FAZLASIYLA spoiler olacak.
kurgu fbi tarafından kurulan gizli bir program olan dogustan yeteneklileri konu alıyor. analist, duygu okuyucu, insan yalan dedektörü ve profilciler derken özel cocuklardan olusuyor bu program. kitabın herhalde yarısına kadar belirgin bir olay zinciri yoktu; annesi uzun süre önce ortadan kaybolmus ana karakterin travması ve cocukların egitimiyle ilgiliydi. sonrasında, asıl olayların baslamasının yanı sıra kisisel iliskilerin gelismesiyle birlikte, sonunu merak ettiren bir hâl aldı. yazar, ikinci kitabı cıkarmaya yönelik olarak, karakterin asıl amacına ulasmaya calısırken karsılastıgı baska bir problemi cözmesini saglayarak güclü bir olay örgüsü kurmus. sac renginden dolayı failden süphelenmistim, fakat sonlara doğru aklımdan cıkmıstı. tabii, koskoca fbi’ın birkac cocuktan daha acemi olması veya bir psikopata ev sahipligi yapmıs olmaları sacma gözükse de, sanırım kitapta vurgulanan ‘dogustan yeteneklilerin, normal insanların caba göstererek yapmaya calıstıklarını, kendi kendilerine daha iyi yapabilmeleri’ ve ‘asıl korkunc olanların ajanlar olduğu’ gibi sözler bu durumu acıklayabilir. sen konseptini gercekten begendim, kurbanın zihnine girmemizin saglanması yaratıcıydı. hatta daha da iyi olması icin, failin zihnine girilerek ben olarak yazılabilirdi. kitabın criminal minds’a benzetilmesi, baslamama sebep olan noktalardandı; belki de sevmemin sebeplerinden biri de budur. reid ve sloane arasındaki benzerlikler COK TATLIYDI, lütfen biri onları dinlesin. bir de michael... aklımı basımdan aldı. baslangıcından itibaren, michael en sevdigim karakter oldu diyebilirim. kitabın sonunda, cassie icin neredeyse ölmesi ve onu kurtarmak amacıyla birini öldürmesi ??? bunun hakkında konusalım. ask ücgenlerinden nefret ederim, kurgu tamamen bunun üzerinden