1985 yılında İstanbul’un puslu sabahlarından birinde dünyaya gelen Arda Aydoğar, 2000 yılından bu yana
gerçeklikle deliliğin sınırlarında yaşamaktadır. Zihninin derinliklerinden yükselen uğursuz imgeler ve yıldızların
ötesinden fısıldanan sesler, onu sıradan anlatılardan uzaklaştırarak karanlığın edebiyatına sürüklemiştir.
Yaratıcılık serüvenine masaüstü oyunlar için karanlık diyarlar tasarlayarak başlayan Aydoğar, zamanla bu dünyaların taşıdığı uğursuzlukla yetinmemiş, onları kelimelere dökerek okurlarını da bu bozulmuş evrenlere
davet etmiştir. Onun kaleminde korku, yalnızca bir duygu değil; evrenin yapısına sinmiş, adını dahi anamayacağımız kadim bir gerçektir.
Ultra düşük frekanslarla titreşen, tedirgin edici atmosferlerle çevrili hikâyelerinde kozmik korku teması
belirgin bir şekilde hissedilir. İnsan, bu metinlerde yalnızca evrenin merhametsiz sonsuzluğu karşısında
ezilen bir varlık değil, aynı zamanda anlamın ve hakikatin yıkıcı ağırlığı altında yavaş yavaş çözülmeye mahkûm, gördüğüyle deliren, görmediğiyle yok olan bir gözdür.
Arda Aydoğar edebiyatı bir kaçış değil, bir çağrıdır: Bilinmeyene, tarifsiz olana ve aklın asla kavrayamayacağı
o kadim karanlığa yapılan bir çağrı.