Değişim ve hüzün bir madalyonun iki yüzü gibidir. Ne zaman büyüsek, bir şeyleri arkamızda bırakırız; bu hiçbir şey olmasa, kendimizin bir versiyonu olur. Artan kayıplar ve tarihin ağırlığı insana dayanılmaz gelebilir. Unutmak çok caziptir. Ama biz her şeye rağmen, her zaman mevcudun üzerine ekleriz, hiçbir zaman çıkarmayız.
“Kernberg narsisisti borderline kişiliğe çok benzetiyordu: ikisi de güçlü ve olumsuz duyguları yönetmekte zorlanıyor, ikisi de dünyayı iyi ve kötü olarak ikiye bölüyordu. Ne var ki sınır kişilik, gerçek olduğunu ve yaşadığını teyit etmek için ihtiyaç duyduğu başkalarının iyiliğini muhafaza etmek için genellikle kendini kötü olarak görürken,narsisist kendi iç dünyasına hep iyi, dış dünyayı ise yetersiz ve değer bilmez olarak örgütlüyordu.”
Gerçekte normal diye bir şey yoktur. Yahut varsa bile, bu, sürekli değişen, sadece mutluluk ve gücü değil, ıstırap ve çözülmeyi de içeren bir normaldir.
Borderline ve narsisistik yetişkinlerin birbirine benzeyen sorunlu köklerden geldiğini ve fakat çocukluktan başlayarak farklı muameleler gördüklerini söyleyebiliriz. Büyüyüp borderline bir kişilik örgütlenmesini benimseyen kişiye değersiz olduğu söylenmiştir; belki itaatsiz olduğu için dövülmüş, belki de bir gün zengin bir kocayı ağına düşürecek kadar güzel olduğu için övülmüştür. Geleceğin narsisistine belki de bir dâhi olduğu söylenmiştir; gerçekte hiç ilgi duymadığı, rekabetçi kamusal alanlara girmeye zorlanmış, soğukkanlılık sergilediğinde güçlü diye övülmüş ve ağladığı vakit zayıf diye azarlanmış olabilir.
Bu iki kişilik örgütlenmesi, zehirli bir manyetizma gibi birbirlerine doğru çekilme eğilimi gösteriyor. Biri tanım ararken öbürü tanımlamak istiyor; borderline canını yaksa bile sevmek istiyor, narsisist ise sevdiği kişi üzerinde iktidara sahip olmak istiyor.