Merâtib-i insâniye’nin kemâline erenlerden kesâfet gidip cisimlerine letâfet gelmiştir. Ehl-i cennet gibi kurb (yakın) ve bu’d (uzak) bir olup tayy-ı zaman ve mekâna kâdir olmuştur. Yine vücûdlarında iken âfâkı seyr edip çağıranlara yetişip emr-i Hakk’la imdâd ederler. Kendi vücûdlarından insilâh (soyutlanma) ile rûh cesedden teferruk etmek (ayrılmak) lazım gelmez. Bunlara budelâ tabîr olunmuş, yerine bedel koyup istedigi yere gidip melâike gibi sûret-i müteaddideye temessül etmeye kâdirlerdir.
Mir’ât-ı Hakk ikidir. Biri enfüsî, biri âfâkîdir. Enfüs muhtasar kitaptır. 18.000 âlem bunda bi’l-kuvvedir. Âfâk mufassal kitaptır. 18.000 âlem bunda bi’I-fiil mevcûddur. Bu iki mir’âtta görünen, Hakk’ın aynı değildir, gayrı da değildir. Senin mir’âtta görünmen gibidir. Her kim ki bu iki mir’âtta görünen aynıyla Hakk’ın kendidir dese küfürdür. Zirâ hâdis kadîm olmaz. Mahlûk Hâlık olmaz. Niceler bunda hatâ edip mecâzı vücûd-i Hakk sanıp tekâlif-i şeriyyeyi kaldırmışlardır. Neuzu billahi teâlâ.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Akıl rûhun sıfâtındandır. Cism ise anâsırdan zuhûr edip rûha kalıb ve mazhar ve âlet ve mir’ât düşmüştür. Bu ikisinin (rûh ve cismin) ictimâından veledeyn (iki çocuk) doğdu. Biri zükûr (erkek) ve biri ünsâdır (kadındır). Zükûruna “kalb” derler, ünsâsına “nefs” itlak olunûr.
Asıl âlem dört olduğu gibi rûha da dört isim derler. Biri rûh-i insânî, diğeri rûh-i kudsî, üçüncüsü rûh-i sultânî, dördüncüsü rûh-i seyrânî ve hayvânî derler. Biri dahî cismânî ve nefsânî ve nebâtî derler. Bunların her birinde alakası ve tesiri vardır. Erbâb-ı bâtının malûmlarıdır. Rûh zuhûra gelince her mertebede kendine münasip bir isimle söylenmiştir. Esmâsı çoktur, müsemmâsı birdir. Vallahu a’lem.