"Benim iyi Adeimantosum" dedim. "Gerçi birileri, onlara verdiğimiz işlerin ağır ve güç olduğunu düşünebilir ama aslında bu görevler basittir; yeter ki koruyucular büyük- büyük yerine uygun diyelim- bir tek şeyi korusunlar."
"Nedir bu şey?" diye sordu.
" Öğretim ve eğitim. Şöyle ki onlar iyi bir eğitim alarak aklı başında kişiler olarak yetiştirilirse, tüm bunları anlamakta zorlanmayacaklar."
Bence ne kadar iyi durumda olursa olsun beden salt kendi iyiliğiyle ruhu iyi kılmanın üstesinden gelemez. Aksine salim bir ruh, kendi selametiyle bedeni olabildiği kadar iyileştirir.
Yani, koruyucuların ne yapıp edip kente gizlice sokulmasına kesinlikle mani olacakları ikinci bir şey bulduk.
Nedir o?
"Zenginlik ve yoksulluk" dedim. "Şöyle ki biri sefahat, tembellik, değişiklik hevesini doğurur; diğeri, değişiklik hevesi doğururken bir de bunun yanında insanı küçültür ve kötü işler çıkarmasına sebep olur.
"Benim gibi inanırsanız ki ruhumuz süreklidir, iyi olmak da kötü olmak da elindedir, o zaman bizi hep gökyüzüne çıkaran yolda yürürüz; nerede, ne şekilde olursa olsun dürüstlükten, bilgelikten, erdemden kopmayız. Sonucunda ise kendimizle de tanrılarla da huzur içinde yaşarız; bununla da yetinmez, doğru olmanın karşılıklarını mutlaka bir gün alırız; yarışmalarda kazanan insanların çeşitli hediyeler almaları gibi. O zaman bu dünyada da anlattığımız o bin yıl sürecek yolculukta da mutlu oluruz."