İRFAN AYDIN-GÖZLEMLİ-YORUM
Kitabı, klasik anlamda "başlangıç-gelişme-sonuç" çizgisinde ilerleyen bir roman değil; birbirini besleyen gözlem/deneme yazıları üzerinden kurulan, okuru her bölümde bir "soru"ya yaklaştıran bir yapı. Yazar, özellikle içinde bulunulan dönemi (insanların kabuklarına çekildiği, ev-aile-okuma ile yeniden düşünme fırsatının doğduğu bir süreç) "tefekkür" için verimli bir zemin olarak kuruyor; ardından da okurun zihnini peş peşe sorularla açmayı hedefliyor: "Şehrimde, ülkemde, dünyada neler oluyor?", "ne kadar bilincindeyim?", "hayatım ne ölçüde șekillendiriliyor?" gibi sorular kitabın omurgasını oluşturuyor. Olay örgüsünün derinliği bu yüzden aksiyondan değil, temaların birbirine eklemlenmesinden geliyor: kitap bir "hikâye" anlatmaktan çok, modern hayatın insanı nereye ittiğini katman katman gösteriyor. Örneğin "Bencilim, Bencilsin, Bencilleştiriliyoruz" bölümünde yazar bencilliği sadece kişisel bir kusur gibi değil, çağın kurduğu bir düzen olarak ele alıyor; teknolojinin, medyanın, ev içine kapanmanın ve özellikle telefon/ekran alışkanlığının insanı "mahrem bölge"ye çekerek ilişkileri zayıflattığını söylüyor.Bu hat, kitabın ana mesajlarından birine bağlanıyor: Kendi içimize çekilirken insanlığımızı, merhametimizi ve sorumluluğumuzu kaybetmeyelim. Dil ve üslup net biçimde "okura dönük": sorular soran, doğrudan hitap eden, bazen sertleşen, bazen içten bir nasihat tonuna kavan bir anlatım var. "iletisime hazır ve açık mıyız?" bölümünde üslup daha gündelik ve sohbet gibi; telepati örneğiyle başlayıp (bilimsel tartışmaya da dokunarak) aslında derdini şuna getiriyor: "Yanımızda duran insanla bile iletişim kuramıyorsak, mesele dil değil duygu köprüsü." "Aynı dili değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir" cümlesi kitabın iletişim anlayışını çok iyi