Bazı anlar vardır, insanın hafızasından kolayca silinip gitmez. Çünkü onlarda bir parçamızı bırakmış ya da tamamlamışızdır eksik olanları.
Hayat, uzun soluklu bir maraton. Büyük bir hızla ilerlerken manzaralar geçer yanımızdan, çoğunun farkına bile varmayız. Bir yerlerde hiç tanımadığımız insanlar nefes alır. Yabancısı olduğumuz; dilinden, fikrinden, renginden bihaber...
"Tesadüf yoktur, tevafuk vardır." Ben buna inanıyorum. Ömrümüze dokunan her insanın bizim bilmediğimiz bir misyonu yerine getirdiğini düşünüyorum. Vazifesi bitenler gidiyor, çünkü ömürleri o kadarına tekabül ediyor. Bu yüzdendir ki "yarım kalmak" diye bir şey yok insanın fıtratında. Bu bizim gönlümüzü yatıştırmak için kendi kendimize uydurup biat ettiğimiz koca bir yalan. Giden tam gitmesi gereken vakitte, biten tam bitmesi gereken vakitte bitiyor. Biz sadece hatıraların ilmiğini geçiriyoruz boyunlarımıza.
Bir yığın duygu var hayatta. Şimdi başlasam yazmaya, sonsuza dek sürer korkarım ki. Peki yazması bile namümkün bu kadar şeyi kısacak yaşantımıza nasıl sığdırabiliriz? "Başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor." demiş Eleanor Roosevelt. Ben de öyle yaptım işte. Yalnız kendi cebimden değil, başkalarından kazandıklarımı da koydum kumbarama.
"Yaşamadan yazılmaz" safsatasına da inanmıyorum. Eni boyu insanım ben de. Ama yine insan olduğum için sahiplenirim başkalarının acılarını da. Yolda karşılaştığım bir dilencinin feryadına kulaklarımı tıkayamam. İlla beş parasız olmam gerekmez onu anlamam için. Her şehit haberinde benim de yüreğime bir kor düşer. Babasız kalan çocukları içimden sahiplenirim, kadına vurulan o tekmeyi suratımda hissederim ben de. An olur, başkaları adına utanırım! Vicdan ve merhamet bana Allah'ın hediyesidir. Yeri geldikçe kullanmaktan çekinmem.
"İçinizden ne geliyorsa öyle yapın. Nasıl olsa biri çıkıp sizi eleştirecek. Yapsanız da lanet okurlar yapmasanız da." diyor Roosevelt. Ben de içimden gelenleri, ömrümden geçenleri yazdım naçizane. İsimsiz şehrin, kimliksiz kahramanlarıdır hepsi.
Şiirle başladığım serüvenime hikayeyle devam ediyorum; yine aşk ile nakış nakış işleyerek ve makalelerimde sizlerin sesi olmaya devam ediyorum dik ve güçlü şekilde .
Benim hikayelerim ve kahramanlarım hepimizin çok aşina olduğu insanlar aslında; sokağın sonundaki sarı evde oturan genç kız, mahallede kahve işleten dayı, uzakta yaşayan bir akraba, hemen yanıbaşımızdaki komşu... Çocukluk, gençlik, yaşlılık; hayatınıza bir yerinden dokunabilirsem ne mutlu...
Ben Mustafa Kemal Evren Çiğil,
hem siz hem hiç...