Adı:
Fuck-Up
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754685640
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Fuck-Up
Çeviri:
Sakıp Murat Yalçın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pia
Fuck-up, Newyork'un arka sokaklarında gezinen adsız bir avarenin kâh kasvetli, kâh neşeli yolculuğunu kışkırtıcı bir üslupla betimliyor.

Sevgilisi tarafından terk edilen, zam istediği anda kovulan, daha sonra bulduğu porno sinemasındaki işinden olmamak için gay numarası yapan bir fuck-up'ın başına gelen tüm traji-komik olaylar, şehir yalnızlığının sindiği bir espri anlayışıyla aktarılıyor. Roman "kahraman"ının düzgün bir iş ve kız arkadaşa sahipken, yiyecek bulmak için çöpleri karır hale gelişini okurken, tüyleriniz diken diken olucak...

"New York usulü, uyuşturucusuz bir Trainspotting."
Mother Said'in Yazarı Hal Sirowitz

"Müthiş bir roman... Nersesian'ın, baştan çıkarıcı ve cesur anlatımı okuru hemen sarıyor."
The Village Voice

"Nersesian, sade bir vatandaşın dış dünya ve duygusal çevre ile olan ilişkisini hatasız ve samimi bir şekilde dile getiriyor. İşte bu yüzden hikaye doğal akışını koruyor ve inandırıcılığını yitirmiyor."
Yine bir yeraltı edebiyatı eseri, yine bir efsane. Rahatsız edici, okurken kendinizi dürtülmüş gibi hissediyorsunuz. Aslında Yeraltı Edebiyatı'nın hayatın ne kadar içinde olduğunu görüp şaşırıyor hatta kısa bir tedirginlik geçiriyorsunuz.
Babanın parasıyla oturduğun sıcacık evinden okuyup anlayabileceğin bir kitap değil bu. Soğuk, açlık, yalnızlık ... Bunların ne anlama geldiğini bilmen gerekir ki bazı şeyler hissedebilesin. Neden dün gece intihar etmediğini düşünmeyenler için sıkıcı ve boş bir kitap olacaktır muhtemelen.
Yine bir yeraltı edebiyatı efsanesi daha. Eğer edebiyatın en marjinal türünden hoşlanmıyorsanız hiç boşuna yaklaşmayın ama hoşlanıyorsanız bu kitabı okumuşsunuzdur zaten.
Hiçliğin Hikâyesi

Nersesian ile sanat yönetimi eğitimi alan yeğenimin önerisiyle tanıştım. Yazarın “Fuck-Up” romanının ilk baskısı Pia Roman tarafından 2006 yılında yapılmış. Ben 2011’de yapılan ikinci baskısını okudum. Nersesian, New Yorklu bir roman ve oyun yazarı, aynı zamanda şair. Edebiyat dergisi “The Portable Lower East Side’ın yayın yönetmeni olan Nersesian, aynı zamanda Güney Bronx’da bir kolejde de İngilizce öğretmeni.

Bir yeraltı edebiyatı ürünü olan Fuck-Up’da; Indiana’lı, 22 yaşlarında, üniversite son sınıftan terk bir delikanlının, 80’lerin başında New York metropolünde geçen travmatik hikâyesi anlatılıyor. Zaman Yuppie’lerin zamanı, sinemalarda Harrisn Ford’un o babafingo klasiği Blade Runner filmi oynamaktadır. Ve New York! Kimin kimi becerdiğinin belli olmadığı kaotik bir şehir. Yazar, yitik insanların diyarı bu şehirde, esas oğlanımıza bir ad vermeyi bile çok görmüş. Bu yüzden ona “Looser” (kaybeden) adını taktım.

Looser, annesini çok küçükken, babasını da ergenliğinde kaybetmiştir. Aile ruhundan ve saadetinden yoksun bir genç var karşımızda. Mimarlık fakültesini son sınıftan terk eden bu zibidi, akabinde New York şehrine kapağı atar. Asgari ücrete talim ettiği ve şehirdeki ikinci işi olan sinema yer göstericiliğinden sepetlendiği gecenin sabahı, üniversite son sınıf öğrencisi ve beraber yaşadığı kız arkadaşı olan Sarah tarafından da kapıya konulur. Sebepse; Looser’ın aynen kendisi gibi sinemada çalışan NYU’lu yeni yetme bakire güzel çıtır Eunice’e bir bilezik takmak istemesidir. Kısaca “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olur” adamımız…

Unutmadan belirtmeliyim, çevirmen Sakıp Murat Yalçın, temiz bir iş yapmış, eline sağlık. Metnin orijinaline ulaşamadımsa da, çevirmen, kitapta on yedi yerde -sanırım- sansür uygulamış. Belki de bu yazarın bir tercihiydi, bilemedim. Örneğin: “Tanrı boşuna s.k vermiş sana!” (sf. 95).

Kitaptan sizler için alıntıladığım bazı aforizmalar:

Aşk: Çabalama ve hep yaklaşan ama asla dokunmayan bir gıdıklamadır…

Aşk, entelektüel ve kültürel uçurumlara köprü olabilir mi?…

Karşıt kültür yavaş yavaş kültürün kendisi olur.

Gençliğinde komünist olan Max Eastman yaşlandığında büyük bir borsacıydı.

İtibarın bir bedeli var mıdır?

Bir şeyin alt kültür değil de ana akım olması için bir bütçeye sahip olması gerekir.

Alkol, insanın oran anlayışını aşındırır, ama hissiyatını da çoğaltır.

Amerikan rüyası bir fırsat değil, sadece yaşamı idare ettirebilmektir.

Suçluluk duygusu, sadece gelişmiş hayvanlarda vardır.

Looser’ın bu zift kuyusu kentte kadim bir dostu vardır. Otuzlu yaşlarda olan Helmsley; okuryazar, eleştirmen, yazar, şair, çevirmen, kısaca edebiyat dostu olan bir entelektüel.

Looser, her ne kadar bir yer gösterici olsa da, boş zamanlarında bolca kitap okuyan ve ara sıra da kâğıda bir şeyler karalayabilen biridir.

İşten atıldıktan bir iki gün sonra, metroda yolculuk ederken kulak misafiri olduğu bir konuşma ile soluğu üçüncü cadde, on ikinci sokak yakınlarında, porno film oynatan, Zeus adlı patojenik bir eşcinsel porno sinema alır. Bu sinema, eşcinsellerin hem film seyredip hem de seks yapabildiği bir mekandır. Tuhaf bir ritüel eşliğinde, batı yakası neo hippisi olan Porto Rikolu Miguel’den, ikinci müdürlük işini, eşcinsel olduğu yalanıyla alır. Hatta gayler gibi bile giyinmeye veya saçlarını yaptırmaya bile başlar.

Sinemanın iç yapısıyla ilgili en çok hoşuma giden -ki bunu Aksaray Güneş ve Köşk sinemasına giden eski kulağı kesikler bilirler- set tasarımcısı Otto Ardet’in icadı olan eğimli sinema ve eğimli perde tasarımıydı. Şöyle ki; koltuklar sanki bir rampadalar, öne doğru hafif eğik. Perde de bu eğime göre eğiktir. Seyirci filmi seyrederken koltukta sabit durmak için muhakkak ayaklarıyla itelemek zorunda zemini yere düşmesin diye. Bu yüzden de seyirci, devamlı matine oynayan sinemada, fazla kalmayıp işi bitince sinemayı terk ediyor. Benzetmek gerekirse; Fast-Food’lardaki kahverengi kalk gidelim mobilyalar gibi aynen.

Looser’ın işleri bir iyidir bir kötüdür. En dibe vurduğu bir zamanda kucağına düşen bir şansla, SoHo gibi lüks bir bölgede, birinin çatı katı evinde, aylık 100 dolar gibi bir paraya kalabilme şansı yakalar. Evin sahibi olan eski tüfek sinema yönetmeni Sergei Ternevsky’nin manitasını –bizimkinin eşcinsel olduğunu söylemesine rağmen- bafilemesi nedeniyle evden topuklamak zorunda kalır. Başka bir olayda ise; borsa simsarı ve boşanmış bir kodaman kadın olan Glenn ile yaşadığı belden aşağı ilişkisi, kadının oğluna vereceği bir babalık dersinden –dayağından- sonra, Looser’dan sopa yiyen genç eleman, beysbol takımından yaşdaşlarıyla, esas oğlanımızın ağzını yüzünü çarşamba panayırına çevirip hastanelik ederler.

İbre, bir yukarı bir aşağı gidip gelir. Günün birinde, müdür olduğu Zeus sinemasında, Harrington Quarterly’nin yayın yönetmeni ile tanışır. Ona iş takası teklif ederek bir şiirinin dergide yayınlanmasını sağlar. Ama o da eline yüzüne bulaşır ve kendi adı yerine sinemanın kapıcısının adıyla yayınlanır.

Hayat, Looser için tam rayına girerken, kadim dostu Helmsley’in, süfli bir ilişki içinde olduğu Angela’nın onu terketmesi nedeniyle intihar etmesi ile bizimkinin, yine, hayattan tüm beklentileri dibe vurur. Miguel hergelesi ile sinemada yaptığı hırsızlıkların da açığa çıkması, polis kovalamacaları, Helmsley’in ölmesi, Glenn’in oğlu ve beysbol kankilerinden yediği sopa, hem fizik anlamda hem de manevi anlamda bizimkinin iyice dibe vurmasına neden olur.

Kitabı okurken, 240 sayfa boyunca, burnunuzda hep aynı çürük et kokusu var. Belki bilirsiniz, beyin kanaması geçiren ve hayata tutunan insanlar şunu söylerler: “Çürümüş et kokusu aldım ve kendimden geçtim.” Bu kitap da böyle: Çürümüş; et, yara, irin, sidik, lağım, kirli insan kokusu geliyor hep burnunuza. Midesi kaldıramayanların, bu rezil şehirde hayata tutunmaları olanaksızdır. New York, sizi kırbaçlayıp etinizi kanattıkça, bağımlılık haline getireceğiniz bir uyuşturucu gibidir…

Son olarak kitapta, kahramanımızı çok ilginç bir son bekliyor. Spoiler vermeyeceğim. Bu kitabı okuyup, iyi bir okuryazar olan sizlerin bu esere gerektiği ilgiyi göstereceğinizi umuyorum. İyi okumalar dilerim.

Süha Demirel, 11 Mayıs 2014.

***

Kitabın Künyesi:

Fuck-Up
Orjinal isim: The Fuck-Up
Arthur Nersesian
Çevirmen: Sakıp Murat Yalçın
Pia / Roman Dizisi
240 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 20 cm
İstanbul, İkinci Baskı 2011
"Bilirsiniz,tüm yerler aklınıza hüzünlü bir hatırayı getirdiği zaman o yerde fazla uzun kalmışsınız demektir."
"Hayatının bileşenleri yolunup gidip de tüm tutkular ve umutlar buharlaşınca kendiliğinden bir yalınlığa ulaşırsın.Tıpkı tek yönlü bir zembereğin tekrar tekrar kopması gibi."
Eve giderken bu gece reddettiğim şey için bir ay önce kendimi öldürmeye hazır olduğumu düşündüm
Arthur Nersesian
Sayfa 63 - Pia
Daha da sarhoş olunca ölümün anlamını düşünmeye başladım. Bu olayda, dokunaklı bir şekilde, gerçekleştirilmemiş bir potansiyel demekti. Bir sürü beyaz sayfa, bomboş. Hayatını yazmaya adamıştı.Tüm o oyunlar, romanlar , makaleler, kısa hikayeler, gösterişli bir şekilde bahsettiği ya da gerçekten yazdığı tüm o felsefi fikirler: Şimdi sadece ben biliyordum bunları.Amaçlarının hiçbirini gerçekleştiremeden öleceğini bilseydi hayatı çekilmez bulabilirdi.Katlandığı için belki de hayat onun derinliklerinde anlamını bulmuştu.
Arthur Nersesian
Sayfa 126 - Pia

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Fuck-Up
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754685640
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Fuck-Up
Çeviri:
Sakıp Murat Yalçın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pia
Fuck-up, Newyork'un arka sokaklarında gezinen adsız bir avarenin kâh kasvetli, kâh neşeli yolculuğunu kışkırtıcı bir üslupla betimliyor.

Sevgilisi tarafından terk edilen, zam istediği anda kovulan, daha sonra bulduğu porno sinemasındaki işinden olmamak için gay numarası yapan bir fuck-up'ın başına gelen tüm traji-komik olaylar, şehir yalnızlığının sindiği bir espri anlayışıyla aktarılıyor. Roman "kahraman"ının düzgün bir iş ve kız arkadaşa sahipken, yiyecek bulmak için çöpleri karır hale gelişini okurken, tüyleriniz diken diken olucak...

"New York usulü, uyuşturucusuz bir Trainspotting."
Mother Said'in Yazarı Hal Sirowitz

"Müthiş bir roman... Nersesian'ın, baştan çıkarıcı ve cesur anlatımı okuru hemen sarıyor."
The Village Voice

"Nersesian, sade bir vatandaşın dış dünya ve duygusal çevre ile olan ilişkisini hatasız ve samimi bir şekilde dile getiriyor. İşte bu yüzden hikaye doğal akışını koruyor ve inandırıcılığını yitirmiyor."

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Süha Demirel
  • Okur ve Yazar
  • radyokafa_
  • Serdar Glmz
  • Oğuzhan Şahin
  • Okuyan.hayalet
  • Cüneyt Karaağaç
  • cicoretti
  • Ömer İpek
  • Deliler Cumhuriyeti

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%36.4 (4)
8
%0
7
%36.4 (4)
6
%0
5
%18.2 (2)
4
%9.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0