Games Untold kitabı bir Novella olarak yazılmış, yani okunması şart değil, ki normalde serilerde bu ara kitapları okumam. ama bu seri, bu yazar, bu evren...
ben artık ne düşündüğümü kelimelere dökmekte çok zorlanıyorum, her seferinde de aynısı oluyor, hissettiklerim sanki dolup taşacakmış gibi geliyor.
şu sıralar okumaya çok vaktim yoktu ve ne yalan söyleyeyim aynı anda üç kitap okuyabilir miydim bilmiyorum, tabi tekrar dayanamadım çünkü Jennifer Lynn Barnes'ın beni hayal kırıklığına uğratmayacağını BİLİYORDUM. ve kendisinin bir dahi olduğunu söylemekten asla yorulmayacağım.
düşüncelerim (spoilerlı)
gerçekten ne yazacağımı bilmiyorum ama bu sefer daha kısa kesmek istiyorum. Games Untold bana çok farklı bir bakış açısı kattı, hem karakterler hem de olan tüm bu olaylar hakkında. kitaba Prag'da Jameson ve Avery ile başladık, yine birçok şey muallakta kaldı tabi. ardından Hannah ve Toby (nam-ı diğer Harry) hakkında okuduk ama bu çifti düşününce bile çok duygulanıyorum. onların kısmı bittikten sonra hemen The Hawthorne Legacy kitabını elime aldım ve sayfaları karıştırmaya başladım, ta ki Avery'nin annesi hakkında yaptığı araştırmalara kadar. başlangıçtaki amacım Toby'nin o kartpostallarda Hannah'ya ne yazdığını bulmaktı, fakat sonra fark ettim ki yazar aslında bize HER ŞEYİ ilk başta zaten söylemiş. ikisinin arasında olan bütün bu olaylar ve detayları, Jackson ve Hannah'nın annesi hakkındaki bilgilerin yarısı zaten bize ta ikinci kitapta söylenmiş. sayfaları çevirdikçe şok oldum, aradan bir süre geçtiği için bazı şeyler unutmuştum ama bir insan bu kadar derinlikli bir mantığı nasıl kurabilir? bütün kalbimle yazarın bu kitapları sondan başa doğru yazdığına inanıyorum.
Nash ve Libby hakkında okumak çok güzeldi, ikisini de çok tanımıyorduk ama okuduktan sonra emin oldum ki