Şüphesiz herkesin kendine sakladığı sırları vardı... Kimininki bir mezar kadar derinde, kimininki ise bir maske kadar yüzeydeydi. Hangisinin yaşatacağını, hangisinin yaşarken öldüreceğini de kimse bilemezdi. Figen, kendi hayatını sanki bir film izler gibi yaşamaya mahkûmdu artık. Seyirci olarak geldiği bu dünyada, hiçbir zaman kendi hayatının dümenine geçip ona yön veremeyecekti. Kahramanlar geliyor, kahramanlar gidiyordu. Hayatına giren her kahramanın muhakkak bir sebebi vardı; kimi kaderi, kimi yıkımı olmaya gelmişti.
İnsanın en ağır yükü sustuklarıdır belki de. Ertelenen her itiraf, boğazda büyüyen koca bir düğüme dönüşür zamanla. Doğru anı beklerken saniyelerle ıskalanan koca bir ömür, seksenlerin is kokulu Ankara sokaklarında yankılanır durur.
Efsus, doğru insanların yanlış zamanlarda kanadığı ince sızı. Kimsenin tam anlamıyla suçlu olmadığı, herkesin kendi payına düşen hüznü sırtlandığı bir geç kalmışlık anlatısı.