Köyde sınıf ayrımı çok erken yaşta başlar. Dört yaşındaki çocuk bile bilir yoksul olduklarını. O yaştaki çocuğun duruşuna, bakışına işler fukaralık. Hey dinine yandığımın dünyası. Rezilsin rezil!
Dışarıya uzun uzun baktı. Topraktan yamrı yumru evler, evlerin düz damları. Eğri büğrü sokaklar. Renksiz, boz bir görüntü. Ne varsa yoksul, eski... "Zavallı insancıklar. Köstebek gibi yaşıyorlar. Kim bunun sorumlusu? Yok mu bundan kurtulmanın bir yolu? Var, olmaz mı? Hem de çok kolay. Dümdüz. Ama kimilerinin işine gelmiyor. Köylünün bilgisizliği, yoksulluğu onların yararına oluyor. Aslında değil, ama onlara öyle geliyor. Köylüyü hızlı bir gelişim yoluna sokmaktan ödleri patlıyor. Çünkü işleri bozulacak o zaman. Ememeyecekler, somuramayacaklar. İç somurganlar, dış somurganlar. Bir ölünün gövdesine yapışır gibi yapışmışlar, bırakmıyorlar. Gece böcekleri!..."
Biz yoksul köy öğretmenleri, biz çiçek bitmez kırlarda bal yapmaya çalışan arılar. Biz olmazı oldurmaya çalışan öğretmenler... Şair olacağım herhalde. Burada başka ne olunur? Ya şair olunur, ya dertli. Zaten şairler de dertlidir hep.
Eğitime hız verilecek kardeşim. Tüm ulus belirli bir kültür düzeyine getirilecek. Başkasına aldanmayacak, kimseye ütülmeyecek, asıl çıkarının ayrımına varacak bir bilince getirilecek. O zaman kalkınma kendiliğinden başlayacak. Yurdun zenginlikleri şunun bunun cebine değil, dışarıya değil, tüm yurttaşların yararına çevrilecek. Namuslu bir yönetim, bunu kolaylıkla yapar. Ondan sonra seyret sen gelişmeyi.