Bağlantı, ilk sayfalarda bana “acaba klasik bir distopya mı?” dedirtti ama ilerledikçe düşündüğümden çok daha derin ve sarsıcı bir metinle karşılaştım. Kitabın dünyası, insanların beyinlerine yerleştirilen bir “bağlantı” sistemiyle sürekli internete, reklamlara ve veriye maruz kaldığı bir gelecek üzerine kurulu. Başta ilgimi çeken bu fikir, ilerleyen bölümlerde içimi ürpertecek kadar tanıdık bir hale geldi. Çünkü fark ettim ki, biz de belki bu kadar ileri bir teknolojiye sahip olmasak da benzer bir zihinsel kuşatmanın içindeyiz.
Titus ve arkadaşlarının yüzeysel hayatları, duygusal kopuklukları ve sürekli tüketime yönlendirilmeleri beni gerçekten düşündürdü. Özellikle Violet karakteriyle birlikte kitabın eleştirel sesi daha da yükseldi. Onun sorgulamaları ve sistemin dışında kalma çabası beni hem etkiledi hem de yer yer duygulandırdı. Bir yandan empati kurarken, diğer yandan onun yalnızlığına üzülmemek elde değil.
Anderson’ın dili başta biraz garip gelmişti. Gençlerin gelecekteki konuşma tarzını yansıtan argo, kısa cümleler, tuhaf kelimeler… Ama sonra bu dilin ne kadar bilinçli bir tercih olduğunu anladım. Çünkü bu bozuk, sadeleşmiş, bastırılmış dil; aslında düşünce biçimlerinin de ne kadar fakirleştiğini gösteriyor. Ve bence bu oldukça zekiceydi.
Bağlantı, yalnızca bir bilimkurgu romanı değil. Aynı zamanda günümüz gençliğine, tüketim alışkanlıklarımıza, teknolojiyle olan ilişkimize çok sert ama haklı bir ayna tutuyor. Kitap bittiğinde, kendi hayatımdaki “bağlantılarımı” sorgularken buldum kendimi. Gerçekten biz mi düşünüyoruz, yoksa bizim yerimize düşünen bir sistemin içinde mi akıyoruz?
Eğer alışılmış gençlik romanlarından sıkıldıysan ve seni sarsacak, düşündürecek bir kitap arıyorsan Bağlantı kesinlikle doğru tercih.