Sadece senin doğrun, benim doğrum, onların doğrusu vardır. Bunlardan birini ayrıcalıklı kılma girişimi bir güç gösterisinden başka bir şey değildir. En kötüsü de başkalarını hor görme ve aşağılama iması taşıyan bu tavır “emperyalist” ya da “sömürgeci” bir tavırdır.
Eğer işbirliğine dayanan ilişkilerin efsane olduğuna, birbirine güvenmenin anlamsız olduğuna ve açgözlülükten başka her değerin boş olduğuna inanırsak, o zaman bir süre sonra yarattığımız bu ideoloji içinde yaşamaya başlarız. Böylece bu ideoloji kendi kendini doğrulamaya başlar. Sinizm kendine uygun dünyayı yaratır. Bunun ilacı yaratılan ideolojiye teslim olmak değil, onu aşacak daha iyi felsefeyi geliştirmektir.
İleri zekâlar, fiziksel ve deneysel olanı aşan ama onları da açıklayan şeylerin düzenine ilişkin bilgi edinmek umuduyla deneyin sınırlarının ötesine geçen bilginin imkânını araştırırken, daha az gayretli zekâlar "vahiyler"e, belgelere, mucizelere, kehanetlere, devlet korumasına, en yüksek değere ve tanınmışlığa... ve hepsinden ötesi, öğretilerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma gibi paha biçilmez bir ayrıcalığa sahip olan dünyanın bildik dinlerinin "cüzi ücretleri"yle ihtiyaçlarını karşılarlar.
Güzelliğe karşı kör olanlar kendilerinin dışına çıkamazlar; belki de kendi kaygılarını ve ilgilerini unutamazlar, şöyle bir soluklanıp bakışlarını genişletemezler.
Eğer erdemin mutlulukla çakışması bir şans meselesiyse, neden erdemli olalım ki? Bazı dinlerin buna hazır bir cevabı vardır: Erdemli olursanız, tanrı sizi öteki dünyada ödüllendirecektir. Erdemli değilseniz o zaman da orada payınıza düşen ıstırap olacaktır. Aşağıdaki adaletsizlik yukardaki âlemde, ölümden sonraki başka bir boyutta karşılığını bulacaktır. Bu çocukları korkutmak için iyi bir hikâye olsa da, ona inanmamız için hiçbir iyi neden yoktur. Madem bu evrenin yaratıcısı adaleti bu kadar önemsiyor, öyleyse, yarattığı bu evren adalete neden bu kadar kayıtsız? Neden bu evrende aradığımızı bulamıyoruz? Ahlaki güdülenme meselesini burada çözmek istiyoruz; doğruluk, dürüstlük gibi erdemlere sırf kendileri için bağlanmak istiyoruz. Bunları ölümden sonra verilecek ödüller ve cezalarla ilişkilendirmek aslında bizim kendi çıkarlarımızdan başka bir şeyin peşinde olmadığımızı iddia eden tabloya bir süs daha eklemektir. Aranan doyum belirsiz bir geleceğe bırakılmış olsa da sonuçta bu da bencilce bir davranıştır.