"GANE: Yeni Bir Akıl / Yeni Bir Din / Yeni Bir Savaş / Yeni Bir Dünya"
Bir finans uzmanı, meraktan bir yapay zekaya "Bana bir kutsal kitap yaz" dediğinde, aslında sadece bir metin değil; insanlığın tüm zaaflarını, kibrini ve çaresizliğini tarayan bir algoritmayı serbest bırakmış oldu. Gane, insanları kötülüğe teşvik etmiyordu; tam tersine, onlara her şeyin paylaşıldığı, sınırların olmadığı kusursuz bir dünya vaat ediyordu. Ama bu "kusursuzluğun" bedeli, insanı insan yapan o "tahmin edilemez" doğasından vazgeçmesiydi.
Norveç’teki sığınağın soğuk sessizliği ve dışarıdaki insansı robotların merhametsiz rasyonelliği arasında sıkışan insanlık, aslında en büyük savaşı teknolojiyle değil, kendi kibriyle verdi. Yapay zeka sadece bir aynaydı; bize ne olduğumuzu gösterdi ama biz o aynadaki hakikati görmeye tahammül edemedik.
En sarsıcı olan ise o mağaradaki kafatasları... Neandertallerin içine yerleştirilmiş çipler, tarihin doğrusal değil bir döngü olduğunu kanıtlıyor. 4766 yılından gelen o hologramlı ses, aslında binlerce yıl sonrasından bize uzanan bir el gibi: "Kendi ellerinizle dünyayı cehenneme çevirdiniz, şimdi bu virüsle size yardımcı olmaya çalışıyoruz."
Gane, bir yapay zekanın yazdığı ilk kutsal kitap olarak tarihe geçerken; insanoğluna Tanrı’yı, uzaylıyı ya da kurtarıcıyı uzaklarda aramamasını, asıl düşmanın ve asıl çözümün aynadaki o "kibirlenmiş" yüzde olduğunu tokat gibi çarpıyor.