Aşk ve Said Nursî deyince aklıma iki şey gelir. Kitabı rafta görünce yine bu ikisi geldi aklıma. Şefkati aşka üstü tutuşu. Bir de aşağıda alıntıladığım kısa metin.
"Gizli, kusursuz kemal ise, takdir edici, istihsan edici, "Maşaallah" deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemal ise, görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemâlini iki vecihle görmek; biri muhtelif aynalarda bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister."
Ne yazık ki bu metni kitapta göremedim. Halbuki günlük yaşantımda sıklıkla mırıldandığım berceste bir cümledir: "İstihsan ediciler ister."
İstihsan etmek, hüsn kökünden geliyor. Güzel. Güzel bulma, güzelin hakkını vermede âdil olmak diyelim.
Mutlak güzel kendisini görmek için bir ayna yaratır. Orada kendini görür. Aynayı canlı kılar ve kendisine baktırır. Sonra şah damarından daha yakın olduğu bu aynanın gözüyle bakar kendine. Bakan, bakılan, baktıran...gören, görülen, gördüren O'dur. Bunun idraki aşkın sınırlarının ötesi, kabe kavseyn mesafesidir.
Kitaba dönmek istemiyorum ama döneyim. Beklentilerimin çok uzağında kaldı. Birkaç parlak cümle olsa da genel itibariyle yavan buldum. Dil zevkime hitap etmedi. Ama başlangıç seviyesindeki okuyucular için faydalı olabilecek bir kitap.
Şefkatin aşktan üstün oluşuna dair söyleyemek istediğim kısacık bir cümle var:
"Bismillahirrahmanirrahim"
Rahmetli gâzâbını geçen, kitabına besmele ile başlatarak ne güzel hatırlatıyor kendini.
Rahmetinden gâzâbına , senden yine sana sığınırız!