Üç farklı gözden — Firdevs, yazar ve Ela’nın anlatımıyla — ilerleyen Ela, okuru daha ilk sayfalardan içine çeken, duygusal yükü ağır ama merak duygusu hep diri kalan bir roman.
Ela’nın hikâyesi oldukça sarsıcı… Daha doğmadan istenmeyen bir çocuk oluşu, babasından gördüğü şiddet ve yıllarca süren dışlanmışlık hissi karakterin ruh dünyasını derinden şekillendiriyor. Buna rağmen üniversiteyi kazanıp elektrik-elektronik mühendisliği okuması, kendi hayatını kurma çabası gerçekten etkileyiciydi. Hayatına giren Feridun ve kızları Firdevs ile kurduğu düzen ise bambaşka bir kapı açıyor.
Asıl düğüm, Firdevs’in babasının ölümünden yıllar sonra bulduğu günlükle başlıyor. Okudukça zihnine takılan o soru — Acaba bu ölüm gerçekten göründüğü gibi mi? — hikâyeyi bir anda gizemli bir hatta taşıyor. Araştırma derinleştikçe olayların altından çok daha farklı gerçeklerin çıkması, kitabın temposunu ciddi anlamda yükseltiyor. Özellikle son bölümlerde merak duygusu zirve yapıyor.
Benim tek eleştirim, babanın günlüğünde anlatılan bazı olaylarla nihai sonuç arasında bağın yeterince net kurulmaması oldu. O kısım biraz daha açıklansaydı zihnim tam anlamıyla tatmin olacaktı. Bunun dışında kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcıydı.
Yazarın çok genç olması ve bunun ilk kitabı olması ayrıca takdire değer. Yeni kalemlerin sesini duyurabilmesi için okunmaya gerçekten ihtiyaçları var. Bu yüzden ben, farklı ve duygusal yoğunluğu olan bir hikâye arayanlara Ela’yı gönül rahatlığıyla öneririm.
Yeni yazarlara şans vermek, edebiyatın nefesini taze tutmanın en güzel yolu bence.