"Balayı - Hakan Aytaç"
Merhaba...
Şimdi farzet ki birbirine deliler gibi âşık, çiçeği burnunda yeni evli bir çiftsiniz. Üstelik karı koca ülkenin en zengin iş insanları arasındasınız. Balayı için yurtdışına çıkmak yerine Türkiye’nin binlerce insanın oraya doluştuğu en güzel ve en popüler sahil kenarına gidiyorsunuz? Ufak tefek tartışmalar olsa da yine de güzel bir tatil geçiriyorsunuz diyelim. Amma velakin denizden çıkıp arabanızla otelinize dönerken bir anda önünüze bir şey çıkıyor ve kaza yapıyorsunuz. Ve ne oluyorsa kazadan sonra her şey tepetaklak oluyor. Güvendiğin dağlara kar yağıyor. Bir anda ortada kala kalıyorsun.
1. Sence hayal ettiğimiz hikâyeye göre ortada kalacak kadar kazada ne olmuş olabilir?
2. Deliler gibi sevdiğin, daha dün nikah masasında evlenip mutluluktan havalara uçtuğun, canım kocam dediğin, kendi canın dâhil her şeyini emanet ettiğin adama güvenir miydin? Ya da ne kadar güvenirdin?
İlginç bir başlangıç yaptığımın farkındayım, biraz beyin fırtınası yapalım istedim.
O zaman kitabın konusuna geçeyim.
#balayı birbirini deliler gibi seven Murat ve Maria kısa sürede evlenip balayına Alaçatı'ya gider. Yalnız karakterlerin mizacını ve sosyal statüsünü söylemeden geçemeyeceğim.
Rus asıllı Maria Türkiye’de büyümüş, saf, varlık içinde büyümesine rağmen asla parayla millete hava atmayan, ülkedeki kültürel, ekonomik ve sosyolojik durumları farkına varıp çok iyi analiz edebilen, ama rahmetli babasından kalma servetiyle işlerin başına geçmek yerine kocası Murat'ın idaresine bırakan safça kızımız var elimizde.
Murat sıfırdan başlayıp çalışarak belli statü elde etmiş, Maria ile tanışınca ülkenin en zengin iş adamı statüsüne terfi etmiş. Evet çalışkan bir adam ama fazla hırstan gözü görmeyen, kazandığı servet ile dünyayı satın alabileceğini zanneden,