Erling Fall ancak evine döndükten sonra, yüzyılın sonunda Paris'te karanlık bir kış akşamında böyle bir yazgıyla karşılaşmasına neyin yol açtığını doğru dürüst düşünme yürekliliğini gösterebildi ve kafasından geçenlerin verdiği gerginlikle, aklı başında sayılan biri olarak, önceden belirlenmiş yollardan geçerek sürdürmek ve bitirmek istediği sıradan yaşamının denetimini elinden kaçırmasına ve bu yaşamı, acınası bir uyuşukluk, düşgücü yoksunluğu ve aptalca bir gurur içinde tükettiğini anlamasına yol açan bir dizi olayın ne zaman başladığını sorgulamak zorunda olduğunu hissetti. İnsanların düşünüp koydukları yasalar, kurallar ve düzenlemelerden oluşan ve ne anlama geldiği bilinmese de toplum diye nitelendirilen düzene boyun eğmek ve onun bir parçası olmak için her zaman güçlü bir istek duymuş, yasalarla çelişkiye düşmeyi aklından bile geçirmemişti. Belki sulh yargıcı olmasının nedeni de buydu. Yaşamının yetişkinlik diye adlandırılan bunca yıllık döneminde, kendisinin de pekâlâ işleyebileceği suçları işleyenlere ve yaşamlarını korkunç hatalar yapmadan sona erdiremeyenlere verdiği cezalar yüzünden sık sık karabasanlar içinde kıvranmıştı. Bu insanların attığı yanlış adımlar hem toplumun hem de kendisinden beklendiği gibi Erling Fall'in gözünde öylesine ağır yanlışlardı ki onların elinden özgürlüklerini almak ve bazı aşırı durumlarda da onları neredeyse insanlıkdışı cezalara çarptırmak zorunda kalıyordu.
Evet, her şey bugünkü gibi bir ekim gününde başlamış olmalı, diye düşündü Erling Fall, evinin verandasında, hastalık bahanesiyle izinli, elinde boşanma ilamıyla dikilerek, aşağıdaki mezarlığın yanındaki buğday tarlasından başını kaldırmış, gelen mektubun ne olduğunu biliyormuşçasına ona bakan Gunnar Hov'u izlerken. İnsanın içini ısıtmayan parlak bir ışık vuruyordu dört yana,
"..Tanrısal olan anlamsızlıktır."
"Peki, senin için anlamsız olan nedir?" diye sormak zorunda kaldı Erling Fall.
"İnsanın sonradan çuvallamak üzere sabırla ve dürüstçe teoriler üretmesidir."
Ama dayanacak hali kalmamıştı. Aşk onu yoruyordu, kendini duyguların uşağı gibi hissediyor, daha önce de olduğu gibi tümüyle bir başkasının duygularına bağımlı olmak onu tüketiyordu!