Sinematografik ve dolambaçlı olmayan, vurucu anlatımları seven okurları tatmin edecek bir romanla karşınızdayım: Megan Abbott imzalı Dönüş'ün şimdiden, Mert’in Kitap Kulübü’nde bu sonbahar masaya yatıracağımız kitaplardan biri olacağını söyleyebilirim. Yazardan okuduğum ilk kitap, zira Türkçeye çevrilen iki kitabından biri (diğerinin baskısı yok). Kitapların kapağında yazılan yazar yorumları genelde satış amaçlı, gereğinden fazla abartılmış cümleler olur ama Stephen King’in “Elden bırakılması imkânsız, ürpertici ve klostrofobik” cümleleri bu kitabı isabetli bir şekilde tanımlıyor. Klostrofobik bir hikâyeye (ve de binaya), Durant Dans Okulu’ndan içeriye giriyoruz. Kendilerini bildiklerinden beri balerin olan Dara ve Marie Durant kardeşler, onlara annelerinden miras kalan bale okulunda çeşitli yaşlardaki çocuklara bale eğitimi veriyor. Bir zamanlar annelerinin en gözde öğrencisi, şimdiyse Dara’nın kocası olan Charlie de ofis işleriyle ilgileniyor. Daha başından beri hem iki kız kardeş arasında hem de Charlie de dahil üçü arasındaki ilişkide tuhaf, konuşulmayan, pek de normal ya da doğru diyemeyeceğimiz bir şeyler seziyoruz. Ve tüm bale okulunda, Fındıkkıran gösterisi için oyuncu seçimleri, sonra provalar derken büyük bir koşuşturmaca var. Tam da böyle bir dönemde okulda çıkan bir yangın işleri biraz aksatıyor ve devreye, maço erkeklerin bir simgesi olarak müteahhit Derek giriyor. Maria, Derek’le yakınlaştıkça işler iyice karışıyor. Sırlar açığa çıkıyor. Karakterlerin bale okulundaki sıkışmışlıkları bana Alfred Hitchcock’un Psycho’da Norma ve Norman’la kurduğu evreni de çağrıştırdı biraz. Görece kısa paragraflar halinde ve girizgahta da söylediğim gibi vurucu, adeta “hap gibi” sahnelerle yazılmış bu roman cinsellik, büyümek, kadın olmak, aile bağları gibi kavramları da