Görünür Dünyanın Eşiği

·
Okunma
·
Beğeni
·
46
Gösterim
Adı:
Görünür Dünyanın Eşiği
Baskı tarihi:
25 Nisan 2006
Sayfa sayısı:
333
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394824
Orijinal adı:
The Threshold of the Visible World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Önde gelen psikanalitik kuramcılardan biri olan Kaja Silverman, öğrencilerinden birinin sorduğu bir soruyu yanıtlamak için çıkıyor yola: “Psikanalizin bir sevgi kuramı var mı?” “Hem psikanaliz hem de son yıllarda psikanalize başvurulan çoğu tartışma içinde cinsellik, arzu ve saldırganlık çokça ele alınmıştı, ama sevgi, bu iki bağlam içinde de göze çarpmamıştı,” diyen yazar, Görünür Dünyanın Eşiği’nde, sevginin hem psişik hem de siyasi alanda çok önemli bir rol oynadığını savunuyor. Kendi bedenimizden farklı olan ve kültürel olarak hor görülen bedenleri sevme yolunda bize yardımcı olacak bir estetik model geliştirip; kültürde değişim sağlayabilecek bir idealleştirmenin nasıl olabileceğiyle ilgili bir yeniden düşünmeyi de bu modelin merkezine yerleştiriyor.

Kitabın adını Lacan’ın Écrits’de ayna evresini tanımlamak için kullandığı “ayna imgesi, görünür dünyanın eşiği gibidir” sözlerinden alıntılayan yazar, idealleştirme işleviyle sevginin yakından bağlantılı olduğundan hareketle kitabın “Eşik” kısmında, var olan idealler sistemini tartışıyor; özdeşleşmedeki tek güçlü teşvikin idealleştirme olduğunu savunuyor. Aksi halde yok sayacağımız bedenleri hangi şartlar altında idealleştirip onlarla özdeşleşebileceğimiz konusu üzerinde duruyor. Kitabın “Görünür Dünya” olarak adlandırdığı ikinci yarısında ise, görüş alanını oluşturan üç kategoriye odaklanıyor: nazar, perde ve bakış. Bakışımızın arzu ve kaygılarımızdan her zaman etkilendiğini; bizi çevreleyen temsillerin dolayımıyla gördüğümüzü gösteriyor bize Silverman. Lacan’ın “etkin sevgi hediyesi” olarak adlandırdığı ancak hiçbir zaman açıkça tanım-lamadığı kavramı kuramlaştırıp, kitabının etik ve siyasi tasarısının odağına yerleştiriyor. Ötekinin arzularına, mücadelelerine ve ıstıraplarına katılmamızı, “ve bunu kendimizin değil, onun kıymetini artıracak şekilde yapmamızı” sağlayacak görsel metinlerin çoğaltılması çağrısını tutkuyla yineliyor.

“Benliğin ve hâkim temsilin zorbalığıyla savaşmak konusunda bilincin tek başına yapabileceği fazla bir şey olmasa da, bu ödev temelde imkânsız da olsa, etik bir şekilde bakma zorunluluğundan hiçbirimiz muaf değiliz” diyen; ve “öznenin, kapasitesini aştığı için tek başına gerçekleştiremeyeceği bir şeyi kolektif olarak yapmamıza estetik metnin yardım edebileceği”ni savunan Silverman, sıra dışı eserler rehberliğinde sürdürüyor arayışını: “Sen ya da ben”in fasit mantığı dışına nasıl çıkabiliriz? Etik anlamda kendimizi ve birbirimizi nasıl sevebiliriz? Bakışımızı nasıl yeniden eğitebiliriz? “Sen ve ben”i nasıl mümkün kılabiliriz?

“Silverman çetrefil olduğu kadar da etkili ve esin veren, vicdani sağlamlığa sahip bir etik duruşu dikkatimize sunmayı başarmış.”
San Francisco Bay Guardian
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Metz şöyle der:
"saf nesnenin üzerine geri itilen sadece görülendir" (s. 97). Bu şekilde aynı hizaya gelen seyirci güya gösteri dışında bir yerden bakar. Birincil özdeşleşme, zamanın ve bedenin dışında olan ve doğrudan epistemolojik hakimiyet kazandıran bir görüşü de ima eder.
Hem Metz hem de Baudry bu görünmez, cisimden kurtulmuş, belirli bir zamana ait olmayan ve her şeyi bilen görüşü ideolojik bir kurgu olarak ifşa etmekte acele etse de, onun aldatıcı hazlarını sinema deneyiminin neredeyse kaçınılmaz bir özelliği olarak görürler. Seyreden özne, bu yapıntı içinde ve yine bu yapıntı vasıtasıyla
oluşturulur.
Daha önce de vurguladığım gibi be­lirli bir toplum tarafından tekrar tekrar "ideal" olarak temsil edilen nesneler, neredeyse karşı konulmaz bir çekim uygulayabilir.
Lacan şunları söylerken bizleri olduğu kadar, ortaçağda ve Rönesans döneminde yaşayan insanları da kastediyordu: "Biz, dünya gösterisinde, kendisine bakılan varlıklarız."
Mağara duvarlarına bir şeyler çizilmeye başlandığından beri, imgeler vasıtasıyla görmüş ve görülmüşüzdür.
Bizim çağımıza özgü olan, öznelliğin ve dünyanın temelinin aynasal oluşu değil, o temelin sahip olduğu şartlar, yani, nesneleri bi­çimlendirmemize ve sonra da bizim biçimlendirilmemize vasıta
olan imgelerin mantığı ve bu imgelere, daha geniş bir örgüt olan görüş alanı vasıtasıyla bahşedilen değerdir.
Narsisizm Üzeri­ne'de Freud, bir erkeğin onlara duyduğu sevgiyle karşılaştırılabi­lir yoğunlukta kendilerini seven ve ihtiyaçları sevmek değil, sevilmek yönünde olan kadınlardan bahseder. Böyle bir du­rumda kadın öznenin kendini sevme olanağını başka bir kişinin ona duyduğu sevgi vasıtasıyla aradığı söylenebilir.
Öznenin gerçek ya da metaforik kamera tarafından belirli bir şekilde ayrımsanmak için yaptığı ilk şey poz vermektir. Son yıllarda poz başlığı altında çok şey yazıldı, ama pozun özündeki fotoğrafik do­ğayı, yani pozun, aslında önceden varolan bir imgenin ya da görsel değişmecenin taklidi olmanın yanı sıra, fotoğrafın kendisinin de
taklidi olduğunu tam olarak anlayan sadece Craig Owens olmuştur.
"Bir fotoğraf için paz verdiğİrnde ne yaparım?" diye sorar Owens.
"Donarım ... dönüşmek üzere olduğum fotoğrafı tahmin edercesine;
ışık geçirmezliğini, hareketsizliğini taklit ederek; fotoğrafın et üzerindeki ' öldürücülüğü 'nü bedenimin yüzeyine yazarak."
Aynasal olan yalnızca, egonun bir yansıtması oldu­ğu yüzey değildir; imgelerin bütünleştiği bir yer olan sereb­ral korteksin kendisi de bir ayna işlevi görür.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Görünür Dünyanın Eşiği
Baskı tarihi:
25 Nisan 2006
Sayfa sayısı:
333
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394824
Orijinal adı:
The Threshold of the Visible World
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Önde gelen psikanalitik kuramcılardan biri olan Kaja Silverman, öğrencilerinden birinin sorduğu bir soruyu yanıtlamak için çıkıyor yola: “Psikanalizin bir sevgi kuramı var mı?” “Hem psikanaliz hem de son yıllarda psikanalize başvurulan çoğu tartışma içinde cinsellik, arzu ve saldırganlık çokça ele alınmıştı, ama sevgi, bu iki bağlam içinde de göze çarpmamıştı,” diyen yazar, Görünür Dünyanın Eşiği’nde, sevginin hem psişik hem de siyasi alanda çok önemli bir rol oynadığını savunuyor. Kendi bedenimizden farklı olan ve kültürel olarak hor görülen bedenleri sevme yolunda bize yardımcı olacak bir estetik model geliştirip; kültürde değişim sağlayabilecek bir idealleştirmenin nasıl olabileceğiyle ilgili bir yeniden düşünmeyi de bu modelin merkezine yerleştiriyor.

Kitabın adını Lacan’ın Écrits’de ayna evresini tanımlamak için kullandığı “ayna imgesi, görünür dünyanın eşiği gibidir” sözlerinden alıntılayan yazar, idealleştirme işleviyle sevginin yakından bağlantılı olduğundan hareketle kitabın “Eşik” kısmında, var olan idealler sistemini tartışıyor; özdeşleşmedeki tek güçlü teşvikin idealleştirme olduğunu savunuyor. Aksi halde yok sayacağımız bedenleri hangi şartlar altında idealleştirip onlarla özdeşleşebileceğimiz konusu üzerinde duruyor. Kitabın “Görünür Dünya” olarak adlandırdığı ikinci yarısında ise, görüş alanını oluşturan üç kategoriye odaklanıyor: nazar, perde ve bakış. Bakışımızın arzu ve kaygılarımızdan her zaman etkilendiğini; bizi çevreleyen temsillerin dolayımıyla gördüğümüzü gösteriyor bize Silverman. Lacan’ın “etkin sevgi hediyesi” olarak adlandırdığı ancak hiçbir zaman açıkça tanım-lamadığı kavramı kuramlaştırıp, kitabının etik ve siyasi tasarısının odağına yerleştiriyor. Ötekinin arzularına, mücadelelerine ve ıstıraplarına katılmamızı, “ve bunu kendimizin değil, onun kıymetini artıracak şekilde yapmamızı” sağlayacak görsel metinlerin çoğaltılması çağrısını tutkuyla yineliyor.

“Benliğin ve hâkim temsilin zorbalığıyla savaşmak konusunda bilincin tek başına yapabileceği fazla bir şey olmasa da, bu ödev temelde imkânsız da olsa, etik bir şekilde bakma zorunluluğundan hiçbirimiz muaf değiliz” diyen; ve “öznenin, kapasitesini aştığı için tek başına gerçekleştiremeyeceği bir şeyi kolektif olarak yapmamıza estetik metnin yardım edebileceği”ni savunan Silverman, sıra dışı eserler rehberliğinde sürdürüyor arayışını: “Sen ya da ben”in fasit mantığı dışına nasıl çıkabiliriz? Etik anlamda kendimizi ve birbirimizi nasıl sevebiliriz? Bakışımızı nasıl yeniden eğitebiliriz? “Sen ve ben”i nasıl mümkün kılabiliriz?

“Silverman çetrefil olduğu kadar da etkili ve esin veren, vicdani sağlamlığa sahip bir etik duruşu dikkatimize sunmayı başarmış.”
San Francisco Bay Guardian

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • başlangıcın çağrısı
  • Hakan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0