"Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir," der Tolstoy. Hayaletler'in öyküsü de bir ailenin yeni bir şehre taşınmasıyla başlıyor. Cat ve Maya iki kız kardeş. Maya'nın solunum ve sindirimini etkileyen kistik fibrozis isimli bir hastalığı var. Bu nedenle daima serin, bulutlu ve sisli olan okyanus kıyısındaki bir kasabaya taşınıyorlar. Bu yeni hayatlarına Cat en başından beri olumsuz bakıyor. Karanlık ve soğuk olan bu yabancı yerde, üstelik tüm arkadaşlarından uzakta olmak onun için tam bir kabus. Üstelik bu yeni kasaba Cat için fazla gizemli. Bu kasabadaki insanlar hayaletlerin var olduğuna, üstelik onların aralarında dolaştığına inanıyorlar.
Meksika'da bir gelenek halini almış Ölüler Günü (Dia de Los Muertos) festivali yaklaşırken, hayaletler de kasabada özgürce dolanıyorlar. Hayaletler dost canlısı ve iyi olsalar da, yaşayanlardan parçalar toplamayı seviyorlar. Küçük anma eşyaları, öpücükler, sonra... Nefes. Maya için hayaletler tehlike taşıyor. Bu nedenle Cat, kardeşini korumak için hayaletlere karşı daima tetikte bekliyor. Çizgi roman boyunca iki kız kardeşin bu gizemli kasabada yaşadıklarını okuyoruz.
Kitabı tek bir kelimeyle anlatacak olsam tatlı derdim. Kitaptaki çizimleri çok sevdim. Bazen gerek edebiyatta, gerekse sinemada kurguyu sevsem de, çizimleri sevemeyebiliyorum. Ama bu kitabın çizimleri de çok tatlıydı bence. Yazar bu kurguyu oluştururken on üç yaşında hastalıktan dolayı vefat eden kuzeni Sabina'dan ilham almış. Maya karakteri de tıpkı yazarın kuzenini tarif ettiği niteliklere sahip. Neşeli, duyarlı ve umut dolu bir çocuk. Çizgi romanı okuyacaksanız, biraz içinizin titremesine ve yüzünüzde buruk tebessümler belirmesine de hazırlıklı olunuz.
İlgisini çekenlere kitabı öneriyorum. Büyük