egzistansiyalist bir perspektiften bakarsak, bu sancı, insanın varlığıyla yüzleşip özgürleşme çabasıdır.
Kader fikrine tutunmanın rahatlığına sırt çevirip her şeyin sorumluluğunu yüklenmeye çalışması, onu ağır bir yalnızlığa sürüklüyor. Fakat o yalnızlıkta, insanın çıplak haliyle kendini gördüğünü düşünüyorum. Bu hikâye, kaybetmenin aslında yeni bir varoluş biçimine dönüşebileceğini fısıldıyor gibi. Belki de Tanrı’dan uzaklaşmak, kendi içine bir adım daha yaklaşmaktır. Bu yüzden, onun sancısını sadece bir trajedi olarak değil, insan olmanın kaçınılmaz, belki de en anlamlı süreci olarak görüyorum.